CGTN

Görünüşte Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Taiwan’ı bir ülke olarak tanımıyor. Tanımak Çin ana karasının öfkesini çekmek ve diplomatik, ekonomik ve askeri misillemelere katlanmak anlamına gelir.

Dolayısıyla, yasağı hile yaparak aşmak için girişimlerde bulunuyor. Tıpkı ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın 7 Haziran’da Temsilciler Meclisi’nde bir komiteye Taiwan ile “istekli biçimde” ticari görüşmeler yürüttüklerini söylediğinde yaptığı gibi. ABD’deki Alman Marshall Fonu uzmanı Bonnie Glaser’e göre, bu, Obama yönetimi zamanından bu yana dondurulan Taiwan ile Ticaret Yatırım Çerçevesi Görüşmeleri’nin (TIFA) yeniden başladığını gösteriyor. Glaser, “Çin aynı zamanda bu görüşmeleri Biden’ın Taiwan’la bağları güçlendirme stratejisinin bir parçası ve ABD’nin (“Tek Çin” ilkesine) bağlılığının azalması olarak görecektir.” dedi.

Gerçeği “görmemek” zor olacaktır ve gerçek Biden yönetiminin, önceki yönetimin sürdürdüğü politika ile benzer bir politika yürüterek, “Tek Çin” ilkesine ve Çin-ABD ilişkilerinin temel ilkesine hiçbir saygısının olmadığıdır. ABD yetkililerinin birkaç kez “Tek Çin” politikasına bağlı olduklarını teyit etmesinin, Çin ana karasını üstünkörü yatıştırırken, herkesin arkasından farklı işler yapmak için kullanılan bir taktikten başka bir şey olmadığı ortaya çıktı.

Çin ana karası yerine Taiwan ile ticari görüşmeler yapmak Taiwan’ın ayrı bir siyasi yönetime sahip bağımsız bir ekonomik varlık olduğunu açık bir şekilde varsaymaktır. Başka bir deyişle, herhangi bir ticari görüşme ve potansiyel ticari anlaşmalar Taiwan’ı bağımsız bir ülke olarak tanımaya denktir ve Üç Ortak Açıklama’nın ihlalidir.

ABD’nin Taiwan ile ilişkileri konusundaki geleneksel görüş, ABD’nin Taiwan’ı Çin ana karasını kontrol etmek ve üzerinde baskı kurmak için bir peynir parçası olarak kullanma planının bir parçası olduğu ve iki tarafın da Taiwan’ın bağımsızlığa yönelmesini istemediği şeklindedir. Ancak geçen birkaç yılda yaşananlar bu mantığın yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. ABD’de Washington’daki her iki partiden politikacıların biat etmek zorunda olduğu yeni bir “siyasi doğruculuğa” dönüşen, Çin’e karşı tutarlı bir duygu oluşuyor.

BIDEN YÖNETİMİNİN TAIWAN İLE TİCARET ANLAŞMASI PLANI

Çin şimdi ABD’nin karşı karşıya olduğu topyekun bir tehdit olarak görülüyor. Chicago Küresel Sorunlar Konseyi’nin 2020’de yaptığı bir araştırmaya göre, Amerikalıların Çin’e karşı olumlu görüşleri 1978’den bu yana en dip noktasına düştü ve Amerikalıların yüzde 41’i eğer Çin ana karası Taiwan’a karşı askeri eyleme geçerse Çin’e karşı askeri harekâtı destekliyor, bu oran 1982’den bu yana en yüksek düzeyde.

ABD, Taiwan’da ise, kendini güvence altına almak ve Çin’i zayıflatmak için güvenilir bir “ortak” görüyor. Wall Street Journal’ın analizine göre, Biden yönetimi kritik teknolojilerin tedarik zincirlerinin güvence altına alınmasını bir öncelik olarak görüyor ve Taiwan ile bir ticaret anlaşmasının “bu çabalara yardımcı olabileceğini ve Taiwan’ı güçlendirebileceğini” düşünüyor. Adayı Demokratik İlerici Parti kontrol ederken, Çin ana karasından gelecek baskı ya da askeri tehditlerle ilgili sürekli söylem saldırgan ve genişlemeci imajı besliyor.

Donald Trump yönetimi döneminde Taiwan’a yapılan yüksek düzeyli kabine üyelerinin ziyaretlerinden Biden’ın gözetiminde üç önemli Senatör’ün ziyaretine ve ticaretle ilgili görüşmelere kadar, ABD bölge ile siyasi ve ekonomik ilişkileri uyandırmak için uzatılmış, tutarlı bir kampanya yürütüyor. Birbiri peşi sıra gelen yönetimler, Taiwan’ı samimiyetsizce Çin’in bir parçası olarak görüyor gibi yapmaktan düzenli olarak vazgeçti ve hem ülke içinde hem de uluslararası alanda destek buldu. ABD, Taiwan’ı bir baskı aracı gibi kullanmak yerine, adayı yakın diplomatik, ekonomik ve toplumsal ilişkilere sahip olduğu yarı egemen bir ortak haline getirmeye çalışırken, Çin ana karasının sabrını zorlamaktan kaçınmak için siyasi olarak bağımsızlığını tanıma konusuna dokunmuyor.

Çin, “Tek Çin” politikasını ve ulusun egemenliğini zayıflatan hiçbir politikaya göz yummayacaktır. Taiwan’a egemen bir ulus olarak davranmak ateşle oynamaktır ve ABD bu ateşe giderek daha fazla benzin döküyor. Zamanı gelince, Çin tepki vermek ve misillemede bulunmak için, sahip olduğu bütün güçle uygun adımları atacaktır.