Global Times / Ruan Zongze

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın göreve başlamasından bu yana Çin-ABD ilişkilerinde şiddetli karşı karşıya gelmeler ortaya çıkmaya devam ediyor. Ancak ABD, Çin’i ne kadar sindirmeye ve kontrol altına almaya çalışırsa, stratejik endişesi ve bunu yapmadaki acizliğini o kadar gizleyemez. Gerçek, zaman ve eğilimin Çin’den yana olduğunu kanıtladı. Özellikle, bu yıl Çin ile ABD arasındaki üç dikkat çeken karşılaşma bu gerçeği gösteriyor. 

İlk olarak mart ayında Anchorage kentinde Çin-ABD üst düzey stratejik diyaloğu sırasında ABD durumu yanlış değerlendirdi ve gücüyle Çin’i ezme girişiminde bulundu. Ancak Çin’in üst düzey diplomatı Yang Jiechi, buna güçlü bir karşılık vererek, “ABD, Çin ile güçlü bir pozisyondan konuşmak istediğini söylemeye yetkili değil.” dedi.

İkinci karşılaşma, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 46. oturumunda oldu. ABD’nin de içinde bulunduğu bazı Batılı ülkeler, insan hakları konularını tanımlama ve yorumlama haklarını gasbederek diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmeye kalkıştı. Ancak çok sayıda gelişmekte olan ülke, Çin’in, Hong Kong ve Xinjiang ile ilgili konulardaki tutumunu ve önlemlerini desteklediğini ifade etti. 

Üçüncüsü, mayıs ayında tırmanan Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgiliydi. Çin, ilgili ülkelerle birlikte, acilen bu konuda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) bildirisi hazırladı. Ancak Washington yönetimi bir haftada üç kez bu bildiriyi engelledi. ABD, bir kez daha kendisini uluslararası toplumun karşısına yerleştirdi.

Üç karşılaşma, saldırgan ABD’nin oyunu yanlış oynadığını ve sonunda kendini gülünç duruma düşürdüğünü gösterdi. Bu karşılaşmalar aynı zamanda Çin’in uluslararası seviyede güçlüklerle baş edebilmek için birçok araca sahip olduğuna dikkati çekti. Çin asla dostlarından ve ortaklarından yoksun değildir ve her bir karşılaşma Çin’in etkisini artırmıştır.

ABD, ÇİN ÜZERİNDE BASKI UYGULAMAYA ÇALIŞIYOR

ABD’nin Çin’in kuşatmak için ittifakını kullanmaya devam etmesi büyük bir kumardır. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Hint-Pasifik ilişkileri ABD koordinatörü Kurt Campbell, 26 Mayıs’ta Çin ile ilişki döneminin sona erdiğini ve “hâkim paradigmanın rekabet olacağını” söyledi. ABD’nin Çin’e karşı son eylemlerinde görebileceğimiz gibi bu birçok yönden doğrudur.   

Siyasi olarak Washington, Beijing’in siyasi sistemine “demokrasi” ve “insan hakları” bayrağı altında alçakça saldırmaya devam ediyor. Ticaret ve teknoloji açısından, ABD, ayrıştırma, yaptırımlar ve yasaklama politikasını sürdürmektedir. Askeri ve güvenlik alanında, ABD, jeopolitik kaynaklarının tahsisini güçlendirdi ve Hint-Pasifik bölgesinde mekanizmasını genişletti. İttifakını güçlendirerek ve küçük gruplar oluşturarak Çin üzerindeki maksimum baskısını uygulamaya çalışıyor. ABD ittifak sistemini gücünün “güçlendiricisi” olarak görüyor. ABD tek taraflılığını çok taraflılık olarak gizlemek amacıyla “bayrak etrafında toplanma etkisini” kullanmak istiyor. Esasında, bütün bunlar ABD’nin egemenliğine hizmet ediyor. Bununla birlikte ABD ittifakı ağının örgüsü delik deşiktir.

İlk olarak, ABD, stratejik hesaplamaları ile genel gücü arasında büyük bir boşluk ve oransız ilişkiyle karşı karşıyadır. Ülke güç bakımından gözle görülebilir şekilde geriliyor ve bu Washington’ın eylemlerini ciddi biçimde kısıtlar hale geldi. ABD sonunda, 20 yıldan sonra Afganistan’daki savaşı tamamen sona erdirmeye karar verdi.

İkincisi, Washington küçük gruplar oluşturmak için diğer ülkelere karşı havuç sopa taktiğini kullanıyor. Ancak bu ülkelerin kendi çıkarlarını gözetme ihtiyacına aykırıdır. Washington’ın çıkarlarının diğer ülkelerin çıkarlarıyla aynı olması gerekli değildir. Ayrıca, ABD’nin adımlarını takip etmeye ve kendi çıkarlarını Washington’ın çıkarlarına feda etmeye gönüllü ABD müttefiklerinin sayısı giderek azalıyor. 

Üçüncüsü, ABD ideolojik olarak zorla dünyayı böldü ve bu mevcut zamanın eğilimine tamamen aykırı düşmektedir. Küresel bağlılık çağında, bir ideoloji kozasında toplanmak gerçekten birinin elini kolunu bağlıyor. ABD daha önce fırsatı temsil ederdi. Şimdi, bunu Çin yapıyor.

Bugün Çin dünyaya eşit bir temelde bakabilir. Bu, Çin’in, Çin karakterli çoğunluk gücü diplomasisinin yavaş yavaş gelişeceği anlamına geliyor. Bu aynı zamanda Çin’in egemenliği, güvenliği, kalkınması, itibarı ve şerefini korumada daha da kararlı olacak demektir. Bu, Çin’in şimdi, zamanın ve eğilimlerin açıkça Çin’den yana olduğu modern zamanlarda en iyi gelişme döneminde olduğunu gösteriyor.