People’s Daily Online

Amerikalı bir televizyon yorumcusu yakın zamanda Çin asıllı serbest stil kayakçı Gu Ailing’i Kış Olimpiyatları’nda Çin adına yarıştığında “nankör” olmakla damgaladı ve Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) “ihanet etmesinin” onun için “utanç” verici olduğunu savundu. Bu saldırgan ve aşağılayıcı ifadeler bazı Amerikalı gazetecilerin sadece profesyonel dürüstlüklerinin zayıfladığını değil, aynı zamanda ülkelerinin bir zamanlar dünya sahnesindeki üstün konumlarının dağıldığını gördükleri için acizlikleri ve öfkelerini de gösteriyor. 

Çıplak gerçekler ve mantık, Gu’nun bu yanlı haber yorumunda dikkate alınması gereken bariz çifte standardı gözler önüne seriyor. Kış Olimpiyatları’nın son ev sahibi Güney Kore ve gelecek ev sahibi İtalya, kendileri adına yarışmak için bir Güney Kore ya da İtalya kökenli yabancı bir sporcuyu takdim etse ve bundan altı yıl sonra ABD kendisi için birini vatandaşlığa kabul ederse onların hareketleri endişeye neden olur mu? Kesinlikle hayır. Tüm dünya onu kabul edecektir. 

OLİMPİYATLARDA BELİRLİ BİR ÜLKEYİ TEMSİL ETMEYİ SEÇMEK, SPORCULARIN TEMEL İNSAN HAKKI

Spor, üst düzey sporcuların dolaşımı ve milliyetinin değişiminin yaygın olduğu dünyadaki en açık ve kapsayıcı sektördür. Bu gerçekten de zamanımızdaki ilerleyişi ve sporun amacının gelişimini teyit etmektedir. Ancak Çin Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yaptığında ve Çin asıllı ve Çinceyi akıcı konuşan Gu’yu takdim ettiğinde, birkaç Amerikalı son derece sert ve ağzı bozuk laflar sarf etti. Bunun için bir herhangi bir sebep var mı?

1980’li ve 1990’lı yıllarda, dünyada en üst sırada yer alan tenis oyuncularının çoğu Amerikalıydı veya daha belirgin biçimde, Amerikan vatandaşlığına sahip kimselerdi. Pete Sampras Yunan asıllıydı, Martina Navratilova Çek Cumhuriyeti’nden ve Monica Seles eski Yugoslavya’dan gelmişti. Amerikalı televizyon yorumcuları niçin Navratilova ve Seles’i ABD’ye hizmet etmek için kendi ana vatanlarına “ihanet etmekle” suçlamadılar? Amerikalılar, her ikisi de Çin’de eğitilmiş kamuoyunun yakından tanıdığı sporcular Lang Ping ve Li Yan’ın bir zamanlar Yaz ve Kış Olimpiyatları’nda Amerikan takımlarının koçları olarak katıldığını ve onlara kayda değer sonuçlar almalarında yardımcı olduklarını hatırlamalıdır. Lang Ping ve Li Yan, Amerikan halkının saygısını ve övgüsünü kazandılar. 

Çin halkının büyük çoğunluğu bunun, medeniyetler arasında karşılıklı öğrenmeye olanak sağlayan uluslararası spor karşılaşmalarının normal sonucu olduğuna inanıyor ve bu sporculara hakaret etmeyecek veya onları “nankör hainler” olarak damgalamayacak. ABD, bütün dünyadan yetenekleri toplayabilir ve onları kendi vatandaşı yapabilir, ancak Çin söz konusu olduğunda eleştiri ve iğneleme son sürat devam ediyor. Bu tipik bir çifte standart ve egemen mantık değil mi? Olimpiyatlarda belirli bir ülkeyi temsil etmeyi seçmek, sporcuların temel insan haklarıdır. Bu da saygıyı hak ediyor. 

NEZAKETLE KAYBETMEYİ ÖĞRENMEK SPORTİF RUHUN PARÇASI

Bazı Amerikalılar her zaman insan hakları konusunda konuşuyor, ancak uygulamada tavsiye ettiklerini yerine getirmezler. Onlar Gu’nun mantıklı kararına saldırdılar. Onların eylemlerinin, istedikleri herhangi bir ülke için yarışmada özgür olması gereken sporcuların insan haklarını ihlal ettiğini söylemek abartı olmaz. Gu, önünde koca bir hayat uzanan sadece 18 yaşında biri. Amerikalı televizyon yorumcularının kullandığı kaba kelimeler onların zihniyetini ortaya serdi, kaybetmeyi göze alamazlar. CNN’de yer alan bir makaleye göre, Gu’ya yönelik eleştirilerin çoğu, “Amerika’nın, Çin’in ABD ile kıyaslandığında üstünlüğünün yarattığı hayal kırıklığına dayanıyor” gibi görünüyor. 

Avusturyalı yazar Stefan Zweig’ın “İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar” adlı kitabında Britanyalı kâşif Robert Falcon Scott ve Norveçli Roald Amundsen arasında Güney Kutbu’na ilk ulaşan kişi olmak için giriştikleri efsanevi yarıştan bahsetti. Scott uzun zorlu bir yolculuktan sonra Antarktika’ya vardığı zaman, bir ay önce Amundsen’in ekibinin diktiği Norveç bayrağını görünce dehşete düştü. Kutup fatihinin mektubu, bilinmeyen ikinci gelecek kişiyi bekledi ve ondan mektubu Norveç kralına iletmesini istedi. Scott, uzun süredir kendisinin olmasını istediği bu eyleme tanık olarak bu ağır yükü yerine getirmeyi kendine vazife edindi. Scott ve ekibi yarışı kaybetmeleri ve dönüş yolunda ölmelerine rağmen, bu seferin efsanesi yıllardır yankılanmaya devam ediyor ve insanın emek harcaması ve keşif tarihinde ölümsüzleşiyor. Antarktika mücadelesi yenilgiyle nasıl başa çıkmamız gerektiği konusunun iç yüzünü anlamaya ışık tutuyor. Her zaman kazanan tarafta olmayacaksın. Nezaketle kaybetmeyi öğrenmek sportif ruhun parçasıdır ve büyük bir ülkenin yüce gönüllülüğünü yansıtır.