CGTN / Thomas O. Falk

58. Münih Güvenlik Konferansı (MSC), 18 Şubat’ta Münih’te başladı. Rusya’nın resmi temsilcileri bu yıl konferansa katılmadı. Batılı politikacılar kendi halindeler ve Ruslarla konuşmak yerine onlar hakkında konuşuyorlar.

Güvenlik politikası konusunda dünyanın en önemli uzmanlarının toplantısı Avrupa kıtasında tehlikeli bir durum sırasında yapılıyor. Şimdi, bir “güvenlik konferansının” jeopolitik bağlamda bir dereceye kadar gerçeklik sunacağını düşünmek gerekiyor. Ancak iki günden sonra konferans krizin nasıl durdurulacağına dair herhangi bir mantıklı çözüm ya da en azından gerçekçi öneriler sunmadı. Bunun yerine, olayların Rus tarafı hakkında herhangi bir söz söylemeden ya da Ukrayna’nın Batı için niçin tam olarak bu kadar hayati göründüğünden bahsetmeden, savaşın korkunç senaryoları ve devam eden ve bıktırıcı yaptırım tehditleri duyuyoruz. Nihayet Ukrayna, Batı’nın ekonomik veya siyasi değerlerinde bir rol model değildir. O zaman niçin yine de ilgileniyoruz? Etki altına almak. Giderek artan oranda, Ukrayna’yı Batı ile bütünleştirme ve Rusya’nın etkisinden izole etmek için girişimler yapılıyor. 

MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSI’NDA ABD’DEN RUSYA’YA UYARI

Sürekli askeri yardım yoluyla ve hepsinden önemlisi Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), 2008 yılında Bükreş’teki NATO Zirvesi sırasında Ukrayna’yı çok geçmeden NATO üyesi yapacağı önerisiyle Batı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Rusya’nın güvenliği açısından reddettiği bir kuşatma politikası yürütüyor. Ayrıca, Batı’nın Doğu-Batı çatışmasını durduran ve sınırların dokunulmazlığı, askeri güçten vazgeçilmesi ve serbest seçimler gibi dış politika ilkeleri belirleyen 1990 yılındaki Paris Şartı’na göndermede bulunmaya devam etmesi bir şekilde ironik kalmayı sürdürüyor. Ancak Batı’nın görmezden geldiği şey o zamandan bu yana meydana gelen ve Rusya’nın bakış açısına göre, gerçekten Paris Şartı’nı kullanılmaz hale getiren NATO’nun genişlemesidir. 

Garip olan şu ki, Britanya Ulusal Arşivi’nden bir belge, Batı’nın 1990 yılında NATO’nun doğuya doğru genişlemesiyle ilgili verdiği sözleri ihlal ettiği yönündeki Rus iddiasını desteklediğini ortaya çıkardı. Bu belge, birkaç gün önce Alman gazetesi Der Spiegel tarafından yayımlandı. ABD, Britanya, Fransa ve Almanya’nın Mart 1991’de yaptığı toplantıyla ilgili belgeye göre Alman diplomat Juergen Chrobog şöyle yazdı, “NATO’nun Elbe’nin ötesine genişlemeyeceğini açıklığa kavuşturduk.” Bu iddia elbette daha önce Rus revizyonist tarihi olarak reddedilmişti. Belgenin MSC’de yer bulmadığını söylemeye gerek yok. 

Devam eden konferansın ikinci günü olan 19 Şubat’ta Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ilgili taraflara 2015 yılında varılan Minsk 2 Anlaşması’na bağlı kalması ve anlaşmanın uygulanmasında bir yol haritası ve program belirlenmesi çağrısı yaptı ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin barışı ve istikrarı sağlayıp sağlayamayacağını sorguladı. Bu cevabı açık sorunun yanıtı şu anda Ukrayna sınırında takdir edilebilir. Wang, “Ukrayna Doğu ve Batı’yı bağlayan bir köprü olmalıdır, bir cephe hattı değil. Bütün olaylar üzerinde düşünmeyi gerektirmeye uygundur, buna göre Rusya’nın makul değerlendirmelerine de saygı gösterilmesi ve önem verilmesi gerekiyor.” dedi. Gerçekten öyle. Ancak dünya mevcut krizin üstesinden nasıl gelinebilir? Tarafsızlıktan çok daha fazlasını gerektirmeyebilir. 

RUSYA GÜVENLİK YAPISININ TEHDİT ALTINDA OLMADIĞINI GÖRME HAKKINA SAHİP

Batı, Rusya hakkında konuşmak yerine Rusya ile konuşmalıdır. Ve bu gerçekten konuşmak demektir. Son birkaç haftada ve aylarda Putin ile bir araya gelerek, ancak temelde onun gidişata ve isteklerine (örneğin güvenlik garantileri) ilişkin görüşlerini dikkate almayan diplomatik maskaralığa değil. Daha da önemlisi Ukrayna, Batı’ya ve Rusya’nın etki alanlarına açık kalmalıdır. Bu aynı zamanda Ukrayna’nın NATO üyesi olup olmaması konusunda son derece ihtiyatlı olması gerektiği anlamına geliyor. İkincisi, Batı’nın onlarca yıl süren genişlemeden sonra rotayı düzeltmeye eğilimli olduğuna ilişkin Kremlin için çok önemli bir işaret olacaktır. 

Bu yaklaşımın önemsenmemesi ve Batı’da krizle ilgili şu andaki gerçekçilik eksikliği, krizin bir tehdit olarak devam etmesinin sebebidir. Bu yüzden Münih’teki diplomatik maskaralığa son vermenin ve her iki taraf için de adil bir yaklaşım sergilemenin zamanıdır. Sonuç olarak, Rusya da güvenlik yapısının tehdit altında olmadığını görme hakkına sahiptir, Batı’da çok sıklıkla unutma eğiliminde olduğumuz bir gerçek.