CGTN / Bobby Naderi

Demokrasi İçin İttifaklar Vakfı’nın yaptırdığı ve 53 ülkede 50 bin kişiyi kapsayan yeni bir kamuoyu yoklamasına göre, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kendisini küresel demokrasinin baş koruyucusu olarak sunmaya uygun değil. Kendinden menkul doğruluğun hakimi demokrasiye, ekonomik eşitlik ve küresel sağlığa dünyadaki başka herhangi bir ülkeden daha büyük bir tehdit.

Araştırmanın bulguları 53 ülkede araştırmaya katılanların yaklaşık yarısı ya da yüzde 44’ünün ABD’nin kendi ülkelerinde demokrasiyi tehdit etmeye devam etmesinden endişe duyduklarını gösteriyor. Daha da kötüsü, araştırma ne ABD ne de G7’nin demokrasinin savunucuları sıfatını taşıyamayacaklarını gösteriyor.

Aksine, Norveç, İsviçre, İsveç ve Çin’de araştırmaya katılanlar ülkelerinin demokratik olduklarından daha eminler. Örneğin, Çin’de araştırmaya katılanların yüzde 71’e Çin’in doğru miktarda demokrasiye sahip olduğunu düşünüyor. Bu ABD için hakiki bir başarı hikâyesi değil.

YAKIN TARİH

Başkan Joe Biden yönetiminin durumu iyileştirme vaatlerine rağmen, tarih bize oligarkların, politikaları ve yasaları kendi çıkarlarına göre şekillendirmek için “demokratik olarak seçilmiş” hükümetleri kullanarak, zenginliklerini en yüksek seviyeye çıkarmaya devam edeceklerini söylüyor.

Felaket ABD dış politikası pratikleri ve uluslararası konulara tek taraflı yaklaşımı ile ABD işin özünde hala başka bir gezegende yaşıyor ve dünya halen Washington’la ırkçılık, ayrımcılık ve İslam düşmanlığı dâhil birçok alanda büyük bir savaşa girişebilir.

Demokrasi İttifakları Vakfı’nın küresel cephede olma riskini almış olması bu grubun Amerikan demokrasisinin hayatta kalması konusunda ne kadar endişeli olduğunu ortaya seriyor. Ticaret savaşları, seyahat yasakları, göç karşıtı ve beyaz üstünlüğü politikaları ile Biden yönetiminin küresel kumarbazlarının bu konularda iyi bir iş çıkarması beklenmiyor. Bunun nedeni aşırı taraflı medyanın, ileri teknoloji şirketlerinin ve toplumsal medyanın yükselişi, siyasi kutuplaşma ve devlet düzeyinde oy verme haklarına getirilen kısıtlamalar olabilir.

Gerçek şu, Biden ve hevesli ulusal güvenlik danışmanları, Rusya ile Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması ve Paris İklim Anlaşması ya da Covid-19 aşılarının patentlerinin sürekli kaldırılması ve tedarikini destekleme dâhil iç yasaları ve uluslararası normları desteklemek için herhangi bir planı asla tümüyle desteklemeyeceklerdir.

AMERİKA KÜRESEL DESTEK KAZANMA GÜCÜNE SAHİP DEĞİL

Amerikalılar hükümetlerinden ve onun anti demokratik liderliğinden korkarken, soru şu; Biden yönetimi nasıl, Çin’in çevre bölgelerine müdahale etme ve istikrarsızlaştırma çabaları derecesinde, Asya-Pasifik bölgesinde demokrasinin bayraktarlığında ısrar ediyor?

Hiç kimse dünyanın bu kısmında demokrasinin mükemmel ya da tümüyle iyi olduğunu iddia edemez. Yine de Biden yönetiminin dünyanın hakikate ve kendi hatasına karar vermesine izin vermekten korktuğundan şüphe edilemez. Bu yönetim kendi halkından, onlara evrensel değerler ve normları tanımaktan korkan bir hükümettir. En azından, Amerika demokrasisinin Biden yönetimi altında bir dolandırıcılık olduğunun iddia edilebileceğine hiç şüphe yok. Bu bir demokrasi değil, hareket halindeki bir Amerikan istisnacılığıdır.

Amerika o kadar uzun süredir felaket bir “demokrasi inşasına” girişti ki, artık küresel bir destek kazanma gücüne sahip değil. Şu anda tanık olduğumuz şey varsayılan müttefikler dâhil birçok ulusu bundan sonra bazı yerlerde ne yapacağı konusunda endişeye sevk eden sokan bir beyin ölümü halindeki sahne yönetimidir.

Bunun karşısında, bazı aydınlık noktalara bakmak her zaman iyidir ve bu alanlar ABD’nin kendisini izole etmede tartışmasız küresel şampiyon olduğu alanlardır. Afrika ile Orta Doğu’daki gibi özellikle kaynak zengini ülkelerdeki halklar ve hükümetler çoktan alarm veriyor. Bütün baskı ve tehditlere rağmen bunlar bir tercih yapmaya istekli değiller. Kendilerini ABD medyası ve savaşçı şirketlerinin histerisinden kurtarmayı başardılar.

Demokrasiyle bir alakası olmayan Birleşmiş Milletler’deki (BM) insan hakları davetlerini ya da Biden’ın G7’eki açık komplimanlarını unutun. Kendinden menkul doğruluğun sahibi giderek daha çok, hakikaten etkileyici bir biçimde küresel egemenlik sistemine karşı büyük dolandırıcı rolünü oynuyor. Uzak topraklara demokrasiyi getirmekten çok uzak bir şekilde, gezegenimizdeki “en olağanüstü ve muzaffer ulustan” sadece her türden demokratik olmayan güçlere meşruiyet kazandırmasını, felaket kapitalizmini beslemesini, bilinmeyen duyarsızlık ve dünya ölçeğinde geri tepmeleri bekleyin.