CGTN / Andrew Korybko

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Suudi stratejik ortaklığı, Amerika istihbarat topluluğunun, muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018 sonlarında İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda korkunç bir şekilde öldürülmesinden kişisel olarak Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın (MBS) sorumlu olduğunu iddia etmesinden sonra bir daha asla eskisi gibi olmayabilir. Biden yönetimi daha sonra, medyanın sözde “Kaşıkçı yasağı” olarak nitelendirdiği şeyi, bu olaya karıştığını iddia ettiği, seçkin Suudi vatandaşlarına karşı uyguladı, ancak MBS’yi, Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki’nin ülkenin “ulusal çıkarları” olduğunu söylediği nedenden dolayı kişisel olarak cezalandırmayı reddetti.

Bu dramatik gelişmeler, ABD’nin nükleer anlaşma konusunda Suudi Arabistan’ın rakibi İran ile yeniden temas kurma ve Yemen’deki çatışmaya yönelik yakın zamanda değiştirdiği politikayı takip etme çabalarının temeline karşı geliyor. Washington, buradaki aktif muharebe operasyonlarının yanı sıra Suudi Arabistan ve BAE’ye silah satışlarını askıya aldı. Washington ayrıca Ansarullah’ı (medyada halk arasında “Husiler” olarak tanımlanır) Dışişleri Bakanlığının daha önce terör örgütü olarak dâhil ettiği listeden çıkardı. Bu adımlar, Suudi Arabistan için İran ile bazılarının dolaylı olarak gördüğü, ancak Tahran’ın yalanladığı savaşını yürütmesini daha zor yapıyor.

Her halükârda, ABD-Suudi ilişkilerinin beklenmedik bir şekilde her zamankinden daha karmaşık hale geldiği açıktır. On yıllardır süren bu stratejik ortaklık, Biden yönetiminin son hamlelerinin bir sonucu olarak çözülme riski altında bulunuyor. Birleşik etkileri, ABD’nin Körfez’deki Suudi güvenlik kaygılarına olan sabık bağımlılığından bölgesel stratejisini yeniden ayarlamaya çalıştığını gösteriyor. Bazı eleştirmenler, daha önce ABD’nin dünyanın bu bölgesinde Suudi çıkarlarını kendi çıkarlarının üzerinde tuttuğunu, hatta bazen ikiyüzlü bir şekilde diğer ülkeler tarafından işlenirse normalde eleştireceği demokrasi ve insan hakları konularına göz yumduğunu iddia etmişti.

Bu yaklaşım, Biden yönetimi görünüşte Amerika’nın bölgesel yaklaşımına benzer bir denge kurmaya çalışırken, giderek değişiyor. Yemen politikasının tersine çevrilmesi, Suudi güvenlik endişelerine eskisi kadar duyarlı olmadığını, bunun yerine Birleşmiş Milletler’in (BM) daha önce dünyanın en kötü insani krizi dediği şeye dönüşmesinden sonra bu çatışmanın insani unsuruna öncelik verdiğini ortaya koyuyor.

ABD STRATEJİK BİR ORTAK OLARAK ESKİSİ KADAR GÜVENİLİR DEĞİL

Güvenlik cephesinde, Biden Yönetimi’nin İran’la nükleer meselede yeniden temas kurma hevesi, bölgedeki güvenlik endişelerini dengeleme niyetinde olduğunu gösteriyor. Suudiler sürekli olarak İran’la bu tür anlaşmalara karşı çıktılar, Washington, en baştan nükleer anlaşmanın sorumlusu olan Obama yönetiminde olduğu gibi endişelere daha az dikkat verirken krallık bu çerçevede artan bir şekilde kenara itiliyor. Suudi bakış açısına göre, ABD stratejik bir ortak olarak eskisi kadar güvenilir değil, bu da krallığı Amerikan desteğine olan önceki stratejik bağımlılığından farklılaşmaya teşvik edebilir.

Riyad, son birkaç yıl içinde Beijing ve Moskova ile ilişkilerini geliştirdikten sonra zaten bu yönde ilerliyor. Çin, hem Beijing’in ülkeden artan enerji ithalatı hem de MBS’nin Vizyon 2030 kalkınma modelini Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile eşleştirmeye olan ilgisi açısından en önemli ekonomik ortaklarından biri haline geliyor. Rusya’ya gelince, Suudi Kralı Selman’ın Ekim 2017’de Moskova’ya olan tarihi vizyonu, daha sonra ülkenin 2019’da son teknoloji Solntsepek roketatarlarını krallığa ihraç etmesine yol açan büyük bir silah anlaşmasının sağlandığını gördü.

İleriye bakıldığında, Biden yönetiminin değer odaklı dış politikası ve İran’a yönelik pragmatik çıkışları Suudi Arabistan’ı Washington’dan uzaklaştırırken Körfez jeopolitiğinin değişmeye devam etmesi beklenebilir. Riyad, muhtemelen bu gelişmelere, dış politikalarına manipülatif olarak herhangi bir “demokrasi” veya “insan hakları” ipi bağlamayan Beijing ve Moskova’ya daha güvenle ulaşarak yanıt verecektir. ABD’nin iyileşen Çin-Suudi ve Rusya-Suudi ilişkilerine nasıl tepki vereceği belli değil, ancak umarım bu tür spekülatif girişimler başarısızlığa mahkum olduğundan kıskançlıktan bunlara karışmaya çalışmayacaktır.