CGTN / Tom Fowdy

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Gümrük ve Sınır Muhafaza (CBP) kurumu, Dalian Ocean Fishing Co Ltd şirketine ait 32 balıkçı gemisi hakkında, şirketi, Endonezyalı işçileri “zorla çalıştırmakla” suçlayarak ithalat yasağı uygulaması getirdi. 

Bu adım ekonomik olarak önemsiz olmasına rağmen, yine de ABD’nin, pamuktan güneş panellerine kadar değişen alanlarda genellikle Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’yle ilgili olarak, stratejik veya korumacı hedefler peşinde Çin sektörlerini ve şirketlerini itibarsızlaştırmak için “zorla çalıştırma” kartını kullanmadaki artan eğilimini temsil ediyor. İlkelerin siyaseti belirlemesinin aksine, siyaset ilkeleri belirliyor. 

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde ABD, “zorla çalıştırmadan” bahsettiği zaman iyi niyetli veya temiz bir pozisyonla hareket etmiyor ve insanlar genellikle, ABD’nin kendisinin dünyanın en büyük “zorla çalıştırma” destekleyicisi olduğu gerçeğini fark etmesi için çok az şey yapıyor. ABD bütün bir cezaevi sistemini, iyileştirme veya cezalandırma öncülüğüne değil, orantısız bir biçimde etnik azınlık gruplarını etkileyen özel kar ve ekonomik kazanç arayışına yönlendiriyor.

CEZAEVİ-SANAYİ KOMPLEKSİ

ABD’de hapis cezası bir endüstridir. “Askeri-Sanayi Kompleksi” yaygın biçimde, silah üreticilerinin dış politika kararları üzerindeki etkisinin tanımlanması olarak bilinirken, “Cezaevi-Sanayi Kompleksi” özel sektörün benzer şekilde, hapsetmeyi desteklemek lehinde ABD ceza adaleti sistemi üzerinde nasıl olumsuz bir etkiye sebep olduğunu detaylandıran benzer bir olgudur. İnsanları ıslah etmek yerine cezaevine koymak, bir dizi alanda büyük paralar getiriyor, örneğin: gözetleme ekipmanı ve müteahhitlik şirketleri, ancak özellikle Guardian gazetesinin yazdığı gibi, çarpıcı biçimde düşük ücretli ve vasıfsız Amerikalı mahkumlar, saati 12 ila 40 sent karşılığında dışarıya yaptırılan işlerde çalıştırılıyorlar.

Eric Schlosser’in 1998 yılında yazdığı gibi, “cezaevi-sanayi kompleksi” sadece bir dizi çıkar grupları ve kuruluşları meselesi değil, aynı zamanda bir ruh halidir. Büyük paranın cazibesi, güvenlik ve kamu hizmeti düşüncesinin yerini yüksek kâr dürtüsünün almasıyla ülkenin ceza adaleti sistemini yozlaştırıyor. Seçilmiş yetkililerin, suça müsamaha göstermeyen yasaları geçirme arzusu, bu yasaların dışsal ve sosyal maliyetlerini ortaya koyma konusundaki isteksizliğiyle birleştiğinde, her türlü finansal yolsuzluğu cesaretlendirdi. MR Online’a göre, Boeing, Starbucks ve Victoria’s Secret’ın da aralarında bulunduğu şirketlerin tamamı ABD cezaevi işçiliğini kullandı.

Hiç şüphesiz, ABD tahmini 2,2 milyon mahkumla, dünyada cezaevlerinde en fazla mahkum bulunduran ülke unvanına sahip bulunuyor. ABD’de 1970’li yıllarda “uyuşturucuya karşı savaş” ve daha sert cezalar uygulanmaya başladığında, bunların hepsi neoliberal ekonomi dönemiyle birlikte, cezaevi “endüstrisini” sağlamlaştırdı. 

En büyük yük etnik azınlıkların üzerinde bulunuyor. 2018 yılı itibarıyla siyah erkekler ABD’deki erkek cezaevi nüfusunun yüzde 34’ünü, İspanyollar yüzde 24’ünü ve beyazlar yüzde 29’unu oluşturuyor. Kanada’da yayımlanan National Post gazetesi 2013 yılında Amerikan sistemini şöyle anlatıyor: ‘’Bu insanların milyonlarcası uyuşturucu savaşında, delicesine sıkı mecburi ceza kurallarıyla, aldatıcı üç hata politikalarıyla ve ‘suça müsamaha göstermeyen’ seçmen histerisinin diğer sonuçlarıyla toplanmış şiddete başvurmayan kişilerdir.’’

MR Online ayrıca, “göçmen yasalarını ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklanan göçmenlerin, cezaevi işçiliğinin en hızlı büyüyen kesimlerinden biri olduğuna” işaret ediyor. 

National Post, “Paradan tasarruf etmek için birçok eyaletin, mahkum bakımı rahatsız edici bir bütçe doğrusu kalemi olduğu için cezaevi operasyonlarında özel şirketlerden taşeron hizmet aldığını” vurguladı. Cezaevi endüstrisinde faaliyet gösteren birkaç önemli şirket arasında GEO grup ve CoreCivic şirketi bulunuyor. Sırasıyla 2,4 milyar dolar ve 1,9 milyar dolar gelire sahip bu iki şirket ABD borsalarında işlem görüyor ve eski ABD Başkanı Donald Trump seçildiği zaman, şaşırtıcı olmayan bir şekilde bu iki şirketin hisseleri yükselmişti.

YANSITMA

ABD dış politika sahnesinde, zorla çalıştırmaya karşı olduğunu iddia ediyor ve bunu Çin’e iftira atmak için kullanıyor. Bununla birlikte ABD, gerçekte kâr amacıyla cezaevinde zorla çalıştırma ve hapsetme uygulamasının büyük ölçekte normalleştirildiği ve nihayetinde ülkenin hukukun üstünlüğüne olan gerçek bağlılığının sorgulandığı bir ülkedir.

Her ne kadar ABD, kendisini klasik özgürlüğün şampiyonu ilan etse bile, başından itibaren bunların hepsi uygulamada, sürekli olarak bir yoksulluk, suç ve daha sonra bir hapis cezası yaratan eşitsiz bir düzen tarafından cezalandırılanların aksine, ülkenin kapitalist ve toprak sahibi sınıfları için “özgürlük” olduğu anlamına geliyordu. ABD sonuçta bir “burjuva demokrasisidir” ve böylece, Çin’e karşı bir tür kaygılı gibi görünmek, keza ekonomik ve siyasi olarak harekete geçmektir.