Yazar: Peter Gerasimov, Burgaristanlı ünlü yazar ve gazeteci

Sadece birkaç yıl önce Çin- Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ilişkileri hala sakindi. O zamanlar Çin dünyanın fabrikası olmasına rağmen, Amerikalılar bu durumu uygunsuz bulmuyordu, hatta yarı şaka yoluyla “Sen üret, ben tüketirim” demekteydiler.

Ancak Donald Trump, ABD Başkanı olarak göreve başlamasından sonra aniden bu büyük Asya ülkesine karşı bir “ticaret savaşı” başlatmaya karar verdi. Çünkü, ABD’nin ekonomik durgunluğundan Çin’i sorumlu tutuyordu.

Bu akla ve mantığa aykırı bir çıkarımdı.

Trump, Çin yönetiminin “Aslında Çin’e karşı bir ticaret savaşı başlatan ABD’nin kendisine, özellikle de sıradan Amerikan vergi mükelleflerine zarar getireceği” uyarısını görmezden geldi.

Amerikalılar, Çin ile olan ticaret anlaşmazlığında devlet propaganda mekanizmalarını vicdansızca kullandı. Siyasi alet kutusundan “insan hakları” aracını çıkarıp uydurma suçlamalarla uluslararası arenada yalan dalgaları yaydılar. Tıpkı kötü şöhretli Nazi Propaganda Bakanı Paul Joseph Goebbels’in dediği gibi, “Yalan bin defa tekrarlanırsa gerçektir.”

Ne yazık ki Donald Trump’ın seçimi kaybetmesinden sonra, Beyaz Saray’ın yeni başkanı Joe Biden rotasını değiştirmeyip Çin’i bastırma ve kontrol altına alma politikasını sürdürmeye devam etti.

ABD’deki Çin karşıtı “koro”ya bazı diğer aktörler de katıldı. Bunlar ABD’nin “uzak akrabaları” olarak görülen İngiltere ile geniş topraklı ve seyrek nüfuslu Kanada ve Avustralya’dır.

Diplomasi açısından sadece “Sam Amca”ya sadakati ön planda tutan bu ülkeler Çin’e esas olarak üç konuda iftira atmaktadırlar: Biri sözde “Xinjiang’da insan hakları sorunu”, diğeri sözde “Hong Kong sorunu”, üçüncüsü ise Çin’in sosyalist sistemine doğrudan saldırma.

İNSAN HAKLARI İHLALLERİNİN GERÇEK SUÇLUSU KİMDİR?

ABD’nin modern tarihine bakarsak, orada insanlık tarihindeki en ciddi insan hakları ihlallerinin bir kaydı olduğunu görürüz.

Çoğumuz “soykırım” teriminden nefret ediyoruz, ancak bu tür eylemlere ABD tarihi alışıktır. Kuzey Amerika’daki ilk sömürgeciler bir yer edindikten sonra yerli Kızılderililerin topraklarını yağmalayarak onlara sistematik ve vahşi bir soykırım politikası uyguladılar.

Ayrıca çeşitli etnik gruplardan oluşan bir ülke olan ABD’nin tarihi, on milyonlarca siyah kölenin satılıp sömürüldüğü bir tarihtir. ABD’deki kölelik 1865 yılında ancak kaldırıldı, fakat bu ABD’de siyahlara yönelik ayrımcılık ve baskıyı engellemedi.

Benim yaşımdaki yaşlı insanlar, 1960’ların ortası ve sonunda ABD’de yaşanan siyah bilinçlenme hareketini hâlâ hatırlıyorlar. Geçen yıl Afrika kökenli Amerikalı George Floyd’un beyaz bir polis tarafından boğazına basılara öldürüldü.

Vietnam, Irak, Afganistan ve Yugoslavya’ya karşı işgal savaşlarında işlenen insan hakları ihlalleri bir yana; ABD kendi halkına bile işte böyle davranıyor.

Bu “insan haklarının koruyucusu” olduğunu iddia eden “muhteşem ABD”dir.

ABD’de hiç kimse ve Amerika’nın uydu ülkeleri, diğer ülkelerin “insan haklarını” değerlendirme hakkına sahip değildir. Onların eylemlerini tek bir kelimeyle özetlemek gerekirse, “suçtan kaçmak için hedef tahtasını başkasına çevirmek” denebilir.