Global Times

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yaptığı yeni koronavirüsün kökenleri ile ilgili araştırmanın Çin kısmı çarşamba günü Cenevre’de açıklandı. Fakat çok sayıda Batılı medya kanalı raporu önceden aldı. Ana akım Amerika Birleşik Devletleri (ABD) medyası ve az sayıda akademisyen rapordan hayal kırıklığına uğradıklarını açıkladı, bu bir kez daha Batı kamuoyunun tonunu etkilemiş görünüyor.

Bu medya haberlerine göre, DSÖ raporu uzmanlarının onun hakkında medyaya söyledikleri ile uyum içinde. Rapor virüsün kaynağı konusunda bir sonuç sunmuyor, ancak virüsün “büyük ihtimalle” “aracı konaklar üzerinden” insanlara geldiğine inanıyor. Rapor bir laboratuvar sızıntısının “çok küçük bir ihtimal” olduğunda ısrar ediyor. Rapor “diğer ülkelerde yanlış hesaplama ihtimali” olduğunu belirtiyor ve “bu potansiyel olarak erken olayları araştırmanın önemli olduğunu” bildiriyor.

Virüsle ilgili bilimsel araştırmanın sonucu bu. Fakat, bu sonuç ABD’nin Çin’e karşı suçlamalarını desteklemediği için, ABD’deki aşırı güçler hayal kırıklığına uğradı. Yeni koronavirüsün kökenini izlemek ciddi bir bilimsel çalışma. Salgın en erken Wuhan’da tespit edildi ve Çin virüsle mücadeleye başlayan ilk ülkeydi. Ama, bu ilk hastanın Çin’den olduğu anlamına gelir mi? Hangi rastlantılar sonucu ilk hasta virüsü kaptı? Bu soruların tümüyle bilimsel olduğu düşünülüyor.

Fakat geçen yıl salgın ABD’yi sert biçimde vurduktan sonra, eski başkan Donald Trump yönetimi siyasi olarak virüsün Çin’den geldiğini ileri sürdü. Bu sonucu desteklemek için, yine siyasi bir şekilde, virüsün Wuhan Viroloji Enstitüsü’nden sızdığı tezini destekledi. Ana akım ABD kamuoyu ikiye bölündü. Bir yandan federal hükümetin Covid-19’a karşı mücadeledeki kötü performansını eleştirirken, diğer yandan salgınla ilgili olarak Çin’in siyasi olarak suçlanmasını desteklediler, kendi tutumlarını virüsün bir Wuhan laboratuvarından sızdığı temelsiz iddiasına bağladılar.

YENİ KORONAVİRÜSÜN KÖKENİNİ İZLEMEK CİDDİ BİR BİLİMSEL ÇALIŞMA

Böyle bir siyasi eğilim var olmaya devam ediyor, bu ABD siyasi çevreleri ve kamuoyunda genel bir duygu haline geldi. Hatta DSÖ raporunu okuduklarında bile, raporun bilimsel içeriğini anlamak için hiç çaba göstermeden değerlere dayalı yargılarını görmezden geldiler. ABD hükümeti, Amerikalı bilim insanlarının DSÖ raporunu incelemesini sağlayacağını duyurdu. Bunun arkasındaki siyasi amaç açık. Medya kanalları gerçekleri bildirmeyi üstlenmeli ama The New York Times ve The Wall Street Journal rapora karşı güçlü dirençlerini ilan ettiler. Kendi siyasi tutumlarına öncelik vermeye sıra gelince, politikalardan daha az proaktif değiller.

Bu ABD ana akım medyasının ciddi bozulmasının başka bir açık işareti. Artık bilimi hiç dikkate almıyorlar. Bütün istedikleri DSÖ’nün Wuhan’ın dünyada Covid-19’un ilk çıktığı yer olduğunu ilan etmesi. Onlar için, eğer DSÖ Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün virüsü sızdırdığını ilan ederse daha da iyi olacak. Böyle bir sonuçla -bilim dışı olsa bile- bu medya onun bilimsel görünmesine yardım edebilir. Ve eğer DSÖ böyle bir sonuca ulaşmayı reddederse, bu medya araştırmanın Çin hükümeti tarafından “yönlendirildiğini” kanıtlama çabası içinde, DSÖ nihai raporu içindeki her türlü sözüm ona kanıt ve ipucunu bulabilecektir.

ABD medya kanalları, DSÖ uzman ekibinin incelemede tam erişime sahip olmadıkları, ekip içindeki Çinli uzmanların yabancı uzmanları yanlış yönlendirdiği ve Çin hükümetinin bu araştırmadan yararlanmaya çalıştığı fikirlerini desteklemeye devam etti. Eğer rapor beklenenden birkaç gün geç yayınlansaydı, medya kanalları bunu Çin’in DSÖ ile anlaşmadığı şeklinde yorumlayacaklardı.

ABD medya kanalları, ABD seçimleri sırasında bir siyasi araç gibi hareket ettiler, bu zaten iyi bilinen bir şey. Şimdi, bütün dünyada insanlar artan oranda bu medyanın aynı zamanda ABD’nin jeopolitik çıkarlarına hizmet ettiğinin farkına vardı. ABD medya kanalları hatta politikacıların yalan söylemesine bile yardımcı oluyor, dünya çapında söylentiler yaratıp yayıyorlar. Bu ana akım ABD medyasının özelliklerinden biri haline geldi.

Çin kamuoyu araçları ABD’ninkiler kadar güçlü değil, ama biz politikalarımızı gerçeklerin sağlam temeline oturtuyoruz. Gerçeklerin yanındayız ve hiçbir alt üst oluş bizi sarsamayacak.