Haber: Ersoy İrşi

Cumhuriyetimizin 50. yılı, kutlamalar için 20 heykel İstanbul’un meydanlarında ve büyük çoğunluğu da soyut. Ama tek ortak özellikleri bu değil, maruz kaldıkları vandallık. Bugünün göz kanatanları dün sahip çıkamadıklarımızın sonucu.

Son günlerde heykel sanatı trajik olarak gündemde. Sebebi estetiksizlik zulmü, burma bilezikten bazlamaya bakınca gözleri kanatan cinsten. Sosyal medyada çokça dolaşıyor. Bugün yaşadığımız estetiksizlik zulmüne nasıl gelindiğini anlamak için tarihi geri sarıp yitirilenleri anmak şart.

Cumhuriyetimizin 50. yılı kutlamaları heykel sanatımız için de oldukça öneme sahip. 1972 yılında İstanbul Valiliğince “Cumhuriyetin 50.yılını kutlama etkinliği” olarak park, meydan ve yollara sanat eserleri konulması önerilir. “50. Yılı Kutlama Kurulu” tarafından 50. yıl için 50 heykel kararı alınır ama bütçe yetersizliğinden sayı 20’ye düşürülür.

Heykellerin yerleştirilecekleri yerlerin belirlenmesinde farklı disiplinlerden uzmanlara danışılır. İşleyiş Güzel Sanatlar Komitesi tarafından yürütülür. Komitede, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Müdürü Mustafa Aslıer ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi öğretim üyesi Hüseyin Gezer yer alıyor, danışman üye olarak Şadi Çalık’ın katıldığı toplantıyla yapıtları istenecek sanatçılar ve seçim ölçütleri belirlenmiş.

20 heykel projesinin sanat tarihimizdeki yeri de oldukça özgündür. O güne kadar şehir meydanlarında aynı tarzdaki anıtsal heykellere alışkındık. Ama bu projeyle birlikte soyut sanat atölyeden çıkıp meydanlara ulaştı. 

50. yıl için İstanbul’un meydanlarında boy gösteren heykeller ve sanatçıları şöyle:

1973 Muzaffer Ertoran Tophane İşçi Heykeli
1973 Gürdal Duyar Yıldız Parkı Güzel İstanbul
1973 Ferit Özşen Arnavutköy Akıntı Burnu Yağmur
1973 Metin Haseki Gümüşsuyu Parkı, Dolmabahçe Soyut: Negatif Form
1973 Bihrat Mavitan Hilton Oteli önü, Harbiye Soyut: Yükseliş
1973 Namık Denizhan Taksim Gezi Parkı İkili figür
1973 Haluk Tezonar Maçka Soyut
1973 Ali Teoman Germaner Bebek Parkı Soyut
1973 Hakkı Karayiğitoğlu Yıldız Parkı Bahar
1973 Zühtü Müridoğlu Fındıklı Parkı Soyut: Dayanışma
1973 Hüseyin Anka Özhan Gümüşsuyu Parkı Soyut: Yankı
1973 Füsun Onur Fındıklı Parkı Soyut
1973 Yavuz Görey Taşlık Parkı, Beşiktaş Soyut
1973 Mehmet Uyanık Barbaros Bulvarı, Beşiktaş Birlik
1973 Nusret Suman Saraçhane Parkı, Fatih Mimar Sinan
1973 Seyhun Topuz 4. Levent Soyut
1973 Zerrin Bölükbaşı Orduevi Bahçesi, Harbiye Figür
1973 Tamer Başoğlu Yenikapı Soyut: Bediha Muvahhit Anısına
1973 Kuzgun Acar Gülhane Parkı Soyut
1973 Kamil Sonad Gülhane Parkı Kadın figürü

Heykellerinin büyük çoğunluğunun ortak özelliği sadece soyut olması değil, uğradıkları Vandalizm.

