Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın, katıldığı ilk çok taraflı toplantıda ülkesinin ittifaklarını tamir etmek ve Çin karşıtı bir cephe oluşturmak için çaba harcaması şaşırtıcı değildi; bir o kadar şaşırtıcı olmayan da artık Washington’un vaatlerine ve çağrılarına inanan kimsenin kalmadığı gerçeğiydi.

Joe Biden’ın 2021 yılında hâlâ “ideoloji” bayrağına sarılarak ittifaklar oluşturma gayretleri, Covid-19 ve birçok zorluk karşısında Çin ile sıkı iş birliği içindeki Avrupa ülkeleri için boşa harcanan vakitten ibaret görünüyor.

Biden, bu yıl sanal olarak düzenlenen G7 Zirvesi’nde konuştu, ABD ve müttefiklerinin “Çin kaynaklı ekonomik tehditlere” birlikte yanıt vermesi gerektiğini savundu. Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında “Çin ile uzun vadeli stratejik rekabete birlikte hazırlanmalıyız.” ifadelerini kullanan Biden, yeniden çok taraflı politikalar izleme sinyali verdi.

Son beş yılda Trans-Atlantik ilişkilerin bir sınamadan geçtiğini hatırlatan Biden, ABD’nin Avrupa ile yeniden bağlanmaya kararlı olduğunu belirtti ve “Amerika geri döndü.” dedi.

G7 Zirvesi sonrası yayımlanan ortak bildiride, Biden’ın “Amerika geri döndü” derken yaşadığı coşkunun muhataplarında hiçbir karşılık bulmadığını görmek zor olmadı. Bildiride, Avrupa’nın Covid-19 pandemisiyle mücadele ve ekonomik toparlanma gibi “gerçek” sorunlara önem verdiği bir kez daha anlaşıldı.

Biden’ın tüm “köpürtme” çabalarına karşın, bildiride, “Herkes için adil ve karşılıklı yararlı bir ekonomik sistemin desteklenmesi amacıyla G20 ülkeleriyle bilhassa Çin gibi büyük ekonomilerle yakın ilişki kuracağız.” denildi. Bu, Çin’in adının geçtiği tek cümleydi.

Avrupalı liderlerin konuşmalarına bakınca da, Washington’un peşine takılarak Çin’i karşılarına alma gibi bir niyetlerinin bulunmadığı anlaşıldı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Trans-Atlantik ülkelerin çıkarlarının daima örtüşmediğine işaret ederken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Avrupa’nın stratejik özerkliğinin korunması, ABD’nin domine ettiği dünya düzeninin yeni gerçeklere yanıt vermesi gerektiğini belirtti.

Sanılmasın ki, Beijing tüm Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinin kusursuz olduğu kanısında. Çin basınına ve Çinli uzmanların açıklamalarında, Çin’in Avrupa ülkeleriyle bazı anlaşmazlıklar yaşadığının altı çizilirken, önemli olanın ise sorunların iletişim, iş birliği ve müzakere yollarıyla çözülmesi olduğu vurgulanıyor. Çinli uzmanlar, Avrupa’nın ABD’nin ihtiraslarının peşine takılarak Çin’i çevrelemek veya köşeye sıkıştırmak yerine, uluslararası ilişkilerin en temel gerçeklerinden birine uyarak, kendi çıkarlarını düşünmeleri gerektiği kanısında.

Çin ile Avrupa arasındaki ekonomik ve ticari bağlar her geçen gün kuvvetleniyor. İki taraf, pandemiye karşı birlikte mücadele ediyor.

Küresel jeopolitik düzene ve ekonomik ortama baktığımızda, ABD’nin canı isteyince “önce Amerika” demesinin, canı isteyince de “çok taraflılık” nutukları atmasının hiçbir tarafta bir karşılık bulmadığını görmek zor değil. Avrupa ülkelerinin sırf Washington istiyor diye “uydurma bir düşman” karşısında birleşmesini beklemek abesle iştigal…