Global Times / He Zhigao

Afganistan’daki durum küresel ilgi odağı haline geldi. Kabil Havaalanı’ndaki patlamanın yaklaşık 200 kişinin ölümüne yol açmasından sonra birçok ülke terörist saldırıları kınadı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa ülkeleri, ölümcül saldırıları kınama konusunda bir uzlaşmaya varmış görünüyor. Yine de Afganistan konusunda onlar arasındaki görüş ayrılıklarının gizlenmesi zor.   

ABD Başkanı Joe Biden’ın göreve başlamasından sonra ABD ve Avrupa iş birliğini artırdı. Bu büyük ölçüde eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yol açtığı transatlantik çatlağın onarılmasına yardımcı oldu. İlk olarak ABD ve Avrupa ülkeleri askerlerin Afganistan’dan çekilmesi konusunda bir uzlaşmaya varamadılar. Washington, ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesini aktif olarak desteklerken, bazı Avrupa ülkeleri farklı fikirleri savunuyordu. Örneğin, Çek Cumhuriyeti Devlet Başkanı Milos Zeman, haziran ayındaki NATO Zirvesi sırasında Afganistan’dan asker çekme kararını “ihanet” olarak değerlendirdi. Ağustos ayı ortasında, başbakan olarak Angela Merkel’in yerini almayı amaçlayan Alman muhafazakâr Armin Laschet, ABD’nin askerlerini çekmesini, “NATO’nun kurulmasından bu yana yaşadığı en büyük bozgun” olarak nitelendirdi.  

İkincisi, Avrupa ve ABD yeni bir Afgan rejimiyle nasıl ilgilenecekleri konusunda bir fikir birliğine varmadı. Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Taliban’ın terörist bir örgüt olduğunu söyledi ve yeni yaptırımlar uygulanması çağrısında bulundu. ABD Başkanı Joe Biden, Taliban’a karşı yaptırım uygulanması kararının onların davranışına bağlı olacağını ifade etti. Paris, Afgan hareketinin uluslararası alanda tanınması için beş koşul belirledi. Berlin, Almanya’da bir Afgan-Taliban toplantısı hakkında Taliban ile görüştü, ancak bir karar alınmadı. Ardından, Afgan meselesini daha iyi değerlendirmek için meselenin hâlâ Birleşmiş Milletler (BM) çatışına ve tartışmanın G20 platformuna dâhil edilmesine ihtiyaç bulunuyor. 

Üçüncüsü Avrupa ülkeleri ve ABD içinde farklı sesler var. Almanya’yı örnek olarak alalım. Almanya Başbakanı Angela Merkel, tüm uluslararası koalisyonun bu tür gelişmelerin hızını “açıkçası hafife aldığını” kabul etti. Sol Parti gibi muhalefet partileri Alman hükümetinin Afganistan’daki tavrını eleştirerek, Alman hükümetini utanç verici bir iş yapmakla suçladı. Almanya’da seçimlere gitmeden önce bir aydan daha az bir süre kalmışken, Afganistan seçim sonuçlarını etkileyebilecek bir risk noktası olabilir.

AFGANİSTAN’DA YAŞANANLAR BATI İÇİNDEKİ FARKLI SESLERİ BÜYÜTTÜ

Afganistan’daki durum Batı içinde farklı sesleri büyüttü. Afgan meselesi sadece bölgesel güvenlikle ilgili değil, aynı zamanda mülteciler, insani yardım ve diğer konularla da ilgilidir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in çarşamba günü söylediği gibi, Afganistan’daki mevcut durum, “dış güçlerin kendi siyasi modellerini diğerlerine dayatmayı benimseyen politikanın işe yaramadığını” kanıtladı. 

Genel olarak Avrupa Birliği (AB), Afgan konusuna ilişkin ABD’nin “takipçisi” rolünü oynuyor. AB, Washington’dan bağımsız bir politika geliştirmedi. Batı’daki farklı fikirler az ya da çok Avrupa ve ABD arasındaki farklılıkları andırıyor. Bunlar, AB’nin Biden’a yönelik eleştirilerini ve ABD’nin liderliği konusundaki şüpheleri kapsıyor. Bu yüzden bazı Avrupa ülkeleri için Avrupa’nın, siyasi ve askeri konularda stratejik bağımsızlığını sürdürme yeteneğini güçlendirmesi gerekiyor. Ancak stratejik bağımsızlık ABD ve NATO arasındaki iş birliğine dayalı olarak sağlanmaktadır. Bu Washington’un hâlâ işin içinde olduğu anlamına geliyor.  

Sonraki dönemde, uluslararası toplum Afganistan’daki durumu yakından takip etmek ve değerlendirmenin yanı sıra Afgan meselesinde siyasi bir çözüm için birlikte yapıcı bir rol oynayacak. Batı’nın Afganistan’a yönelik tavrı, Taliban’ın kendi politikalarını nasıl uygulayacağına dayalı olacak. Ayrıca, özellikle Çin ile Rusya gibi önemli ülkelerin de arasında bulunduğu uluslararası toplumun iş birliği ve dayanışmasına bağlı olacak. Bunun da ötesinde, Afganistan’ın açık ve kapsayıcı iç siyasi yapı ile ılımlı ve istikrarlı bir dış politikayı benimsemesine ihtiyaç bulunuyor. Bu nedenle Afganistan’ın barışçıl yeniden yapılanması, Afganistan içinde birlik ile iş birliğini ve uluslararası toplumun iletişim ile iş birliğini gerektiriyor. Aynı zamanda Taliban’ın terörist örgütlerle bağlarını tamamen kesmesine ve sonuncu ancak son derece önemli bir şekilde, bütün ülkelerin dostane koşullarda bir arada yaşayabileceği uluslararası bir ortama ihtiyaç vardır.