Ukrayna ve Rusya arasında gerilim tırmanıyor. Bu tırmanış, şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bölgeye yönelik emperyalist politikalarından bağımsız değil. Nitekim ABD Başkanı Joe Biden da, izlediği politikayı, “ABD’nin geri dönüşü” olarak adlandırıyor. Emperyalist yönünü gizlemeye çalışıyor. Peki, ABD’nin geri dönmesi mümkün mü? Asıl ona bakalım…

ABD Başkanı; iç kamuoyuna mesaj vermek, müttefiklerini motive etmek, dünyada güç gösterisi yapmak için “demokrasi, diplomasi ve müttefikler” söylemini öne çıkarıyor. Fakat bu ifadeler çok zorlama. Çünkü dünyaya bakışında en küçük bir değişiklik bile yok ABD’nin. Rusya ve Çin’e ilişkin politikaları da, önceki dönemle aynı. Bu kapsamda Ukrayna hamlesinin, Rusya’yı sıkıştırmaya yönelik olduğu çok belli. Geçmişte de bunu yapmıştı. Üstelik sadece Ukrayna’da da değil, Gürcistan’da da aynı stratejiyi izlemişti. Sonuçta Ukrayna ve Gürcistan’da ABD kaybetti. NATO kaybetti. Rusya kazandı.

Dahası, bu kez ABD’nin yanında tam bir sadakatle duran Avrupa da yok. AB içinde çatlak var. AB’nin lideri, lokomotifi, en büyük gücü olan Almanya, ABD’nin gözünün içine bakmıyor artık. Araları şeker renk. Pek çok konuda farklı düşünüyorlar. Almanya’nın Rusya’yla ilişkileri güçlü, Rusya’nın doğal gazına bağımlı.

RUSYA’YI KUŞATMANIN NEDENİ NE?

Rusya’nın Karadeniz, Ukrayna, Gürcistan konularındaki hassasiyeti biliniyor. 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni ve İstanbul Kanalı projesini de bu kapsamda ele alıyor. Karadeniz’de ABD’nin kalıcı olarak varlık göstermesine, bu istikrarlı denizi adeta NATO gölüne çevirmesine güçlü, haklı itirazları var. ABD’nin Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kışkırtan politikalarına karşı, Rusya Ukrayna sınırına asker yığıyor. ABD’nin Rusya’yı sadece Karadeniz’de değil, aynı zamanda Akdeniz’de, Baltık Denizi’nde, Balkanlarda, Doğu Avrupa’da, Yunanistan’a askeri yığınak yaparak kuşatmaya çalıştığını biliyor.  

ABD’nin buralardaki yığınağı, sadece Rusya’ya karşı değil üstelik. Türkiye ve Çin de hedefteki ülkeler. ABD’nin; Çin’in Balkanlardaki etkisinden, Orta Doğu’da artan nüfuzundan rahatsız olduğu biliniyor. Türkiye’yle ilişkilerinde de sorunlar çok ve yapısal. Çin’i büyük, küresel ve ekonomik rakibi; Rusya’yı yakın, öncelikli ve askeri rakibi olarak görüyor. NATO’nun da böyle görmesini sağlıyor. Avrupa’ya da böyle görmesi için baskı yapıyor. Ne var ki, bu konuda Almanya’yı ikna edemiyor. Rusya ve Çin’in stratejik işbirliği yapmasını da önleyemiyor. Dahası, bu iki devletin İran’la ilişkileri de gelişiyor.

ABD; aynı anda hem Çin hem de Rusya’yla mücadele edemez, bunu biliyor. Kendisinin inişte olduğunu da, hasımlarının yükselişte olduğunu da görüyor. O nedenle, Avrupa’yı korkutarak tam desteğini, sadakatini göstermesini bekliyor. Bunu da tam olarak beceremiyor. Dilinden “uluslararası istikrar”, “barış”, “demokrasi”, “insan hakları”, “özgürlük”, “evrensel ilkeler”, “ortak çıkarlar” gibi çok kullanılan, fakat bir o kadar da içi boşaltılan kavramları düşürmeyen ABD; eski günlerini özlüyor.

Fakat ABD istemese de dünya, güç dengesi, ittifak ilişkileri değişiyor.

Barış Doster