China Daily

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden ile Japonya Başbakanı Yoshihide Suga arasında geçen hafta cuma günü Beyaz Saray’da yapılan zirve görüşmesinde Çin’in, egemen değilse bile önemli bir konu olması sürpriz olmadı. Haberlere göre ikili Taiwan, Hong Kong ve Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi dâhil bir dizi konuyu görüştü.

Toplantıdan sonra iki liderin ortak basın toplantısındaki açıklamalarına dayanarak, iki ülkenin Çin’e karşı ortak hareket etmek niyetinde olduğu söylenebilir.

Biden, Rose Garden’da cuma günü yapılan basın toplantısında, ABD ile Japonya’nın Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi gibi konularda, “özgür ve açık bir Hint Pasifik”i garanti altına almak için “Çin’in meydan okumalarına karşı birlikte çalışmaya kararlı olduklarını” söyledi.

Suga da kendi payına, herhangi bir ayrıntı vermeden, kendisi ve Biden’ın “Taiwan Boğazı’nda barış ve istikrarın önemini” teyit ettiklerini söyleyerek Çin’e karşı üstü örtülü bir darbe yöneltti.

Çin’i kontrol altına almak için kullanmaya çalışacakları konuları açıkça belirtirken, yeni ABD yönetimi döneminde de ABD ile Japonya’nın onlarca yıldır devam eden ittifaklarını güçlendirmeleri için tek meşrulaştırmasının bunu Çin’e karşı yapmak olarak görünüyor, bu da Soğuk Savaş anlayışı ve ideolojik yanlılığı ile dolu olmasının bir işareti.

ÇİN KARŞITI ORTAKLIK SADECE BİR KAYBET-KAYBET SONUCU YARATIR

Ne Washington ne de Tokyo Çin’in merkezi çıkarları ile ilgili açık tutumunu bilmiyormuş gibi davranamazlar. Çin’i egemenliği ve toprak bütünlüğü ile ilgili konularda taviz vermeye zorlayabilecekleri bir şey yok.

Yeni ABD yönetimi, Biden’ın görev başlamasından bu yana ilk kez yabancı bir liderle yaptığı yüz yüze görüşme yoluyla, ABD’nin Çin’e karşı düşmanlığının yanı sıra Çin karşıtı kampanyasına müttefiklerinden destek sağlama çabalarını göstermekte başarılı oldu.

Yine de, ABD yönetiminin kaçınılmaz soruları yanıtlaması gerekiyor; Çin karşıtı politikası nereye gidiyor? Çin ekonomisinden kopmanın vahim sonuçlarının ya da hatta Taiwan ve Güney Çin Denizi gibi bölgesel bir parlama noktasındaki tam kapasite bir çatışmanın sorumluluğunu üstlenmeye hazır mı? Bunların ikisi de ABD politikasının muhtemel sonuçları.

Japonya’ya gelince, Doğu Çin Denizi’ndeki hareketleri zaten Çin’le ilişkilerini soğuttu ve geçen hafta Fukushima Nükleer Santrali’ndeki nükleer atık suyu Pasifik Okyanusu’na boşaltma kararı Beijing’in çok öfkelenmesine neden oldu. ABD ile ittifakını ve bölgede Çin’i kontrol altına alma niyetini sergileyerek, Japonya sadece komşuları ile ilişkilerini daha fazla sıkıntıya soktu. Buna rağmen, Suga’nın Washington’daki Çin’le ilgili konulardaki açıklamalarının, onlar daha sert açıklamalar beklediği için, ABD tarafında bazı kişilerde hayal kırıklıklarına yol açtığı söyleniyor. Japonya hiç şüphesiz ABD ile ittifakı ve Çin’le ekonomik ilişkileri arasında bir denge sağlamaya çalışıyor.

Aslında, hem ABD hem de Japonya daha yapıcı ve sorumlu bir şekilde davranmalı. Çin karşıtı ortaklıkları sadece bir kaybet-kaybet sonucu yaratır.