Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık ve Avustralya’nın üçlü güvenlik anlaşması (AUKUS) imzalamasından sonra başlayan tartışmalar her geçen gün daha da artıyor. Anlaşmayla Avustralya’nın, Fransızlarla 2016 yılında imzaladığı ve 12 adet dizel yakıtlı denizaltı yapılmasını içeren yaklaşık 90 milyar Avustralya doları tutarındaki Fransız denizaltı projesi iptal oldu. Fransa yaşananları ihanet olarak değerlendirirken Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları da Fransa’ya destek verdi.

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ın yaptığı son açıklamalar ise gerilime yeni bir boyut getirdi. Zira Johnson, Paris yönetiminin, Avustralya’nın Fransa ile olan Denizaltı Anlaşması’nı iptal ederek İngiltere ve ABD ile yeni bir anlaşmaya varmasıyla ilgili öfkesini aşması gerektiğini söyleyerek üç ülke arasındaki bağları ve dostluğu artırmak istediklerini belirtti. Şüphesiz, Britanya’nın eski müttefiklerini yabancılaştırmadan yeni arkadaşlara ihtiyacı var ancak AUKUS, Birleşik Krallık’ın yeni ilişkilerinin Avrupa’daki diplomatik ilişkilere nasıl zarar vereceğinin açık bir örneği. Kendini yeniden kurmak için Londra’nın yeni ortaklara ihtiyacı olsa da Birleşik Krallık, bu ilişkilerdeki potansiyeli gerçekleştirmek için gerekli siyasi adımları atmaya istekli mi? İşte bu sorunun yanıtı belirsiz.

“AUKUS” DIŞ POLİTİKADA YENİ HAMLELERE NEDEN OLABİLİR

AUKUS anlaşması yalnızca Hint-Pasifik bölgesi için değil, pek çok ülke açısından önem arz ediyor. Bu anlaşma ile birlikte bazı ülkeler dış politikasında yeni hamlelere ihtiyaç duyabilir. Daha önce Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) kurulmuştu, şimdi ise AUKUS kuruldu. Bu elbette çok merkezli dünyanın bir sonucu. QUAD, ABD’nin Çin’e karşı bölgesel ittifaklarını geliştirmesi kapsamında attığı bir adımdı. Ancak unutulmamalı ki, Avustralya, Hindistan ve Japonya ile 2007’de hayata geçirilen QUAD ittifakı, gayriresmi bir statüye sahip. Bu ittifak, 10 yıl boyunca etkin bir rol oynamadan varlığını sürdürdü ve Trump yönetiminin Çin’e karşı sertleşen politikası kapsamında QUAD yeniden ön plana çıkmaya başladı.

ABD, AUKUS ile Hint-Pasifik Stratejisi için sağlam bir temel inşa etmeyi amaçlıyor ve ABD’ye göre, AUKUS ile QUAD’ın birbirini tamamlaması gerek. Fakat ABD yönetimi, her ne kadar böyle düşünse de gerçekte ABD’nin kendi çıkarları ile müttefiklerinin çıkarları arasında bir denge sağlayamadığı açık. Bu bağlamda da AUKUS’un, QUAD ve ABD üzerindeki olumsuz etkisinin, olumlu etkisine göre daha ağır basacağını düşünmek yanlış olmayacaktır.

AVRUPA BİRLİĞİ NATO’YA ALTERNATİF BİR GÜÇ KURAMADI

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın güvenliğinde NATO hayli etkiliydi. Ancak, AB ortak güvenlik ve savunma politikası inşa etmeye çalışsa da NATO’ya alternatif bir güç kuramadı. “AB Ordusu” tartışmaları sıklıkla gündeme geliyor ama bu konuda henüz somut bir adım atılmadı. Son olarak Afganistan’da AB’nin kendi vatandaşlarını tahliye etmek için ABD’den destek alması AB gücü kurulması tartışmalarını yeniden başlattı. Avrupa ülkelerinin NATO’nun dışında bir savunma politikası kurması konusunda özellikle Almanya ve Fransa ısrarcı olsa da bazı AB üyeleri bu konuya mesafeli yaklaşıyor. Bilindiği üzere AB, ABD’nin artık o Soğuk Savaş dönemindeki gibi müttefiki değil.

Fransa’nın ana aktörlerinden olduğu AB de son gelişmeler karşısında hayal kırıklığı yaşadı. Örneğin, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AUKUS ile ilgili olarak, “Böyle bir anlaşma herhalde bir gecede ortaya çıkmadı. Üzerinde uzun süre çalışıldığını tahmin ediyorum. Bize bilgi verilmemesi üzücü. Bu olaylar bir kez daha bizim kendi özerkliğimizin olması gerektiğini göstermiştir. Dünya genelinde koordineli bir mevcudiyet için AB ülkelerinin birlikte çalışması gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı. Bu arada, Josep Borrell’in “acil durumlarda konuşlandırılabilecek 5 bin kişilik bir askeri güç oluşturma” önerisine ilişkin son karar, 16 Kasım’da AB’nin savunma gündemiyle yapacağı zirvede verilecek. Dönem başkanlığını yıl sonunda Slovenya’dan devralacak olan Fransa, AB ordusunun en güçlü savunucusu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2022 Nisan ayında yapılacak seçimler öncesi, AB operasyonel güç birliğini kurmayı planlıyor.

AVRUPA, ABD TARAFINDAN YALNIZ BIRAKILDI

Özetle, Hint-Pasifik ittifakı Fransa ve AB tarafından tepkilere neden oldu. AB kendini dışlanmış hissederken, Biden yönetiminin attığı adımların Trump dönemi politikalarına benzerliğiyle eleştirilere yol açtı. Biden başkan seçilmesinin ardından Avrupalı ​​liderlere “Amerika geri döndü” diyerek, Donald Trump’ın “Önce Amerika” döneminin bittiğini ve çok taraflı diplomasinin ABD dış politikasında önemli rol oynayacağı sözünü vermişti. Fakat, AB’nin böyle önemli bir ittifakta dışarıda bırakılması, Trump sonrasında ABD-AB arasında başlayan olumlu havanın sona erebileceğini gösteriyor. Çünkü Afganistan’da yaşananların hemen akabinde Avrupa, ABD tarafından bir kez daha yalnız bırakıldı.

Sonuç olarak, ABD her zaman çıkarlarını paylaşanlarla çalışmaya istekli bir ülke ve AUKUS da şüphesiz, “ABD hegemonyası devam ediyor” mesajını veriyor. Bu anlaşma Avustralya açısından bir fırsat gibi okunsa da diğer tarafta Birleşik Krallık için ise Brexit sonrası zayıflayan küresel güç imajına destek bulmayı amaçlıyor.

Tuğçe Akkaş