Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Karadeniz’e yönelik hamleleri son dönemde hızlandı. Hem doğrudan hem de ABD’nin saldırı ve işgal aygıtı olan NATO aracılığıyla, Karadeniz’de huzuru bozmaya, Gürcistan ve Ukrayna’yı NATO’ya almaya çalışan ABD’nin pek çok hedefi var elbette. Bunlar arasında Orta Asya, Kafkasya ve Hazar Havzası da çok önemli. Neden mi? Tartışalım…

Tahminler ve çalışmalar farklılık gösterse de, Hazar Denizi’nde kabaca 50 milyar varil petrol, 9 trilyon metreküp doğal gaz olduğu tahmin ediliyor. Bunun piyasa değeri, 6 trilyon dolar. Hazar Denizi’ne kıyıdaş 5 ülke var: Rusya, İran, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan. Bu 5 ülke, 2018 yılında, üzerinde 22 yıl çalıştıkları, Hazar Denizi Antlaşması’nı imzaladılar. Hazar’ı dış ülkelere kapattılar. Hazar için, ne göl, ne deniz dediler. Kendine has, hibrit bir hukuk rejimi üzerinde anlaştılar. Deniz yüzeyini ortak kullanma kararı aldılar. Deniz dibi zenginlikleri ve enerji kaynaklarının paylaşımında ise uluslararası hukuk temelinde paylaşıma vardılar.

Hazar’a kıyıdaş olan ülkelerin, Orta Asya devletlerinin iş birliği çok önemli. Çünkü ABD; bölgede kalıcı üs elde etmenin yollarını arıyor. Bu amaçla Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan, ABD’nin hedefindeki ülkeler. Bu sayede, deyim yerindeyse, bir taşla çok kuş vurmak, Rusya ve Çin’in hem arasına girmek hem onları kuşatmak, İran’ı çevrelemek, Kuşak ve Yol Projesi’ni engellemek, Türk Cumhuriyetleri üzerinde etkisini artırmak, stratejik hamle üstünlüğü elde etmek istiyor.

KARADENİZ VE HAZAR DENİZİ

Bu şartlarda Türkiye’nin tavrı daha da önem kazanıyor. Afganistan’da, ABD ve NATO çekilirken, başkent Kâbil’deki havalimanının yönetimine ve savunmasına talip olmak yanlış. Bu tavır, Türkiye’nin tarihiyle de günümüzdeki büyük cepheleşmeyle de bağdaşmıyor. Türkiye’nin Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyesi yapılmasına, bu sayede Karadeniz’in adeta bir NATO gölüne dönüştürülmesine ilişkin ABD planlarına da karşı çıkması gerekiyor. Karadeniz’in huzur, barış ve istikrar denizi olmasında hem Türk-Rus dengesinin hem de ABD’nin bu denizde kalıcı varlık gösterememesinin payı büyük. Eğer bu durum değişirse, Rusya ile birlikte Türkiye’nin de aleyhine olur. Dahası, Türk-Rus ilişkilerini de çok olumsuz etkiler. 

Türkiye; yakın dönemde, ABD’nin Türkiye’nin sınır komşularına yönelik işgal ve saldırılarında önemli hatalar yaptı. 2011’de Suriye’ye ABD çullandığında, ABD’yle uyumlu politika izledi. Yanlıştı. Bu yanlış bugün daha iyi anlaşılıyor. Öncesinde, 2003’te Irak işgal edildiğinde, her ne kadar 1 Mart tezkeresi TBMM’de reddedilse de, ABD’nin pek çok talebini yerine getirdi. Yanlıştı. Bu yanlışın, Irak’ın fiilen bölünmesinde etkisi büyük oldu. Öncesinde, 1990-1991’de Birinci Körfez Bunalımı sırasında Turgut Özal, bir koyup üç almaktan bahsetmişti. ABD’yle birlikte Irak’a müdahale etme yanlısıydı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay, istifa ederek Özal’a direndi. Fakat sonuçta Çekiç Güç geldi, topraklarımızda konuşlandı. Başımıza büyük belalar açtı. Irak’ın bölünmesine zemin oluşturdu. Bugün daha iyi anlaşılıyor.

Uzun lafın kısası, yakın tarihin de gösterdiği üzere, ABD’nin dediğini yapanlar, kaybediyor. ABD’ye direnenler ise kazanıyor.

Barış Doster