CGTN / Bradley Blankenship

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, geçen hafta cuma günü çevrim içi düzenlenen G7 Liderleri Zirvesi’ne katılarak ve Münih Güvenlik Konferansı’nda bir konuşma yaparak, sonunda ilk önemli dış politika gündeminde göründü. Biden’ın dış politika tutumu çok açıktı ve konferansta, “Amerika geri geldi, ‘Transatlantik İttifakı’ geri geldi ve geriye bakmıyoruz. Birlikte ileriye bakıyoruz.” dedi.

Bu tür bir dil -ileri bakmak, geriye bakmamak- Biden’ın başkan yardımcısı olarak görev yaptığı eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminden bu yana Demokrat Parti’nin dış politikasının merkezinde yer aldı. Birçok ABD yönetiminin, haleflerini zor durumda bırakan uluslararası ilişkilerde, niçin “önce vur, sonra soru sor” yaklaşımını benimsediği açıktır. Örneğin, Obama yönetiminin dış politika zaferlerinden biri, ABD ve Küba arasındaki ilişkilerde buzların çözülmesidir. İlişkinin önde gelen görüşmecisi, Stratejik İletişim ve Konuşma Metni Yazımı için eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Ben Rhodes, ada ülkesine on yıllardır süren ABD destekli terörizmin korkunç mirasıyla mücadele etti.

Bunu düzeltmeye çalışmak yerine, Rhodes, “The World As it is: Inside the Obama White House” adlı kitabında yer alan anısına göre, mevkidaşı Alejandro Castro’ya, “Başkan Obama, Domuzlar Körfezi istilası olduğunda doğmamıştı bile. İleri bakmak için beni buraya gönderdi ve benim yapmak istediğim de bu.” dedi. Bu, etkili bir strateji, çünkü Rhodes’un işaret ettiği gibi, Obama ve onun nispeten genç olması, bu görüşme stratejisini işler hale getirdi. Sonuçta, hiçbiri bu olayları hatırlamasaydı bile, o vakit eski düşmanlıklara geri dönmek yerine ileri gitmek vakası sağlamdı.

ABD Başkanı Biden bu lükse sahip değil, ayrıca, Obama döneminde Washington yönetiminin uzattığı ellerin, Trump yönetimi altında bir yumruk haline geldiğini hesaba katmak zorundadır. Obama’nın halefi, kurduğu köprüleri yaktı ve sonuç olarak 74 milyon 216 bin 154 seçmenin oyunu aldı. Biden yönetiminde kurulan herhangi bir köprünün, dört yıl sonra tekrar yakılmayacağını kim garanti edebilir?

BIDEN, TRUMP’IN RUHUNA FAZLASIYLA UYGUN

Biden’ın ekibi, bu soruyu düşünürken, dünyanın sahip olabileceği güvensizliğin farkında. Biden, konferans sırasında Donald Trump’ın adını anmadan, “Son birkaç yılın, bizim transatlantik ilişkilerimizi zorladığını ve sınadığının farkındayım ama ABD, sizinle görüş alışverişinde bulunmak, güven ve liderlikteki konumumuzu yeniden kazanmak için Avrupa ile yeniden ilişki kurmaya kararlı.” dedi.

Aynı şekilde güveni ve liderliği geri kazanmak adına, Biden’ın açıkladığı somut ve çok önemli şey, ABD yönetiminin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş daimi üyesinin yanı sıra Almanya (P5+1) ile birlikte İran’ın nükleer programı görüşmelerinin yeniden başlatmaya gönüllü olduğuydu.

Bu gerçekten Avrupa Birliği (AB) ülkeleri için olumlu bir mesaj, çünkü Avrupalı liderler, son ABD yönetiminin çekildiği Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nı (JCPOA) canlandırmak için İranlı yetkililerle çalışıyorlar.

Biden, ayrıca herhangi bir ayrıntıya girmese de, “İran’ın, Orta Doğu’da istikrarsızlaştırıcı eylemlerini de ele almalıyız ve ilerledikçe, Avrupa ve diğer ortaklarımızla yakın iş birliği içinde çalışacağız.” diye konuştu.

Son olarak Biden, Avrupa ülkelerini, ABD ile bir araya getirmeye çalışmak için Rusya ve Çin’i ortak düşman olarak sundu. Rusya için “zorba” ifadesini kullanan Biden, Moskova yönetimi defalarca reddetse bile, ABD’nin müttefiklerinin, Rusya’dan kaynaklandığını iddia ettiği istikrarsızlaştırıcı çabalarla mücadele etmek için birlikte çalışması gerektiğini söyledi. Biden, ayrıca, ticaret ve teknoloji konusunda Çin’e karşı daha agresif bir rekabet için daha fazlasını yapmaya ihtiyaçları olduğunu vurguladı.

Biden, Trump’ın ruhuna fazlasıyla uygun olarak, bu çabayı, kendi ifadesiyle “demokrasi” karşısında “otokrasi”, iyi ve kötü arasındaki bir savaş olarak tanımladı. Bu söylemi sadece tek bir örnekle, Biden yönetiminin hâlâ Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) görmesi gerçeğine rağmen, Covid-19 salgınının Çin’de bir laboratuvardan ortaya çıkma olasılığını dışlamadığı gerçeğiyle eşleştirin, bu, Trump ve Biden arasında bile ayrım yapmanın zorlaştığını gösteriyor.

Dostane rekabet sağlıklı olabilir ve yenilik yaratabilir, ancak bu hiç dostane değil. Bu, Amerikan liderliğini ilerletmede ya da gerçek demokratik, çoğulcu bir dünya düzenini geliştirmede hiçbir ileri yönü temsil etmeyen oldukça kışkırtıcı bir dildir.