İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Helin Sarı Ertem, CRI Türk’te Güçlü Özgan ve Barış Mutlu’nun hazırlayıp sunduğu “Manşet” programına konuk oldu. Ertem, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Afganistan’dan çekilme sürecini değerlendirdi.

Bakış açısı olarak ABD Başkanı Joe Biden gibi Demokrat Partililerin çatışma ve savaştan daha uzak durmaya çalıştığını belirten Doç. Dr. Helin Sarı Ertem, Biden’ın Obama’nın devamı niteliğinde bir politika ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD’NİN TALİBAN İLE İLİŞKİSİ İRONİK

Afganistan’dan çekilme sürecinin Obama zamanında başlatıldığını ifade eden Ertem’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Obama, Taliban’a büyük bir darbe vurarak çıkmak istedi. Trump döneminde de bu karara bağlandı ama sonuçlandırılamadı ve Biden’a kaldı. Biden bunu sonuçlandırmaya çalışıyor.

Trump’ın verdiği söz 1 Mayıs’ta tüm askerlerin çekilmiş olmasıydı.

Afganistan’da 9 bin NATO askeri var. ABD, 11 Eylül 2021’de sembolik bir günde, savaşın başlangıcının üzerinden 20 yıl geçtikten sonra bölgeden çekilmeye çalışıyor. Savaştan bıkkınlık hali var. Amerikan tarihindeki en uzun savaşlardan biri Afganistan Savaşı. Bu aslında Vietnam’ı hatırlatan bir durum. Yemen’de dolaylı olarak Suudilere göz yumuldu, Irak’ta işgalci güç olarak yer aldılar, Libya’da yine NATO eliyle müdahale eden güç olarak yer aldılar. Ama bütün bunların toplamında istikrar getiremediklerini görüyoruz. Amerikalılar, müdahaleden sonrasını yönetmenin çok zor olduğunu her seferinde yaşayarak öğreniyor.

ABD’nin Taliban ile ilişkisi oldukça ironik. Aslında kendi elleriyle yarattıkları canavarla uğraşmak zorunda kaldılar. 1979’daki Sovyet işgalinden bu yana 1980’den itibaren 90’lı yıllara kadar ABD eliyle palazlanmış mücahitler ve Taliban örgütünü görüyoruz. Taliban bu denklemin içinden karşılarına bir gerçeklik olarak çıktı. 1992’de Taliban Kabil’i ele geçirdiği zaman ABD, bölgeyle ilişkilerini soğutmaya başladı. 1992 artık Soğuk Savaş’ın bittiği yıllardı. ABD bölgedeki Sovyet tehdidinden kurtulduğunu düşünerek ekonomik ve askeri desteğini zamanla sıfırladı. Bu ilişkinin bitmesi Taliban’ı ABD’ye karşı döndüren hamle oldu.

El-Kaide yine ABD’nin kendi eliyle yaratmış olduğu bir canavar. Çünkü Taliban’ı desteklerken Suudi Arabistan’ı aracı bir devlet olarak kullandı. El-Kaide’yi de o dönem Amerikalıların isteğiyle Suudilerin gönderdiğini görüyoruz. Yani Afganistan’a El-Kaide’yi gönderen Suudiler ve ABD. 90’lardan itibaren rüzgârın ters esmeye başladığı ve örgütlerin ABD karşıtı politikalara başladığını görüyoruz çünkü çıkar ilişkisi bitti.

ABD’nin uzun zamandır Orta Doğu’da taşeron örgütler kullandığını hatta bölgesel devletleri de kimi zaman taşeron olarak kullandığını görüyoruz. Ama asıl mesele ilişkiyi bitirme noktasında yaşanıyor.

Şu anda Afganistan’da taşeron Taliban’ın da söylediği gibi kukla Afganistan merkezi yönetimi. Afgan yönetimini yüz üstü bırakıp çıkamıyorsunuz. Tıpkı Irak’taki merkezi yönetimi bırakıp çıkmak çok zor olduğu gibi. Özellikle Pentagon ve CIA bölgede çok derin ilişkiler kuruyor. En son çekilme kararında Biden yönetimine CIA Direktörü dikkatli olun, diyor.

