Xinhua

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ordusunun, ağustos ayı sonunda Afganistan’da “şüpheli intihar bombacısı” olduğunu iddia ettiği bir hedefe kanlı insansız hava aracı saldırısında, iki yaşında bir kız çocuğunun da arasında bulunduğu aynı aileden 10 kişi öldürüldü. Onların tamamı masum sivillerdi. 

Ancak ABD medyası, hedeflenen araçta patlayıcı olmadığı ve ailenin terörist gruplarla bağlantısı olmadığını savunan kanıtlarla şüpheleri arttırdığında, ABD Savunma Bakanlığından bir sözcü, “olay mahallinde soruşturmacı görevlendirmek için herhangi bir plandan haberdar olmadığını” söyleyerek, saldırıyı hafife aldı. Açıklamalar Washington’ın yaşamı umursamadığının tipik bir yansımasıdır. Yüzyıllardır ABD saldırgan savaşlar konusunda takıntılı olmuştur. ABD’nin sonsuz askeri eylemleri insan haklarını ciddi biçimde ihlal etti ve bütün dünyada büyük insani felaketlere yol açtı ve ABD’yi, küresel barış ile istikrarın en büyük sabotajcısı haline getirdi. 

ABD’li tarihçi Paul Atwood’un dediği gibi, “Savaş Amerika’nın yaşam biçimidir.” ABD’nin küresel egemenlik yolu savaşlar, kölelik ve katliamlar üzerine inşa edildi. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra ABD yabancı topraklarda bir dizi savaş başlattı ve dünyada birçok yerde çatışmalar ile karmaşaya yol açarak, korkunç sivil kayıplar ve maddi hasarlar bıraktı. Irak savaşını örnek olarak alalım. Küresel muhalefete karşın Washington, somut kanıt olmamasına rağmen kitle imha silahlarına sahip olduğunu iddia ettiği petrol zengini Irak’ı işgal etti. 

PAUL ATWOOD: “SAVAŞ AMERİKA’NIN YAŞAM BİÇİMİDİR”

Brown Üniversitesi Watson Uluslararası ve Kamu İşleri Enstitüsü’ne göre, Irak’ta savaşla ilgili şiddet olaylarında 184 bin 382 ila 207 bin 156 Iraklı sivil öldürüldü. İşgalcilerin, savaş sırasında seyreltilmiş uranyum bombaları ve beyaz fosfor bombaları gibi silahları kullanması yerel çevre ve kamu sağlığı için ciddi tehdit oluşturdu. Iraklı yetkililere göre, 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı’ndan önce Irak’ta her 100 bin kişide 40 olan kanser vakası oranı, 2005 yılında her 100 bin kişide en az bin 600 rakamına ulaştı. 

Smithsonian Magazine adlı derginin bir çalışması, ABD’nin, 11 Eylül saldırılarından sonra “terörizmle mücadele” bahanesi altında başlattığı savaşlar ve askeri operasyonların, “dünya ülkelerinin yüzde 40’ından fazlasına yayıldığını” gösterdi. Brown Üniversitesinin eylül ayındaki Savaşın Maliyeti projesi verilerine göre, 11 Eylül saldırılarından sonra Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Yemen ve başka yerlerdeki savaşlarda 929 binin üzerinde insan öldürüldü ve son yirmi yılda 38 milyon kişi yerinden yurdundan oldu. Harvard Üniversitesinden uluslararası ilişkiler bölümünden Profesör Stephen M. Walt, Foreign Policy dergisinde yazdığı makalede, “Yurt dışında sonu gelmeyen kampanyalar-militarizm, gizlilik, güçlendirilmiş yürütme yetkisi, yabancı düşmanlığı, sahte yurtseverlik, demogoji gibi bir sürü siyasi gücü ortaya çıkardı.” dedi. 

KÖTÜ ŞÖHRETLİ BİR SAVAŞ SUÇLUSU

ABD, sadece kötü şöhretli bir savaş suçlusu değil, aynı zamanda diğer ülkeleri karıştıran “kirli ellerdir.” ABD’li yazar William Blum, “Amerika’nın En Amansız İhracatı: Demokrasi” adlı kitabında, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana 50’den fazla yabancı hükümeti devirmeye çalıştığını, en az 30 ülkede seçimlere müdahale ettiğini ve 50’nin üzerinde yabancı lidere suikast girişiminde bulunduğunu ifade etti. Küba’nın Granma gazetesi, son 20 yılda Uluslararası Kalkınma Ajansı ve Ulusal Demokrasi Vakfı’nın da arasında bulunduğu ABD’li kuruluşların, Küba’yı istikrarsızlaştırmak ve yakıcı faaliyetleri finanse etmek için yaklaşık 250 milyon dolar tahsis ettiğini bildirdi. 

Sayısız gerçekler ABD’nin, uluslararası kurallar ve dünya düzeninin gerçek engelleyicisi, bütün dünyada artan belirsizliklerin kaynağının yanı sıra barış ile kalkınmayı izlemenin önündeki en büyük köstek olduğunu kanıtlıyor. ABD, egemen olma niyetine ve orman kanunlarına bağlı kalmayı sürdürürse, barışsever insanların ve ülkelerin tam tersi yöne sürüklenecek ve zamanın gerisinde kalacak.