CGTN / Guy Burton

Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak da bilinen İran’la nükleer anlaşmanın yeniden hayata geçirilmesi ile ilgili görüşmeler olumlu bir işaretle bitti. Fakat bir sonuca varıldığı kesin değil. Hem İran hem de Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) anlaşmaya geri dönmesinin önünde engeller var.

Bu engeller arasında -ikisi de bölgedeki önemli ABD müttefikleri olan- İsrail ve Suudi Arabistan gibi, ABD’nin JCPOA’ya dönmesine karşı olan bazı bölgesel aktörlerin yanı sıra hem İran hem de ABD içendeki siyasi muhalefet de var. Hem Suudi Arabistan hem de İsrail, Başkan Joe Biden’ın seçtiği yoldan hayal kırıklığına uğradı. ABD’yi 2018’de JCPOA’dan çıkaran ve ardından İran’a ek yaptırımlar kolan selefi Donald Trump’ın aksine biden anlaşmaya geri dönmek istediğini ifade etti.

Buna karşılık, Suudiler JCPOA’ya herhangi bir şekilde geri dönülecekse, buna İran’ın bölgedeki davranışı ile ilgili daha geniş ve kendilerinin de bir parçası olmak istedikleri görüşmelerin eşlik etmesini gerektiğini söylediler. İsrail’e gelince, İran onları sorunu daha da ağırlaştırmakla suçladı. Geçen hafta İran liderliği İsrail’i Natanz nükleer işleme tesisini çalıştıran elektrik sistemine saldırmakla suçladı.

İsrail ve Suudilere ek olarak, hem Biden hem de İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ülke içinde de zorluklarla karşı karşıya. Her iki ülkede uzlaşmaya karşı çıkan ve mevcut sert tutumları sürdürmeyi avantajlı gören önemli güce sahip taraflar var.

CUMHURİYETÇİ PARTİ SENATO’NUN YARISINI KONTROL EDİYOR

ABD’de Cumhuriyetçi Parti JCPOA’ya karşı olma konusunda birlik içinde ve dış politikayı denetleme ile uluslararası anlaşmalar konusunda söz söyleme hakkına ortak olan Senato’nun yarısını kontrol ediyor. Biden’ın Demokratları Senato’nun diğer yarısını oluştururken, başkan yaklaşımına hepsinin destek vereceğine güvenemez. Bu da yolunu aşırı derecede darlaştırıyor.

Ruhani’ye gelince, prestiji ABD’nin JCPOA’dan çekilmesiyle zayıfladı. Bu hareket onun için önemli bir darbeydi. Ruhani 2013’de Cumhurbaşkanı olarak seçilmeden önce, İran’ın üst düzey nükleer müzakerecilerinden biriydi. ABD anlaşmadan çekilince, Ruhani’nin ve İran rejiminde temsil ettiği daha pragmatik kanadın kararları hakkında sorular sorulmaya başlandı. İlk başta Ruhani Amerika’nın yeniden yaptırımlar koymasına sosyal destekleri keserek, yatırım ile fonları yeniden ayarlayarak ve petrol ihracatında yaşanan kayıpları karşılamak için petrokimya gibi sektörlerde alternatif ihraç yolları arayarak karşılık verdi.

Ruhani’nin ülke içindeki inanılırlığına vurulan darbe İran rejimindeki diğer asli kanadın -sertlik yanlıları- büyümeye başlaması anlamına geldi. Onlar için, Ruhani’nin almak zorunda kaldığı önlemler kendi içinde değerliydi, çünkü kendine yeterliliğin önemini öne çıkardı.

Aynı şekilde, sertlik yanlıları İran’ı nükleer malzeme üretimi ve depolamasını artırmaya zorladı. İran JCPOA’da belirlenen yüzde 3,67’lik zenginleştirilmiş uranyum sınırından başlayarak, üretimi artırdı ve bu yılın başında yüzde 20 oranına ulaştı. Bu ay, bu oranı yüzde 60’a çıkardı. Bu artış uluslararası toplumda gerginlik yaratırken -ve İsrail’in son şüphelisi olduğu saldırının arkasında olabilecekken – bu oran halen bir nükleer silah üretmek için gerekli olan yüzde 90 zenginleştirme oranından uzak.

