Haber: Mehmet Kıvanç

Bir dizi somut gelişme Washington’ın Latin Amerika’daki hegemonyasını ve “arka bahçe” siyasetini sürdürmesinin gittikçe zorlaştığını gösteriyor. Askeri doktrin ve küresel stratejisini Çin ile Rusya’yı mümkün olduğunca sınırlama üzerine kuran ABD müesses nizamı artık Latin Amerika’yı da kontrol etmekte zorlanıyor. 128 milyonluk Meksika’nın zorlayıcı çıkışlarına Washignton’ın ilişkilerde eşitlik prensibini kabul ederek mi yoksa eski hegemon tavrıyla mı yanıt vereceği şimdilik belirsiz.

Latin Amerika’nın Büyük Kurtarıcısı Simón Bolívar’in 238. doğum günü vesilesiyle Meksika’nın ev sahipliği yaptığı tören Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) “arka bahçe” politikasına yönelik meydan okuyan mesajların verildiği bir platforma dönüştü.

CRI Türk’te yayınlanan Dünya Postası programında törende verilen mesajları değerlendiren United World International Yazarı Yunus Soner, ABD yönetiminin “kontrol dışına çıkan bir hükümet, kontrol dışına çıkan bir lider” değerlendirmesiyle Meksika’ya baktığını düşünüyor. Soner’e göre; “Güneyindeki komşusu bakımından biraz şaşırmış durumda olan ABD bir rota çizmeye çalışıyor.”

Simon Bolivar’ın doğumunun 238. yıl dönümü Meksika’da devlet töreni ile kutlandı. 24 Temmuz 1783’te Venezüella’nın Başkenti Karakas’ta doğan Bolivar, Latin Amerika’da sömürgeciliğe karşı mücadelenin sembol ismi oldu. Bugün de Latin Amerika’ya ilham kaynağı olmaya devam eden Bolivar, Libertador (Kurtarıcı) olarak anılıyor.

OBRADOR NE SÖYLEDİ?

Washington’ın “arka bahçe” olarak gördüğü Latin Amerika ülkeleri kendilerini ABD’ye bağlayan yapısal prangalardan kurtulmak için somut adımlar atmaya başladı. Bunun en somut adımlarını Obrador önderliğindeki Meksika’nın attığını söylemek mümkün. Seçim döneminde “yeni Chavez” denilerek Batı’nın büyük basın tekellerinin hedefe koyduğu Obrador artık itirazlarını daha üst perdeden dillendiriyor.

Meksika Devlet Başkanı Manuel López Obrador, Simón Bolívar’in 238. doğum günü vesilesiyle yapılan törende “Son iki yüzyılda görülen işgal ve darbeler üzerine kurulu politikalar kabul edilemez.” diyerek hem tarihsel hem de güncel hegemonya siyasetlerine itirazını dile getirdi. Yunus Soner Obrador’un Bolívar üzerinden verdiği mesajların güncel adresinin ABD olduğunun altını çizdi.

Obrador’un Washington’ın Latin Amerika’ya en büyük müdahale aracı olan Amerika Devletleri Örgütü’nün (OAS) misyonuna ilişkin itirazları en can alıcı olanıydı. Bu durum Afganistan ve Irak’tan çekilip Asya Pasifik’te Çin’i Baltıklardan, Karadeniz’e Rusya’yı kuşatmayan isteyen ABD için “kötü haber” anlamına geliyor.

Uzun süre Meksika’da yaşayan Siyaset Bilimci Yunus Soner, ABD’nin “arka bahçe” siyasetini sürdürmekte elinin eskisi gibi rahat olmadığı kanaatinde. Soner bu siyasetin kavramsal arka planını oluşturan Monroe Doktrini’ne Meksika Devlet Başkanı’nın getirdiği itirazın özellikle altını çiziyor.

OBRADOR MONROE DOKTRİNİNİ REDDETTİ

1948 yılında kurulan Amerika Devletler Örgütü’nü “bir piyon” olarak tanımlayan Obrador, bu yapının lağvedilmesini, bunu yerine yeni bir örgüt kurulmasını ve yeni örgütün Washington’dan talimat almayan tarafsız bir yaklaşıma sahip olması gerektiğini söyledi.

Obrador’un bu çıkışını yorumlayan Yunus Soner, “Obrador, bütün Latin ABD’nin hegemonyasına terk eden Monroe Doktrinini açık bir şekilde reddetti. Küba’yı ABD’ye karşı bağımsızlığın sembolü olarak ilan etti. Küba’yı aynı zamanında Roma İmparatorluğu’na direnen bazı Fransız köylerine benzetti.” dedi.

MEKSİKA LİDERİNİN BIDEN’A ÇİN MESAJI

Soner; Obrador’un konuşmasında yer alan Çin’e yönelik vurgular hakkında ise şunları söyledi:

“Meksika Devlet Başkanına göre 2051’de Çin’in dünya ticaretindeki payı yüzde 64’e yükselirken ABD yüzde 4 ile 10 arasında değişecek. Obrador bu gelişmenin yasal olarak durdurulamaz olduğunu söylüyor. ‘Bu gelişmeye karşı Washington’da bazı yetkililer askeri yönteme başvurmayı düşünebilir’ uyarısını yapıyor Obrador. ‘Bundan kesinlikle kaçının, bunu yapmak yerine Latin Amerika ile ilişkilerinizi yeniden karşılıklı egemenliğe saygı ve eşit ilişkiler temelinde yeniden düzenlemek gerekir’ diyor.”

