CRI Türkçe

“Beyaz saldırganların işledikleri suçları ömrüm boyunca unutmayacağım. Ülkemiz belki bunu unutabilir, ancak ben asla ve asla unutamam.” Bu sözler, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) Tulsa Katliamı’ndan sağ olarak kurtulan 107 yaşındaki siyahi kadın Viola Fletcher’e ait. Yaşlı kadın, henüz çocukken yaşadığı kâbusun etkilerinden ömrü boyunca kurtulamadı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, “ABD, insan haklarını diğer ülkelere saldırı, suçlama veya siyasi manipülasyon aracı olarak kullanırken, Tulsa’daki ırkçı katliamın kurbanlarını unutmamalı, ülkede giderek kötüleşen ırkçılık sorununu ve ırkçı çatışmaların getirdiği yaralardan hâlâ kanların aktığını hatırlamalı.” diye konuştu.

Bu yıl, Tulsa Katliamı’nın 100’üncü yıl dönümü. 31 Mayıs 1921 tarihinde ABD’li beyaz ırkçılar, kundakçılıkla, tüfekli saldırılarla ve özel uçaklardan bombardımanlarla Oklahoma eyaletine bağlı Tulsa kentinde yer alan Greenwood bölgesine saldırılar düzenledi.

Saldırılar nedeniyle yaklaşık 300 Afrika kökenli vatandaş hayatını kaybederken, 10 binden fazla sivil evsiz kaldı, yaklaşık bin 400 konut tahrip oldu. Bir dönem müreffeh ortamıyla bilinen ve “Black Wallstreet” olarak adlandırılan mahalle, bir gecede haritadan silindi.

Katliamın ardında görünürdeki neden olarak beyazların siyahilerin zenginliğini kıskanarak mallarını yağmalaması olarak gösterilse de olayın esas nedeninin “beyazların üstünlüğü” yaklaşımı ve sistematik ırkçılık olduğu biliniyor.

Nitekim, ABD’de tarihten beri süregelen ve gün geçtikçe şiddetlenen ırkçılık sorunu nedeniyle azınlıkların servet dağılımı, sağlık, eğitim, istihdam ve siyasete katılım gibi alanlardaki hakları sürekli ihlal ediliyor.

İktidarda ister Demokrat Parti ister Cumhuriyetçi Parti olsun, ABD yönetimi, “beyaz üstünlüğüne” dayalı toplumsal düzeni değiştiremiyor, değiştirmek de istemiyor.

ABD Başkanı Joe Biden, Tulsa Katliamı’nın 100’üncü yıl dönümü nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, ırk eşitliğini sağlamayı ve ırklar arası gelişmişlik farkını kapatmayı öngören bir plan açıkladı. Ancak Biden, somut ve gerçekçi maliye politikaları ortaya koymadı.

ABD, 2001 yılında kabul edilen yasayla Tulsa Katliamı’nın kurbanlarının ailelerine sembolik tazminatlar ödeneceğini ilan etmişti. Ancak, katliamdan sağ kurtulan insanlar şu ana kadar hiçbir tazminat almadı.

Tulsa Katliamı, uluslararası toplumun ABD demokrasisinin ikiyüzlülüğünü ve insan hakları konusundaki hegemonyacı tutumunu anlamasına neden oldu.

Medyada yer verilen haberlerde, ABD’de yerel hükümetlerin ve polislerin, katliam esnasında beyaz saldırganlara silah sağladığı, hatta yağma ve saldırı olaylarına Ulusal Muhafızlar Birliği’ne bağlı askerî personelin de katıldığı belirtildi.

Daha da şaşırtıcı bir gerçek ise ABD yönetiminin, yapılan katliama doğru bir tavırla yaklaşmak yerine, delilleri tahrip etmesi, ilgili bilgilere erişimi engellemesi, kolektif hafızayla oynayarak halkı kandırmaya çalışması oldu.

Katliamın yol açtığı can ve mal kaybına ilişkin kesin veriler bugün dahi net olarak ortaya koyulamıyor. Yerel hükümet, katliamda iki kişinin hayatını kaybettiğini itiraf etmekten öte bir adım atmış değil.

ABD yönetiminin Tulsa Katliamı’nda işlediği suçlar, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nin bu yılın nisan ayında onayladığı “Stratejik Rekabet Yasası 2021” başlıklı yasa tasarısını hatırlatıyor. ABD, Çin’i karalamak ve Çin’in kalkınmasını engellemek için basın özgürlüğüne açıkça ve kasten müdahale etmeye, yüklü meblağlar karşılığında medyayı manipüle etmeye, uluslararası kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalışıyor. ABD’nin her iki olaydaki girişimlerinin özünde birbirinin aynısı olduğunu söyleyebiliriz, zira bu adımlar tamamen ideolojik önyargılardan ve insan hakları alanındaki hegemonyacı tavırdan kaynaklanıyor.

Dünya, hegemonyacılık ve zorbalığa değil, hakkaniyet ve adalete ihtiyaç duyuyor. Tulsa Katliamı, ABD’nin çirkin insan hakları karnesinin küçük bir parçası. Kızılderili halklara yönelik büyük çaplı katliamlar yapan, sistematik ırkçılığı sonlandırmak için hiçbir adım atmayan, Afganistan, Irak ve Suriye’de savaşlar başlatarak yüz binlerce sivilin ölmesine, milyonlarca sivilin evsiz kalmasına yol açan, tek taraflı yaptırımlar uygulayan ve diğer ülkelerin vatandaşlarının insan haklarını ihlal eden ABD’nin insan hakları açısından karnesi her geçen gün daha da kötüleşiyor.

BM İnsan Hakları Konseyi 47’inci toplantısında 90’dan fazla ülke adil bir tutum sergileyerek, ABD ve Kanada gibi bir avuç ülkenin insan hakları kisvesi altında Çin’in iç işlerine karışma ve Çin kalkınmasını sabote etme yönündeki kötü niyetini ve çirkin çabalarını geri püskürttü.

Uzun yıllardır insan hakları konusunda çifte standart uygulayarak, insan hakları bahanesiyle kendi hegemonyasını korumaya ve diğer ülkelerin iç işlerine karışmaya çalışan ABD, bu girişimleriyle sayısız insani trajediye yol açtı.

ABD’li siyasetçileri, çağın ana eğilimine uyarak çifte standarttan uzak durmaya, kendi siyasi çıkarları uğruna insan hakları konusunu manipüle etmekten vazgeçmeye ve diğer ülkelere “insan hakları hocalığı” taslamamaya çağırıyoruz.