CGTN

“21 Eylül Uluslararası Barış Günü”ydü ama eğer Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaşayanlar bunu duymamış olabilir. Bunun haklı nedenleri olabilir. 2001’den sonra doğan yaklaşık 80 milyon Amerikalının hiçbiri hayatlarında barış içinde geçen bir gün bilmiyorlar. Onların tek bildikleri şey, insansız hava aracı (İHA) saldırıları, füze saldırıları ve sürekli savaşın arka plan gürültüleriydi. ABD, Birleşmiş Milletler (BM) Merkezi’ne ev sahipliği yapsa da çok taraflılık ve barış arayışı onun tercih ettiği diplomasi araçları değildir. ABD uzun zamandır tehdit ve tek taraflı güç kullanımını tercih etti.

Aslında, ABD 1776’da kurulduğundan bu yana sadece 17 yılını barış içinde geçirdi. Sadece 2020’de ordusu için 778 milyar dolar harcadı. Bu Çin’in askeri harcamalarının üç katı ve küresel askeri harcamaların yüzde 39’unu oluşturuyor. Bu para, 70 kadar ülkede askeri üssü olan dünyadaki en gelişmiş ordu için harcandı. Eğer elinizde bir çekiç varsa, her şeyi bir çivi olarak görürsünüz. Bu kadar büyük miktarda parayı orduya harcayan ABD bütün sorunlara askeri açıdan bakıyor.

ABD TEK TARAFLI GÜÇ KULLANIMINI TERCİH ETTİ

ABD tarihsel nedenlerle kendisini, kader ya da tanrı tarafından diğerlerinden ayrılmış, istisnai bir ulus olarak görüyor. Amerikalılar kendilerini dünyanın bakacağı bir umut ışığı, tepede parlayan bir kent olarak görüyor. Amerikalılar derinden diğer ülkelerin ABD gibi olmak istediğini hissediyor. Bu nedenle eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney 2003’te televizyonda, bunun hiçbir temeli olmamasına rağmen, ABD askerlerinin Irak’ı işgal ettikten sonra “kurtarıcılar gibi karşılanacaklarını” söyleyebildi. Amerikalılar el yapımı patlayıcılarla karşılandıklarında çok şaşırdılar.

Ayrıca, ABD’nin Afganistan’da ulus inşası için trilyonlarca dolar harcamasının ve sayısız canı kurban etmesinin nedeni de bu. Bütün işaretler ABD’nin büyük ölçüde istenmediğini gösteriyordu. Amerikalıların inşa ettiği okullar ve alt yapı projeleri yerel halk tarafından yıkıldı. Bütün işgal boyunca Amerikan askerlerine saldırılar düzenlendi. ABD, Afro-Amerikalıların gelişmesini örnek göstererek, yönetişim ve insan hakları konusunda kendisini bir model olarak görmeyi sever. Ama ABD insan hakları mücadelesinin en büyük sembolü olan Martin Luther King Jr. 1968’de vurularak öldürüldü. 50 yıldan uzun bir süre sonra Siyah Amerikalılar halen sistematik bir ayrımcılığa uğruyor, orantısız biçimde hapsediliyor ve onları koruması gereken polisin ölümcül şiddetiyle yüz yüze kalıyorlar.

“KARGAŞA YARATMAK” ABD GÜNDEMİNİN BİR PARÇASI OLMAMALI

Geçinecek ücret ve sağlık ve eğitim hizmetlerine eşit erişim gibi temel insan hakları milyonlarca azınlığa verilmiyor. ABD dünyadaki en gelişmiş sağlık sistemine sahip, ama o kadar eşitsizlik ve kötü yönetimle yüklü ki, halkını küresel bir salgından ile koruyamıyor. Covid-19 nedeniyle yaklaşık 675 bin Amerikalı yaşamını yitirdi, bu 100 yıl önce grip salgında ölenlerin sayısına yakın. Bütün bunlara rağmen, Amerikalı siyasetçiler insan hakları konusunda vaaz veriyor ve sanki kendileri en iyisini biliyormuş gibi diğer ülkelerin işlerine karışıyor.

2021 Uluslararası Barış Günü’nün teması “daha iyi ve sürdürülebilir bir dünya için toparlanmak”tı. BM Genel Kurulu bugünde bütün dünyayı salgın ortamında şefkat, iyilik ve umut dağıtmaya çağırdı. Ama ABD, son 245 yılın en az 228 yılında savaştaydı. ABD bir süper güç olarak, buna yaraşır biçimde sorumluluklarını yerine getirmeli ve küresel topluma olumlu sonuçlar getiren bir şekilde davranmalı. Bulduğu her fırsatta kargaşa yaratmak ve savaşa atılmak gündeminin bir parçası olmamalı.