CGTN / Danny Haiphong

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batılı müttefiklerinin ortak bir tarihi var. Ekonomileri ilk olarak az gelişmiş ülkelere sömürgeciliğin empoze edilmesiyle gerçekleşti. Sömürgecilik Batılı ülkelerin Afrika, Asya ve Latin Amerika’nın ekonomik büyüme ile siyasi bağımsızlığına devasa engeller çıkarma şeklindeki uzun eğilimle başladı, öyle ki, onların ekonomileri bu bölgelerin yerli halklarının pahasına zenginleşebildi.

Bu engellerin çoğu bugün de yerinde duruyor. Bazıları Donald Trump başkanlığının “Önce Amerika” yöneliminin Joe Biden döneminde sona ereceğine inanırken, Covid-19 salgını ABD ile Batı’nın dünya işlerinde tek kutuplu ve tek taraflı egemenliğe derinden bağlı olmaya devam ettiğini ortaya koydu. Salgın boyunca ABD ve Batılı müttefikleri Venezuela ile İran gibi ülkelere tek taraflı yaptırımları devam ettirdi ve salgınla mücadelelerine zarar verdi.

Virüsü kontrol altına almak için iş birliği yapmak ve başarılı çabalardan ders almak yerine, ABD ile Batı ellerindeki her imkânı yanlış bilgi yaymak ve Çin’e karşı tehlikeli bir yeni soğuk savaşı artırmak için kullandı.

ABD ile Batı’daki liderler dünyaya ekonomik, askeri ve siyasi olarak egemen olmanın ne pahasına olursa olsun korunması gereken daimi demirbaşlar olduğunu düşünüyor. Bütün biçimleri ile savaş bir amaca varmak için araçtır. ABD ve Batılı liderlerin amacı ulusları ile eskiden sömürgeleştirilen dünyadaki uluslararasındaki eşitsizliğin bozulmadan devam etmesidir.

ABD VE BATI AŞININ EŞİT DAĞITIMINA KARŞI AÇIK BİR SAVAŞA GİRİŞTİ

Oxfam International 2017’de 8 kişinin dünya nüfusunun yarısı kadar zenginliğe sahip olduğunu bildirdi. Bu sekiz kişiden yedisi ABD ve Batılı şirketlerin büyük yöneticileriyken, dünyanın en yoksul nüfusunun yaklaşık yüzde 85’i Afrika ve Asya ülkelerinde yaşıyor. Böyle eşitsizliklerin küresel nüfusu Covid-19’a karşı aşılama yarışında da yeniden üretilmiş olması şaşırtıcı değil.

Çin aşılarını yoksul ülkelerle paylaşmaya istekli olduğu için “aşı diplomasisi” yürütmekle suçlanırken, ABD ve Batı aşının dünya ölçeğinde eşit bir şekilde dağıtımına karşı açık bir savaşa girişti.

Vurulan 10 aşıdan yaklaşık 6’sı, küresel nüfusun sadece yüzde 16’sını oluşturan zengin ülkelerde. Küresel nüfusun yüzde 17’sine sahip Afrika ülkeleri bütün dozların sadece yüzde 2’sini vurdu.

ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri kâr için çalışan ilaç şirketleriyle küresel aşı tedarikini yağmalamak için ortaklığa girdi. Geçen ay, ABD’nin nüfusunu aşılamak için gerekenden yaklaşık 500 milyon doz daha fazla aşıya sahip olacağı tahmin ediliyordu.

Aşı eşitsizliği bir tesadüf değil. Pfizer gibi özel şirketler, bunu yapmak çıkarlarına hizmet etmeyeceği içi yoksul ülkelerle bilgi paylaşma ve onlara aşı sağlama konusunda istekli değil. ABD ve en yakın Avrupalı müttefikleri, bu ülkeler kendi “ulusal çıkarlarını” insanlığın iyiliğinin önüne koyma gibi bir tarihleri olduğu için, fazla aşıları dağıtma konusunda hiçbir resmi söz vermedi. ABD yönetimi birkaç kez, el koyduğu aşı stoklarının çoğunun, ABD nüfusu tamamen aşılanana kadar dünyanın kullanımına sunulmayacağını açıkça belirtti.

ABD VE BATILI MÜTTEFİKLERİ ÜZERİNDE KAMUSAL BASKI UYGULANMALI

Aşı savaşı ters tepen bir şey. Aşı savaşı aramızdaki en kırılgan insanların devam etmekte olan Covid-19 salgınından en kötü biçimde etkilenmesine neden oluyor. Ama virüs ne kadar uzun süre yayılmaya devam ederse, öngörülmesi imkânsız olmayan biçimlerde daha çok mutasyona uğrayacak. Bu mutasyonlar da muhtemelen her yerde ekonomileri ve insan hayatına zarar verecek. Hiçbir ülke artan biçimde küreselleşen ve birbirine bağlı bir dünyada bir salgına karşı bağışık değil.

Joe Biden başkan olarak yaptığı ilk basın toplantısında, Amerikan halkına Çin’in kendi yönetimi zamanında ABD’yi küresel liderlikte geride bırakmayacağı sözü verdi. Bu açıklama ABD ve Batı’nın üstünlük takıntısını vurguluyor.

Liderlik yanlış biçimde egemenlik, özellikle başkaları üzerinde egemenlik olarak tarif ediliyor. ABD ve Batılı ortakları asla devam eden liderliklerinin liderliğin insanlık için ne anlama geldiğini tanımlamadı. Örneğin, ABB Covid-19 ölümlerinde, askeri harcamalarda, hapisteki insan sayısında ve sağlık hizmetleri borcunda dünya lideri.

Bu yoğun bir kriz döneminde dünyanın ihtiyaç duyduğu türden bir liderlik değil. Çevrenin çökmesi, ekonomik eşitsizlik, savaş ve ırkçılık eğer daha fazlasını gerektirmiyorsa, tıpkı Covid-19’u yenmek için gereken küresel iş birliği ve dayanışmayı gerektiriyor.

ABD ve Batılı müttefikleri üzerinde, aşı savaşı kampanyalarını sona erdirmeleri için maksimum kamusal baskı uygulanmak zorunda. Bu konuda kazanılacak bir zafer insanlığın ortak yararı için gerçekten bir araya gelmenin ne anlama geldiği konusunda bir model olarak hizmet verecektir.