Global Times / Cui Hongjian

Canberra, Avustralya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında yeni kurulan üçlü güvenlik ortaklığı AUKUS bahanesiyle Fransa ile yaptığı denizaltı anlaşmasını iptal edince, kendini “sırtından vurulmuş hisseden” Fransa geçen hafta cuma günü ABD ve Avustralya büyükelçilerini geri çağırdı.

Başında ticari olan bir anlaşmazlık sonradan Batılı müttefikler arasında bir güven krizine dönüştü. Ve bir kez daha Washington’ın tek taraflı düşünme ve yaklaşımını ortaya koydu. ABD Başkanı Joe Biden’ın çok taraflılığa dönme ve müttefikleri ile yakın iş birliği sözüne rağmen, kendi yönetimi ters yönde tuhaf bir yol çiziyor. Bu durum ayrıca ABD’nin iş sözde Hint-Pasifik stratejisi üzerinden güç gösterme çabalarına gelince, artan şekilde sabırsızlandığını gösteriyor. Şimdi müttefikleri ile iş birliğini zayıflatmakla kalmadı, uluslararası toplumun büyük endişe duyduğu nükleer silahların yayılmasının önlenmesini de tehlikeye soktu. Birçok ülke Avustralya gibi nükleer olmayan ülkelere nükleer teknoloji transfer edilmesinin bölgede ve dünya barışına zararlı olduğundan endişe ediyor.

TRANSATLANTİK İLİŞKİLERİNE YENİ BİR SORUN EKLENDİ

Fransa’nın ihanet edildiğini düşünmesi ve Avrupa’nın ABD ile karşılıklı güveni sorgulamasının dışında, NATO da konuyla ilgili bir tutum takındı. NATO bu anlaşmazlığın NATO içindeki askeri iş birliğine etkisi olmayacağını ileri sürdü. Ancak, anlaşmazlığın yayılıp yayılmayacağı iki tarafın birbirine karşı bundan sonra nasıl davranacağına bağlı. NATO’nun halledilmesi gereken birçok iç sorunu var ve Avrupa ile ABD arasındaki ilişki Trump sonrası dönemde halen tamir edilme sürecinde. Son ABD-Fransa anlaşmazlığı zaten hassas olan Transatlantik ilişkilerine yeni bir sorun ekledi. Eğer farklılıklar yönetilemezse, bu güvensizliğin sonunda derinleşeceği ve diğer alanlara da yayılacağından endişe ediliyor.

Eğer ABD yeterince zeki ise, bölünmeyi kontrol etmeye, sorunu ABD ile Avrupa arasında ya da NATO içindeki bir sorun değil de sadece ABD ile Fransa arasında bir sorun olarak tutmaya çalışır. Bu anlaşmazlığın sadece Hint-Pasifik stratejisi içinde tutulması, diğer alanlara yayılmaması gerekir. Daha açık olmak gerekirse, eğer Washington bazı dersler almak ve Paris’in zararlarını tazmin etmeye istekliyse, o zaman hasar kontrol altına alınabilir. Diğer türlü, anlaşmazlık kesinlikle ABD ve Avrupalı müttefikleri arasındaki güvenin yanı sıra NATO’nun birliğine de zarar verecektir.

WASHINGTON, HİNT-PASİFİK STRATEJİSİNİ “KESKİNLEŞTİRMEK” İSTİYOR

ABD küresel stratejisini Hint-Pasifik bölgesine odaklandırırken, mevcut ortaklıklarının tamamı faydalı olmayacaktır. Washington, Hint-Pasifik stratejisini “keskinleştirmek” istiyor. Başka bir deyişle, gerçekten kendisine Hint-Pasifik stratejisini gerçekleştirmesine yardım edecek, özellikle güvenlik alanında bir tutamak bulmayı amaçlıyor. Bu arada NATO, asıl odak noktası Avrupa olduğu için, en azından şimdilik çok fazla rol oynayamaz. Ve eğer NATO, Avrupa’dan çok uzağa genişlerse üye devletlerin çoğu buna uymayı çok zor bulacaktır. Biden yönetimi kullanışlı bir ortak bulmanın yanı sıra, AUKUS’un bir örnek oluşturmasını istiyor. Eğer bu üçlü ortaklık gelecekte Avustralya ile nükleer teknolojiyi paylaşırsa, o zaman ABD’nin bu ortaklığı Hindistan gibi ülkelerle genişletme olasılığı da olacaktır.

İşin sonunda, ABD’nin AUKUS modelini diğer ülkelerle tekrarlaması ya da genişletmesi, Fransa ile mevcut krizde nasıl davranacağına bağlı. Washington’ın anlaşmazlığı en kısa zamanda bitirmek istediği düşünülüyor. Aksi takdirde, AUKUS’un bir örnek olması umudu azalacaktır.