CGTN / Keith Lamb

Afganistan kendilerinden şüphe etmeleri sağlanmaya çalışılan Batılı vatandaşların baştan bitirmesi gereken bir deneyimdi. Bize oraya Usama Bin Ladin’i yakalamak ve zavallı Afganları kendilerinden kurtarmak için gittiğimiz söylendi. Ancak, propaganda yalanlarının ötesinde, gerçekte, Batı işgali utanç verici bir yeni sömürgeci girişimdi.

Tıpkı Afganistan’dan önce gerçekleşen birçok sömürgeci girişim gibi, retorik yüceyken insanlar aynı şekilde acı çektiler ve sömürgeciliğin sonu kaotik oldu. Bu haliyle, Taliban’ın şimdi Afganistan’da iktidarda olması sürpriz değil. İnsanlar Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) empoze ettiği “demokrasi” altında elle tutulur bir iyileşme göremedi. Sonuç olarak, bu da Batı’nın kendi düzen(sizlik)lerini farklı tarihleri olan uygarlıklar üzerine empoze etmekteki bir başka başarısızlık örneğini oluşturuyor. Ilımlı tahminleri kullanırsak, Afganistan’ı işgal etmek için ABD 2,261 trilyon dolar, İngiltere ise 30 milyar dolar harcadı. Örneğin, Uluslararası Para Fonu’na göre, 2019’da Afganistan’daki işgali devam ettirmek 52 milyar dolara mal olurken ülkenin toplam Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) gülünç bir miktar, 20,68 milyar dolardı (kişi başına 531 dolar). 

Silah satışları ve hızla özelleştirilen, savaş cephesindeki diğer hizmetlerin karşılanması büyük işletmelerin mutlak bir vurgun yapmalarını sağladı. Eski Baykan Yardımcısı Dick Cheney’in bir zamanlar başkanlığını yaptığı Halliburton gibi şirketler avuç dolusu kar etti. Cumhuriyetçi Parti ve Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) ile personel değişimi yüksek düzeyde olan Blackwater için de aynı şey geçerli. Yine de ölümler oldu, kesin konuşmak gerekirse 241 bin kişi. Ancak, bunların sadece 2 bin 442’si ABD ordu personeliydi ve Küçük Bush gibi asker kaçağı sınıfından değillerdi. Bu “yan hasara” karşılık, liberal transatlantik seçkinleri 20 yıllık aralıksız savaş kârları elde etti.

Ardından afyon üretimini kontrol edenler ve teröristler gibi gizli grupları finanse etmek için kullanılabilecek yasa dışı kâr edenler de kazananlar arasındaydı. Taliban daha önce afyon üretimini ortadan kaldırmıştı, ama Batı yönetimi altında Afganistan, küresel afyon üretiminin üçte ikisinin yapıldığı bir uyuşturucu-devletine dönüştü. Bu acı çeken Afganlar arasında daha önce hiç görülmemiş oranlarda afyon bağımlılığına yol açtı.

Garip bir şekilde, İngiliz ve ABD askerlerinin afyon tarlalarını koruduğuna şahit oldu. Public Intelligence, Kasım 2009’da zamanın Uyuşturucuyla Mücadele Bakanı General Hodaydad’ın uyuşturucuların büyük kısmının, Afganistan’daki uyuşturucu üretiminden para kazanan NATO güçlerinin kontrolündeki iki eyalette stoklandığını söylediğini bildirdi. Dolayısıyla, liberal seçkinlerin yalanlarına inana ve destekleyenlerin bütün sert gücün, bütün sömürgeci eylemlerin her zaman yumuşak güçle meşrulaştırıldığı gerçeği üzerine düşünmeleri gerekir. Beyaz insanın eski sömürgeci uygarlaştırıcı sorumluluğunun yerini bugün insan hakları propagandası aldı.

BATI’NIN İŞGALİ YENİ BİR SÖMÜRGECİ GİRİŞİMİ

Afganistan aslında başından sonuna kadar bir kendinden şüphe ettirme süreciydi. Başka türlü nasıl olabilirdi ki? Küçük bir seçkin grubunun dolandırıcılıktan milyarlarca dolar kâr etmesi için 20 yıllık savaşı kim destekledi?  Bazıları terörizmle mücadele etmeye gittiğimize inanıyor ama Taliban her zaman Usama Bin Ladin’i teslim etmeye hazırdı, bununla ilgili destekleyici kanıtlar verildi. Ardından, savaşı tetikleyen 9/11 olayında bile birçok tutarsızlık vardı.  Örneğin, o gün kontrollü bir yıkım gerçekleştirildiğini iddia eden binlerce “9/11 Gerçeği Mimarları ve Mühendisleri” var. Bu haliyle, içerden bir kötü niyet olmasa bile, bilimsel kanıtların bilinçli olarak inkâr edilmesi var. Çünkü 9/11 olayı transatlantik yönetici seçkinleri için büyük bir yatırımdı. Bu olay eroin ticareti ve kitle imha silahları üreticileri için 20 yıllık bir kâr sağladı.

İnanılmaz bir şekilde şimdi Afganistan’ın Batılı demokrasilerimiz tarafından yapılan bir “hata” olduğu hatırlara geliyor. Bu her zaman seçkin liberal sanığın çıkarları için bir çıkış kapısıdır. İlk önce zulüm yap, ikinci olarak bundan kâr et, üçüncü olarak, herkes harap olmuş durumdayken, demokrasinin nasıl küçük bir azınlık tarafından rehin alındığını incelemeden bunun ortak bir “demokratik hata” olduğunun propagandasını yap.

Trajik bir şekilde, bu “hata” bizim seçkinlerimiz ya da Batı’nın vatandaşlarının ders çıkardığı bir hata değil. Batı demokrasileri, daha da fazla sömürgeci girişimleri desteklediklerine tanık olacak yeni yalan serumlarıyla beslenirken, uyukluyor. Bugün Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde “soykırım” ve “kölelik” uyguladığı zamanımızın yeni yalanları. Bu yalanlar yukarıda anılan sınıf için eğer yeni soğuk savaşlarını çıkarabilirlerse, yeni bir bol kazanç kapısı olabilir.

Savaşın maliyetlerini karşılayamayız. Açıkça uyanıp, seçkinlerimizin en iyilerimizi kendi sömürgeci kârları için ölüme göndermekte bir sorun yaşamadıklarını görmeliyiz. Her şey olup bittikten sonra, alandaki basit gerçek, Xinjiang’a komşu olan Afganistan’ın yıkım güçleri ile yapım güçleri arasındaki sınırı temsil ediyor olmasıdır. Bunu reddetmek büyük bir propaganda dağını gerektirir.