Sertlik yanlıları zenginleştirmede artışı bir kendini savunma biçimi olarak görüyor olabilecekken, Ruhani etrafındaki pragmatikler bunu bir tür baskı biçimi olarak görüyor olabilir. İran nükleer programını askeri bir programa dönüştürmezken zenginleştirme oranını artırarak, sadece Trump’ın “maksimum baskı” stratejisine direnebileceğini göstermeyi ummuyor, aynı zamanda anlaşmanın diğer imzacılarını anlaşmaya bağlı kalmaya ikna etmeyi ve ABD’ye anlaşmaya geri dönmek için baskı yapmayı umuyor.

ABD, BIDEN SONRASI ANLAŞMADAN ÇEKİLMEYECEĞİNİ GARANTİ EDEBİLİR Mİ?

Yine de, pragmatiklerin hedefi bu olsa bile, sertlik yanlılarının konumu artan biçimde sağlamlaşırken, onların siyasi konumları zayıfladı. Şubat 2020’deki meclis seçimlerinde çoğunluğu kazandı. Sertlik yanlısı bir adayın haziranda yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde başka bir pragmatik adaya göre daha iyi bir sonuç alması bekleniyor.

Eğer İran, Ruhani’nin yerine daha sertlik yanlısı birini cumhurbaşkanı olarak seçerse, bu Viyana’da sürdürülen şu anki görüşmelerin sonunu getirebilir. Sonuç olarak, görüşmelerle ilgili -ya da daha doğrusu “görüşmek için görüşmelerle” ilgili- bir aciliyet var. JCPOA’nın geri kalan imzacıları -İngiltere, Fransa, Almanya, Çin ve Rusya- İran ile geçen hafta Viyana’da görüşürken, ABD müzakerecileri başka bir otele yerleşti ve görüşmelere fiilen katılmamakla birlikte dolaylı olarak katıldı. Geniş anlamda, dolaylı görüşmeler iki asıl alanda yoğunlaştı; İran’ın JCPOA’ya yeniden uyması nasıl sağlanmalı ve çeşitli Amerikan yaptırımları nasıl kaldırılmalı.

Bu formatın uygulanması Biden ve Ruhani’nin karşı karşıya olduğu zorlukları ortaya koyuyor. Her iki başkan da önce ötekinin ilk adımı atmasını istiyor. Biden İran’la ilgili görüşmelerin çerçevesine JCPOA’da yer almayan İran’ın balistik füze programı ve bölgesel faaliyetleri gibi diğer alanların da dâhil edilmesini istediğini açıkladı. Görüşmelerin bu sorunları da ele alacak şekilde genişletilmesi Suudi müttefiklerinin dile getirdiği kaygılardan bazılarını gündeme getirecektir. Fakat İran liderleri bu tür konuların görüşme masasında olmadığını söylediler; aksine, ABD’nin çekildiği anlaşmaya geri dönmesi gerektiğini ve özellikle yeniden koyduğu yaptırımları kaldırması gerektiğini söylediler.

Yine de ABD ile İran arasındaki mevcut dolaylı görüşmeler sonunda başarılı olacak ve iki tarafın isteklerini de çözecekse, İran cumhurbaşkanlığı seçiminin ötesine geçecek giderilemeyen şüpheler olacak. İran tarafında, rejim Biden’ın JCPOA’ya dönmesinin kesin olduğuna nasıl güvenecek? Biden’dan sonra gelecek başka bir ABD başkanının benzer şekilde tekrar anlaşmadan çekilmeyeceğini nasıl garanti edebilecekler? ABD tarafında ise, anlaşmaya geri dönmek ve yaptırımları kaldırmak İran’da sertlik yanlılarının ilerlemesini durduracak mı? Eğer durduramayacaksa, Biden, İran’ın geniş bölgesel hedefleri ile ilgili görüşmelere karşı şimdikinden daha az meyilli bir rejimle yapılan bir anlaşmaya bağlı kalmaya devam etmesi nasıl meşrulaştıracak?

Bu soruların kolay bir yanıtı yok. Aslında, bu sorulara yanıt bulmak Viyana’daki mevcut görüşmelerin ötesine geçen geniş bir siyasi irade ve bağlılık gerektiriyor.