Soner, Obrador’un verdiği mesajlarını şu şekilde özetledi:

“ABD aklını başına toplamalı, dünya çapında ticari ekonomik üstünlüğü kaybettiğini kabul etmeli, kendi komşularına da daha saygılı davranmaya başlamalı.”

“HIZLI VE ÖFKELİ” SKANDALI

2006-2011 arasında ABD Alkol, Sigara, Ateşli Silahlar ve Patlayıcılar Bürosu (ATF) “Hızlı ve Öfkeli”  projesini yürüttü. Proje kapsamında ABD’den Meksika çetelerinin silah almasına müsaade edildi. Bu programın yarattığı “fırsat” ile uyuşturucu kartelleri ABD’den yoğun silah alımı yapabildi. Operasyon Meksika’nın bilgisi dışında yapıldı. Peki, bu “Hızlı ve Öfkeli” programının mantığı neydi? ABD neden Meksika’daki çetelerin kendi ülkesinden silah temin etmesine göz yumdu? Yunus Soner, bunun altında yatan “mantığı” şöyle açıklıyor:

“Planları; bu silahların uyuşturucu çetelerine gitmesini sağlayarak silahların izini takip etmek, bu şekilde çete liderlerine ulaşmaya çalışmaktı. Fakat şöyle bir durum yaşandı; binlerce silahın izi kaybedildi ve bunlar Meksikalı uyuşturucu çetelerinin eline geçti.”

Meksika’da çetelerin kolay yoldan silahlanmasına yol açan “Hızlı ve Öfkeli” programı 2010 yılında ABD’de de eleştirilmeye başlandı. ATF’nin Meksikalı uyuşturucu kartellerine gitmesine izin verdiği silahlar ABD sınır muhafızı Brian Terry’nin ölümüne yol açtı. Silahların ABD güvenlik güçlerine dönmesi Amerikan Kongresinde itirazlara neden oldu. 2011 yılında program resmi olarak durduruldu.

Yunus Soner, Meksika hükümetinin de ülkesini kana bulayan çetelere silah satışına izin verilmesine karşı Amerikan silah şirketlerine davalar açtığını not etti.

MEKSİKA’DA AMERİKA’YA SINIRLAMALAR ARTIYOR

Merida İnisiyatifi, George Bush döneminde imzalanan iki taraflı stratejik iş birliği anlaşması olarak biliniyor. MERİDA 2008 yılında imzalandı. Buna göre uyuşturucu çeteleriyle askeri mücadele öngörülüyordu.

Amerikan güvenlik güçlerinin Meksika topraklarındaki, faaliyetlerini sınırlamaya başladığını kaydeden Soner, bu konuda Merida İnisiyatifi’nin önemine işaret ederek hassas askeri anlaşmaya ilgili şu hatırlatmalarda bulundu:

“3 milyar dolarlık anlaşma uyarınca ABD Meksika’ya hem silah sattı. Hem danışman gönderdi. Danışmanlar, ordu, polis hükümet hapishane nezdinde faaliyet gösterdi. Meksika’nın içinde uyuşturucu tüketimiyle mücadele edildi.”

Soner, Merida ile ABD’nin Meksika devletinin kılcal damarlarına girdiğini ve bu durumun ülkede büyük rahatsızlık yarattığını kaydetti:

“Bu Meksika’nın tarihinde önemli bir dönüşüm. Çünkü iki ülkenin ilişkileri oldukça gergin. 1848 yılında çıkan savaşta Meksika topraklarının neredeyse yarısını ABD’ye kaybetti. Bugün ABD eyaletleri olarak bildiğimiz Arizona, California, New Meksiko, Texas bunların hepsi Meksika’ya aitti. Dolayısıyla Meksika geleneksel olarak ABD’nin kendi iç işlerine müdahalesi konusunda çok hassas. 2008 yılında imzalanan Merida İnisiyatifi büyük bir dönüşüm oldu. ABD güvenlik danışmanları Meksika ordusunun, hükümetin, polisin içine girdi.”

İşte bu anlaşmada artık miadını doldurmuş durumda. Meksika Dışişleri Bakanı Merida İnisiyatifi’ni “ölü” bir anlaşma olarak nitelendirildi. Dışişleri Bakanı bu anlaşmanın gözden geçirilmesini talep etti.

Soner, bu aşamada Meksika yönetiminin “ordu ve hükümet nezdindeki ABD’li danışman faaliyetini azaltarak anlaşmayı daha teknik bir düzeye indirmeyi” hedeflediğini belirtti.

ABD’nin Meksika içindeki hareket alanını daraltacak bir somut adım da 2020 yılının Aralık ayında atılmıştı. Bu tarihte Meksika parlamentosunda alınan kararla ABD devletinin DEI ve FBI ajanlarının Meksika devletinin bilgisi olmadan Meksika’da herhangi bir faaliyette bulunmasını yasaklamıştı.

Meksika’nın attığı bu adımlar sonrasında oluşan tablo Yunus Soner’in ifadesiyle; “ABD ile Meksika arasında ciddi bir bilek güreşine işaret ediyor.”

Bu bilek güreşinin varacağı yerin ABD’nin Latin Amerika’dan da “çekilmesiyle” sona erip ermeyeceğini ise yakın gelecek gösterecek.