Dış politikayla ilgilenenler, kaçınılmaz olarak, zorunlu olarak, bir yandan ülkelerin içindeki sınıf mücadelesiyle; yani üretim, mülkiyet, bölüşüm ilişkileriyle; bir yandan da ülkelerin dışındaki pazar, ham madde, ucuz emek talebiyle ilgilenirler. İçeride baktıklarıyla dışarıda baktıkları birbirinin tamamlayanı, bütünleyenidir. Aralarında doğrudan ilişki vardır. Çünkü iktisat; siyasetle ve dış politikayla doğrudan ilgilidir. Bu nedenle, sıklıkla vurguladığımız üzere, büyük bir devletin, emperyalist bir gücün kurumsal dış politikası, bir partiden diğer partiye, bir başkandan diğer başkana değişmez. Aksini öne sürenler yanılırlar. Bunun somut örneği, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) izlediği dış politikadır.

Son birkaç haftada ABD; gerek uluslararası toplantılarda, gerek NATO ve Avrupa Birliği (AB) zirvelerinde, gerekse açıkladığı savunma, güvenlik, strateji belgelerinde, önceliklerini, hedeflerini, çıkarlarını, tehdit tanımları ilan etti. Joe Biden da aynen öncülleri gibi, Rusya’yı ve Çin’i hedefe koydu. Tehdit olarak tanımladı. ABD; bu ülkeleri kuşatmaya çalıştığı halde, bu ülkeleri yayılmacılıkla, küresel güvenlik ve istikrarı bozmakla suçladı. Özetle Çin; ABD açısından asıl ve büyük tehdit, ekonomik gücüyle öne çıkıyor. Rusya, yakın ve öncelikli tehdit, özellikle de AB ve NATO için, askeri gücüyle dikkat çekiyor. Bu yaklaşımıyla ABD; Avrupa’yı da hizada tutmaya, Avrupa’nın ABD ve NATO’nun koruma kalkanına mecbur, mahkûm, muhtaç olduğunu belirtiyor.

Rusya’yı yakın çevresinden; Gürcistan, Ukrayna, Karadeniz, Orta Asya, Kafkasya, Baltık Denizi, Balkanlar, Doğu Avrupa üzerinden kuşatmaya çalışan; Çin’i kuşatmak için Japonya, Hindistan ve Avustralya’yla dörtlü ittifak kurup (QUAD), bu ülkeleri cepheye süren ABD; bir de kalkıp, dünya barışı ve istikrarı için çalıştığını öne sürüyor.

TÜRKİYE DİKKATLİ OLMALI  

ABD’nin Orta Asya, Orta Doğu, Kafkasya, Karadeniz ve Akdeniz’e yönelik hamlelerinde Türkiye’nin özel, özgün, önemli, öncelikli bir konumu var. Zira Rusya’yı kuşattığında ABD; aynı zamanda tersten Türkiye’yi kuşatıyor. Dahası, Türkiye ve Rusya arasına kama sokuyor adeta. Orta Asya ve Kafkasya’da nüfuzunu artırdığında ABD; Türkiye’nin Türk dünyası, Orta Asya, Rusya ve Çin’le arasına kama sokuyor bu kez. Dahası, bölgeyi istikrarsızlaştırıyor.

Ayrıca, Türkiye’nin İran’la ilişkilerini de bozmaya gayret ediyor, ABD. Bu amaçla Türkiye’yi, geçmiş yıllarda Füze Kalkanı projesine (Malatya’nın Kürecik ilçesinde) ikna etmişti. Kısa süre önce de Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de doğrudan ABD ile veya NATO şemsiyesi altında, ortak tatbikatlara ikna etti. ABD’nin, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni devre dışı bırakmak, en azından değiştirmek, esnetmek, sıklıkla delmek istediği biliniyor. Irak ve Suriye’de ise neler yaptığı malum.    

Ayrıca ABD; Polonya, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Yunanistan’la yakından ilgileniyor. Siyasi ve askeri ölçekte, nüfuzunu artırıyor bu ülkelerde. Kısaca Baltık üçüzleri olarak da bilinen Baltık Cumhuriyetlerini de (Estonya, Letonya, Litvanya) Rusya’yı kuşatmak için kullanmaya çalışıyor.

Tablo buyken, Türkiye dikkatli olmalı. Emperyalizmle arasına mesafe koymalı. Mustafa Kemal Atatürk’ün dış politikasını izlemeli.

Barış Doster