CGTN / Radhika Desai

Başkan Joe Biden Taliban’ın eline düşmeden önce Amerika Birleşik Devletleri (ABD) personelini Kabil’den çıkarmaya çalışırken, medya Saygon’la benzerliklere dikkat çekti. ABD, 1975’de ilerleyen Kuzey Vietnam güçlerinden personelini kurtarmak için en büyük helikopter kurtarma operasyonunu yaptı. Benzetme Karl Marx’ın sözlerini hatırlatıyor; “Georg Wilhelm Friedrich Hegel bir yerde bütün büyük dünya tarihsel gerçeklerin ve kişilerin tabiri caizse, iki kere ortaya çıktıklarını söylüyor ama o şunu eklemeyi unutuyor; ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.”

ABD’nin Vietnam trajedisi, kendi kendini kandıran, kendini beğenmiş ve kararsız bir emperyalist devletin, kararlığını anlamasının tamamen imkânsız olduğu ve kahramanlıklarıyla aşık atmasının mümkün olmadığı gururlu bir halk tarafından yenilmesinin sonucuydu. Vietnam’daki aşağılanma o zamandan bu yana her ABD başkanının içine dert oldu. Ronald Reagan Grenada’yı işgal etti ve “Zayıflık günlerimiz sona erdi. Askeri güçlerimiz tekrar ayakları üzerinde ve dik duruyor.” dedi. George H. W. Bush Irak’ı işgal etti, Saddam Hüseyin’i devirmeyi başaramadı fakat yine de “Vietnam’ın hayaletleri Arap çöllerine gömüldü.” diye konuştu. ABD’nin askeri maceralarının alışıldık sonucu başarısızlıktı ve Afganistan nihai başarısızlık oldu.

ABD’nin 2001’den bu yana savaştığı Taliban, ABD’nin Afganistan’da Sovyetlere karşı savaşmak için topladığı, eğittiği ve finanse ettiği radikal İslamcıların arasından çıktı. İronik bir şekilde, Sovyetlerin desteklediği hükümet daha bir süre Afganistan tarihinde en ilerici hükümet olmaya devam edecek. Taliban Sovyetlerin çekilmesinden sonra Afganistan’ı ele geçirirken, ABD Taliban hükümetinin Orta Asya petrollerini dünya pazarlarına taşıyacak bir petrol boru hattının inşasına izin vereceklerini düşünerek Pakistan’ı onları desteklemeye teşvik etti. Bu iş ters gitti ve ABD 11 Eylül 2001 saldırılarının, Afganistan’da Taliban’ın yanında saklanan Usame bin Ladin tarafından planlandığını ileri sürdü ve bin Ladin’in kendilerine teslim edilmesini istedi. Taliban, Usame bin Ladin’in olaya karıştığını gösteren kanıt istedi, ABD bu isteği reddetti (ve olaylarla ilgili halen birçok gizem varlığını sürdürüyor) ve Afganistan’ı işgal etti.

ABD SAVAŞ AMAÇLARI KONUSUNDA SÜREKLİ YALAN SÖYLEDİ

Ancak ABD, Afganlar üzerine baskı kursa da Karzai hükümetinin istikrar kazanmasını sağlayamadı ve 2005 gibi ortada bir zafer olmayacağı ortaya çıktı. Savaş devam etti ve bunun nedenleri basit ve ürkütücüydü. ABD açık hedeflere ulaşmak için savaşmıyordu. Savaş amaçları konusunda sürekli yalan söyledi. Herkes Afgan kadınları (muhtemelen Afgan erkeklerinden) kurtarma ve demokrasiyi geliştirme hakkındaki iddialarının ikiyüzlülüğünü biliyordu. Gerçek şu ki, ABD yönetimleri için savaşlar devasa askeri sanayi kompleksleri için hediyelerle dolu Noel paketleridir. Silah ve askeri malzeme ile hizmet üreticileri bol anlaşmalar yaparlar, tıpkı ABD’de ve savaş alanında paralı askerler dâhil ilgili mal ve hizmetleri veren taşeronlar gibi. Ek olarak, diğer ABD şirketleri de “yeniden inşa” anlaşmalarından yararlanır, bu işgal altındaki ülkede risksiz kar fırsatlarıdır.

Bu nedenle, savaşların maliyeti ve sevilmemesi her başkanın savaşları durdurma vaadi ile seçilmesi anlamına gelse de bu sözlerini tutamazlar. Bu güçlü iş dünyası lobilerinin karşısında nasıl tutabilsinler ki? Kaçınılmaz olarak, başkanlar teslim olur, kongrenin çok az ye da hiç denetimi olmadan.

Maliyet ve sevilmemek Başkan Donald Trump’ı en azından yüce ABD retoriğinin 20 yıldır şeytanlaştırdığı aynı Taliban ile görüşmeleri başlatmaya zorladı. ABD’nin ülkeden çekilmesi konusunda anlaşma sağlandı. Biden bu süreci devam ettirdi ve hatta ABD’nin geri çekilmesini erkene aldı. Ama iki şeyi hesaba katmadı. İlk olarak, ABD’nin desteklediği Gani hükümeti o kadar sevilmez hale geldi ki, Taliban ABD ve diğer Batılı ülkelerin birlikleri çekilince şaşırtıcı bir hızla ülkeyi ele geçirebildi. İkincisi ABD’nin eğittiği ve donattığı Afgan ordusu Taliban karşısında çökmekle kalmadı, birçok olayda onun tarafına geçti. ABD arkasında işgalinin derinden bölgede yıkılmış bir ülke bıraktı. Onlarca yıl süren gerilla savaşında gereken sıradan Afganların desteğinin Taliban’ın radikalizmini biraz törpülediğine dair küçük bir umut var. Ancak böyle olup olmadığını bekleyip görmemiz gerekecek.

Son olarak, Biden yönetimi kesinlikle ABD’nin asla tamamen terk etmeme, her zaman en azından “danışmanları”, taşeronları ve CIA’yı geride bırakma şeklindeki onursuz geleneğini sürdürmeye niyetli. Biden, sadece Afganistan’ı ABD’nin Çin’i Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi yoluyla istikrarsızlaştırma çabaları için bir operasyon alanı yapmak için olsa bile, kesinlikle bunu yapmak istiyor. Ama, derin bir düşman olan Taliban ile bunu yapabilir mi?