Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) bazı medya kuruluşları ve siyasetçiler, son dönemde “Covid-19 virüsünün Wuhan’daki laboratuvardan sızdığı” yönünde iddialar ortaya atarak kasten provokasyon yapmaya ve Çin’i karalamaya çalışıyor.

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir karikatür, bu kişileri en iyi şekilde afişe ediyordu. Karikatürde, bir kişinin ABD’li bir basın kuruluşunun ofisini ziyaret ettiğini, ancak ofisteki durumun kendisini ürküttüğü görülüyor. Zira, ofiste çalışan muhabirlerin de editörlerin de burunları Pinokyo gibi upuzun. Ziyaretçiye eşlik eden bir yetkili de “İşte bu, bizim yalan haber uydurma ekibimiz.” diyor.

ABD’de yayımlanan The Wall Street Journal gazetesinde 23 Mayıs günü yer verilen bir makalede, Kasım 2019’da Wuhan Viroloji Enstitüsü’ndeki üç araştırmacının “rahatsızlandıkları ve doktora başvurdukları” iddia edilerek, “yeni tip koronavirüsün söz konusu laboratuvardan sızdığı” dedikodusu yayılmaya çalışıldı.

Ancak makalenin dayandığı kaynak ve referansların tamamı ya ismi bilinmeyen yetkililerin ifadeleri ya da gizliliği hâlâ kaldırılamayan istihbarat raporları. Çin ise söz konusu dedikoduları güçlü delillerle püskürttü. Çin, 30 Aralık 2019 tarihinden önce Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün yeni tip koronavirüsle hiçbir ilgisi olmadığını, enstitüdeki hiçbir personel ve araştırmacının da şu ana kadar Covid-19’a yakalanmadığını kanıtlarıyla açıkladı.

Bunun yanında, Çin ile Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yayımlanan salgının kaynağının aydınlatılması konusundaki ortak raporda da “virüsün laboratuvardan sızmış olmasının” “ihtimal dışı” olduğu vurgulandı.

DEĞİŞMEYEN ALIŞKANLIK… YILLAR ÖNCEKİ YALANLARIN SAHİBİ “GAZETECİ”

Peki, Çin tarafı bu konuyu defalarca aydınlatmışken, ABD adı geçen rivayetleri ve yalan haberleri nasıl uydurdu?

The Wall Street Journal gazetesindeki adı geçen makalenin yazarlarından biri, yıllar evvel “Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu”na dair sözde deliller uyduran ünlü muhabir Michael Gordon.

Gordon, 19 yıl önce The New York Times gazetesinde Irak’ın nükleer silah elde etmek için uranyum zenginleştirebilen santrifüjlerde kullanılmak üzere yüksek mukavemetli alüminyum tüpler satın aldığının iddia edildiği bir makale yayımlamıştı.

Washington’un o dönem sürekli referans verdiği makale, ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin başlıca dayanaklarından biri hâline gelmişti. Tabii Gordon’un 19 yıl önceki makalesinde faydalandığı kaynaklar da isimsiz kişilerin veya isminin kullanılmasını istemeyen rumuzlu kişilerin ifadeleriydi. Makalenin gerçekliği ve güvenilirliği o zaman dahi müphem ve kuşkuluydu.

Dönemin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed El Baradey, 2003 yılının ocak ayında basına verdiği demeçte, Irak’ın satın aldığı alüminyum tüplerinin nükleer silah değil roket üretmek için kullanıldığına dikkat çekmiş, Irak’ın nükleer silah sahibi olmaya çok uzak olduğunu açıklamıştı.

ORTAK “DEDİKODU ÜRETİM ZİNCİRİ”

Günümüzde de Michael Gordon gibiler yine harekete geçerek eski numaralara başvurmaya, ABD yönetiminin kuklalığını yaparak, ülkedeki bazı siyasetçilerin siyasi menfaatleri için “virüsünün Wuhan’daki laboratuvardan sızdığı” yalanlarını yaymaya çabalıyor.

Temelinde sadece yalanlar bulunan bu sözde haberler, olgulara ve gerçeklere aykırı olduğu gibi gazetecilik etiğini de tamamen ihlal ediyor. Bu rivayetlerin arkasında yer alan ABD yönetimi ise bazı medya kuruluşlarıyla ortak adımlar atarak bir “dedikodu üretim zinciri” oluşturuyor.

Biden yönetimi, Çin ile Dünya Sağlık Örgütü uzmanlarının yürüttüğü araştırmaların sonucunu hiçe sayarak, gizliliği hâlâ kaldırılamayan istihbarat raporlarına istinaden rivayetler yaymaya, salgının kaynağının aydınlatılması konusunda Çin’de yeni bir uluslararası soruşturma başlatılması için çalışmaya kalkışıyor.

Ancak aynı yönetim, uluslararası toplumun Fort Detrick laboratuvarına ve ABD’nin yurt dışındaki 200’den fazla biyolojik laboratuvarına dönük ciddi endişeleri konusunda sağır dilsizi oynuyor.

ABD TÜM DÜNYAYI KANDIRMAYA ÇALIŞIYOR

ABD’li bazı siyasetçiler, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde “soykırım” ve “zorla çalıştırma” olduğu iddialarından, Çinli tekstil ve ileri teknoloji şirketlerine baskı yapmaya ve “Covid-19’un Wuhan’daki laboratuvardan sızdığı” dedikodusunu uydurmaya kadar attıkları birçok adımla ideolojik önyargılara ve modası geçmiş Soğuk Savaş zihniyetine saplandıklarını ortaya koydu. Bu kişiler, siyasi manipülasyonlar yaparak, Çin’i karalamak ve Çin’in gelişmesini engellemek için her tür yola başvuruyor.

İfade özgürlüğü konusunda sürekli kendini göklere çıkartan ABD, basın kuruluşlarını para karşılığında manipüle etmeye, kamuoyunu yönlendirmeye ve tüm dünyayı kandırmaya çalışıyor. Tüm bu adımlar, ABD’nin korumacı, tek taraflı ve hegemonyacı yaklaşımını bir kez daha açıkça gösteriyor.

Salgınının kaynağının aydınlatılması, zorlu ve uzun bir bilimsel süreç. Çin, bu konuda somut delillerin izlenmesinden yanayken, ABD ise yalanlar uydurma peşinde. Washington’un Çin’i karalamayı hedefleyen siyasi şovu, bu ülkenin “insan hakları feneri” unvanının artık yerle bir olduğunu ortaya koyuyor. ABD yönetimi ve Çin karşıtı bazı medya kuruluşları dedikodular uydurmaya ve Çin’i karalamaya derhal son vermeli.