Yazar: Elias Jabbour, Brezilyalı ünlü Marksizm bilgini, Rio de Janeiro Eyalet Üniversitesi İktisat Bölümü Doçenti

Nazi Almanyası’nın propaganda şefi Paul Joseph Goebbels, “Yalan binlerce kez tekrarlanırsa gerçektir” teorisine inanıyordu, günümüzde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) artık bu teorinin sadık bir uygulayıcısıdır.

ABD, Çin’in egemenliğini baltalamak amacıyla Xinjiang meselesiyle ilgili söylentiler yaymaya devam ediyor.

Ağustos 2018’de, Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin eski üyesi Gay McDougall, siyasi ve kültürel doktrin eğitimi için 2 milyon Uygur’un zorla sözde “yeniden eğitim kampına” gönderildiği iddiasında bulunarak uluslararası toplumda büyük ilgi uyandırmıştı.

Ancak Gay McDougall’in bu açıklamasının doğruluğunu teyit edecek hiçbir materyal ve fiziksel kanıt yoktu.

Açıkçası, Xinjiang meselesi bazı ülkelerin propaganda makineleri başlatmak için bir pazarlık kozu haline geldi.

Bu yalanların ortaya çıkışı tesadüf değildir. Bir yandan kalkınma hedeflerine emin adımlarla ilerleyen Çin’in uluslararası etkisi her geçen gün artarken, diğer yandan, Batı dünyasında çıkan haberlerin yüzde 80’i AP, AFP ve Reuters olmak üzere üç medya kuruluşundan gelir. Bu nedenle bilginin “oligopolü” Guy McDougall’ın asılsız “suçlamalar” yapmasına izin verir.

Xinjiang’la ilgili söylentilerin bir diğer önemli kaynağı da şu an ABD’de yaşayan Alman aşırı sağcı uzman Adrian Zenz’dir.

Bu kişinin sözleri siyasi önyargı ve yalanlarla dolu. Xinjiang’a hiç ayak basmayan Adrian Zenz, 100 bin ila 2 milyon müslümanın sözde “yeniden eğitim kamplarında” gözaltına alındığı iddiasında bulundu.

Bir dizi veri karşılaştırmasıyla Adrian Zenz’in yalanı çürütülebilir.

Batılı ülkeler, Çin hükümetini Xinjiang’da Uygur doğum oranını yılda  yüzde 15,5’ten yüzde 2,5’e düşüren sözde “kitlesel sterilizasyon politikası” uygulamakla suçluyor. Ancak bu yıl Mayıs ayında yayımlanan 7’inci Çin Ulusal Nüfus Sayımı Raporu’na göre, 2010 yılına kıyasla, Xinjiang’daki etnik azınlıkların nüfusu son on yılda yüzde 14,27 arttı, aynı dönemdeki etnik azınlıklar ve Han nüfus artış oranları sırasıyla yüzde 10.26 ve 4.93 olarak belirlendi.

Batı dünyası tarafından yaratılan başka bir yalan da Çin hükümetini “geleneksel kıyafet giyme yasağı” ve “camilerin zorla yıkılması” dahil olmak üzere Xinjiang’daki müslümanların dini inanç özgürlüğünü kısıtlamakla suçlayan sözde “kültürel soykırım”dır. Ancak gerçekte başka kültürleri imha eden kendileridir. ABD, “demokrasi” ve “insan haklarını” savunmak adına 2003 yılında Irak Savaşı’nı başlatarak BM Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) hiçe saymış ve tek taraflı askeri saldırı başlatmıştır. ABD ve İngiltere öncülüğündeki koalisyon güçleri Bağdat’ı işgal ettikten sonra, kaos ve soygun giderek daha ciddi hale geldi. Irak Ulusal Müzesi’ndeki on binlerce değerli kültürel eser yağmalanarak paha biçilmez kayıplara neden olundu.

Ancak Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde 24 bin 400 cami var ve ortalama olarak her 530 müslüman bir camiye sahip, bu rakam ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’daki toplam cami sayısının iki katından fazladır.

Çin’in kendi topraklarında gerçekleştirdiği terörle mücadele meşru ve makuldür. 1997’de Xinjiang’daki Urumçi kentinde meydana gelen 25 Şubat otobüs patlamasından sonra, Xinjiang’daki terör örgütleri yurt dışındaki Çin karşıtı güçlerle iş birliği yaparak Çin’de şiddet içeren birçok eylem planladı.

Çin hükümeti, terörizmi ve dini aşırıcılığı kökünden kazımak için mesleki eğitim merkezleri kurdu. Bu model ve Fransa’daki “De-radikalizasyon Merkezi” arasında bir fark yoktur.

ABD neden Xinjiang’daki müslümanlara bu kadar önem veriyor da Irak savaşı ve diğer terör saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 650.000 kurbanı ve evsiz kalan on binlerce insanı yok sayıyor?

Xinjiang’ın sosyal ve ekonomik kalkınmadaki başarıları etkileyicidir. Alman veri analizi web sitesi Statista’ya göre, Xinjiang sakinlerinin kişi başına düşen geliri 2010’dan 2019’a yüzde 110 arttı.

Xinjiang’ın istikrarı Çin’in kalkınmasından ayrılamaz. Çin topraklarının ayrılmaz bir parçası olan Xinjiang’in parlak bir geleceği var. Tüm etnik gruplardan insanlar barış ve huzur içinde yaşayarak çalışıyor. Savaş, kıtlık ve kölelik bir daha asla bu topraklarda olmayacak ve bölge halkı insanca yaşama standartlarına ulaşacaktır.