AFGANİSTAN VE ASYA-PASİFİK BÖLGESİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Büyük resmin içinde artık her tarafa asker göndermeleri müdahale etmeleri mümkün değil. Kaynaklar azalıyor, ekonomi bozuluyor, Çin rekabeti çok artmış durumda. Asya-Pasifik’e odaklanmaları için bu tür askeri angajmanlardan kendilerini çekip kurtarmaları gerekiyordu.

Çin’in Batı’ya açılma hamlelerine baktığınız zaman, tüm bölgeye yayılmış bir Çin görüyorsunuz. Orada Afganistan yine stratejik önemde duruyor. Afganistan yenilenen İpek Yolu’nun bir parçası. Ama siyaseten çekilme değil askeri, işgal anlamında çekilme hedeflendiğini, farklı yollardan çevreleme stratejisinin devamı anlamında yine Çin’i çevrelemeye çalışacaklarını düşünüyorum.
Afganistan’ın en büyük kadersizliği kabile yapısı. Bu tür devletler çok uzun yıllarda bir dengeye ya oturuyorlar ya da oturamıyorlar. Hassa dengeyi Batılı devletler askeri hamleyle bozabiliyorlar. Ama yenisini yapabilmeleri imkânsız oluyor.

Taliban ‘Ülkenin yüzde 50’sini ben kontrol ediyorum.’ diyor. Taliban’ın toplumsal bir desteği var. Bir ‘İslami Emirlik’ olarak anıyorlar kendilerini ve ülkeyi şeriatla yönetmek istiyorlar. ‘Ne değişti?’ dediğinizde ben bir farklılık görmüyorum. Bölgede bir korku ve baskı unsuru olarak Taliban hâlâ var.

ABD, büyükelçiliği korumak için belirli bir asker bırakacağını söyledi. Aslında bu esnek bir açıklamadır, tamamen askerlerini çekmeyecektir, yorumları var. Aynı çelişkileri görüyorum. Irak’ta da aynı şeyi görüyoruz. ABD’nin bir gerileme süreci var ve süreçte ABD büyük stratejisini kaybediyor. ABD yol haritasını çizmekte çok zorlanıyor. Bunda Çin’in yükselişi ve diğer güçlerin yükselişi var. Ekonominin gerilemesi var.

RUSYA’NIN AFGANİSTAN’DAKİ ROLÜ

Putin başa geldiğinden beri bölgede artan bir Rusya etkisi kendisini gösteriyor. 1990’larda bir bocalama dönemi geçirdiler ve nispeten zayıf kaldılar. Karadeniz’i konuşuyoruz, Kırım’ı, Montrö’yü konuşuyoruz ve aşağıda Akdeniz’i konuşuyoruz.

Afganistan’dan ABD ile NATO’nun asker çekmesi ABD’nin bölgeden uzaklaşması anlamına gelir ve bu Rusya’nın işine gelir. Trump yönetimine nazaran Biden yönetimi Rusya’ya karşı daha sert çıkıyor. Rusya’ya daha sert bir politika uygulayacağını görüyoruz. Ama Rusya’nın da Afganistan konusunda ‘ben de varım’ dediğini unutmamak lazım.

Büyük denklemde Rusya çok etkin bir aktör. Rusya sahada ve ABD bunu kabul ediyor.

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE GEÇİŞ DÖNEMİ

Net olarak konuşulan Çin’in yükselişi var ve ABD’nin buna vereceği tepkiler var. Ama bununla birlikte çok hegemonlu bir dünya düzeni ya da düzensizliği var.
İttifaklar ne zaman katılaşırsa o zaman savaş çıkar. Şu anda ittifaklar katılaşmış durumda değil. Esnek ittifaklar var. Birbiriyle farklı zeminlerde bir araya gelenler var. Son derece belirsiz bir geçiş döneminin içinde olduğumuz kesin.”