CGTN

Taiwan yetkilileri ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Biden yönetimi dönemindeki ilk anlaşmalarını imzaladı ve Güney Çin Denizi’nde Çin Merkezi hükümetinin ocak ayında kabul ettiği Sahil Güvenlik Yasası’na (CGL) karşı koymak için bir Sahil Güvenlik Çalışma Grubu (CGWC) kurdu.

Taiwan’ın sözüm ona temsilcisi Hsiao Bi-khim anlaşmayı Washington’da imzaladığında, yeni CGWC’nin hedefi, serbest ve açık bir Asya Pasifik’i garanti altına almak için ABD’nin “müttefikleri” arasında güçlü bir ortaklık kurmak olarak açıklandı. Eğer CGWC’nin amacı kıta Çin’ini Güneş Çin Denizi’nde ihtiyatı davranmaya zorlamak ise bu liyakatten çok jeopolitik ile ilgilidir ve deniz güvenliğinin aleyhine işler. Her şeyden önce CGL gelir. Eğer CGL yanlış bir şekilde bölgede askeri varlığın artırılmasına izin neden olacak diye anlaşılmışsa, yanlış hesaplama olasılıkları artar.

Çin uzun zamandır sağlam yasal temellerle denizcilik yasalarını kurumsallaştırma sürecinden geçiyor, ocak ayında yeni yasanın geçmesinin nedeni bu. Yasanın maddeleri Çin’in diğer egemen devletlere saldıracağı şeklindeki yaygın görüşe meydan okuyor. Örneğin, 48. madde yasanın uygulanmasından önce yerine getirilmesi gereken, terörizm tehditlerine karşı koyma, denizdeki şiddet olayları ile ilgilenme ve Çin gemilerine saldırıların caydırılması dâhil ön şartları vurguluyor.

CGL personelinin yan zararları önlemek için kullanılacak güç düzeyini değerlendirmek zorunda olduğu orantılılık da yasanın Taiwan ve ABD’nin gözden kaçırdığı bir özelliği. Bu yasa sanıldığı gibi diğer egemen devletleri hedef alan bir saldırgan doktrin, strateji ya da politika değil.

ÇİN HALK KURTULUŞ ORDUSU’NUN DOKTRİNİ “SALDIRGANLIK” DEĞİL

“Ortak değerlere” sahip devletleri barışı peşinde koşmakla yükümlü tutmak Hawai’deki Daniel K Inouye Asya-Pasifik Güvenlik Araştırmaları Merkezi profesörlerinden Alex Vuving gibi analizcilerin Malezya, Myanmar ve Vietnam gibi ülkelerin, eğer yasa uygulanırsa Çin “saldırganlığının” hedefi olacaklarını iddia etmesine, korkutucu bir şekilde benziyor.

Bu tür açıklamalar Güney Çin Denizi’ndeki gerginliği azaltma noktaları, karşılıklı ihtiyatlı davranma ya da gerginlikleri gidermeyi amaçlayan güven oluşturucu önlemleri teşvik etmek gibi gerçek müzakere konularını bir kenara itiyor. Bunlar arasında Japonya’nın 2001’de kendi yasasını yeniden düzenlemesi dikkate alındığında, Çin Sahil Güvenlik Yasası’nın Asya’da tek olmadığı gibi inkâr edilemez bir gerçeğe gözlerini kapatmayı da içeriyor.

ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray’ı izleyen gazetecilere geçen hafta cuma günü yaptığı açıklamada tekrar tekrar ABD’nin nasıl Çin’in dünyadaki en güçlü ülke haline gelmesine izin vermeyeceğini vurguladı. Bu yorumlar, ABD savunduğu, ayrılıkların iş birlikçi çerçevelerin önemini azalttığı büyük güç rekabetinin bir yansımasıdır.

Biden’ın andığı, Amerika’nın bölgedeki yayılması varlığını güçlendirmek için işine geldiği gibi kullandığı Çin’in yayılmasının Taiwan vakası ile eşitlenmesinde, ABD’nin Çin’e hedef alan askeri gemileri bölgeye göndermesi gibi proaktif davranışlarından bahsedilmiyor.

Çin şirketlerinin kara listeye alınması, Xinjiang’dan pamuk ithalatına Amerika’nın koyduğu yasaklar ve müttefiklere baskı yapmak, bunların hepsi, CGL’nin kendi saldırgan eylemlerini meşrulaştırmak için kullanılmasıyla birlikte, kontrol altına alma stratejisinin kapsamına giriyor.

Singapur Üniversitesi kamu politikaları enstitüsü profesörlerinden Eduardo Araral gibi akademisyenler Çin’in stratejisini mükemmel biçimde özetledi. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (ÇHKO) doktrini, saldırganlık ya da belirsizlik değil, aksine toprak bütünlüğüne tehdit durumda seçeneklerini garanti altına almaktır.

Taiwan otoritesi kıta Çin’inin Taiwan Boğazı üzerindeki askeri uçuşlarını deniz güvenliğine tehdit olarak gösterirken, gerçek CGL’nin kıta Çin’ini bir kez daha kuşatmak için bir bahane olarak kullanılmasıdır ve bu haksızlıktır.