ADINI ALDIĞI SINIFIN TRAJEDİSİNİ YAŞADI

Başlayalım, Muzaffer Ertoran’ın İşçi’si. Cumhuriyetimizin 50. yılı aynı zamanda Almanya’ya yoğun işçi göçü verdiğimiz yıldı. Ertoran’ın heykeli de bu durumdan çıkıyor. Kadroculardan Vedat Nedim Tör’ün fikriyle Almanya Göçmen İrtibat Bürosu olarak iş gören Tophane’deki İş ve İşçi Bulma Kurumu binasının karşısına işçi anıtı dikilmesi kararı alınıyor. Göçmen İrtibat Bürosu’nun namı, Alman doktorların Türk işçi adaylarını küçük düşüren tıbbi kontrollerinden de bilinir. Ertoran, yaratısının kaynağını Arkeoloji Müzesi’ndeki işine gidip gelirken karşılaştığı işçilerden alır. Vatanından, ailesinden ayrılan işçilere tanık olur. Elinde balyoz tutan, arkasında çark olan iki metrelik beton işçi heykeli Tophane Parkı’nda yerini alır.

Heykele daha bir yılı dolmadan saldırılar başlar. Zaman içinde parmakları, kolu, balyozu kırılır, yüzü katranla sıvanır yetmez başı yok edilir, bacağı tahrip edilir. 2007’de kaybettiğimiz Ertoran, birkaç kez heykeli onardıysa da baş edemez ve şöyle der: “Tophane’de İş ve İşçi Bulma Kurumunun ilerisinde bir işçi heykeli vardır. Bu heykelin bir türlü iflah olmayan zavallı bedenini İstanbullular tanır. Daha heykel bir yılını doldurmadan, önce parmaklarını kırdılar, sonra balyozun sapını. Yetmedi, ziftle yüzünü boyadılar. Sonra, zifti silmek bahanesiyle, yüzünü yok ettiler. Birkaç kez tamir ettim. Ama artık bıraktım yakasını. Kaç yıldır, her gün bir yerini kırıyorlar. Yine de tükenmedi.” Bu arada Ertoran’ın Başkentte de seçkin bir eseri var, Kuğulu Park’ta “Öpüşenler”.

‘’AYNI KADERİ YAŞAMASI İRONİK’’

2010 yılında Hafriyat Grubu, Yeni Sinemacılar ve Hazavuzu ile ortaklaşa moloz yığınına dönen Ertoran’ın heykeli için bir eylem yapmaya koyulurlar. Heykeli yerinden alıp Hafriyat grubunun mekânında alıkoymak isterler, heykelin bir anda kayboluşuyla farkındalık yaratmayı amaçlarlar. Fakat, kazma, kürek, vinçle heykeli çalmaya geldiklerinde, hesapta olmayan trafik çevirmesi ve belediye görevleri tarafında fark edilmeleriyle eylem hayata geçiremezler. Hafriyat Grubu’ndan Antonio Cosentino ”Bir işçi heykelinin de işçiyle aynı kaderi yaşaması ironik. Heykelin başına gelenler incitici. Heykelin bugüne kadar yaşadıklarının yarattığı imgenin yanına kendi imgemizi dâhil ediyoruz. Bu konuda bir bilinç oluşturmak istiyoruz.” diye anlatır eylemlerinin amacını.

2011’de İşçi Alımı Anlaşması’nın 50. yılında, Goethe Enstitüsü’nün, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi iş birliğiyle düzenlediği, küratörlüğünü Çetin Güzelhan, Johannes Odenthal ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi Emre Zeytinoğlu’nun yaptığı Tophane-i Amire’deki Fiktion Okzident başlıklı sergi için sanatçı İrfan Değirmen, Ertoran’ın heykelinin çikolatadan replikasını yapar.

2016 yılında Tophane Parkı birkaç ay süren bakıma alındı. Bakımdan sonra paravanlar ortadan kalkınca Ertoran’ın heykeli yok olmuştu. Akıbeti bilinmiyor. Ne yazık ki, Ertoran’ın heykeli adını aldığı sınıfın kaderini yaşadı.

GÜZEL İSTANBUL’UN ÇİRKİN YOLCULUĞU

Gürdal Duyar’ın Güzel İstanbul’u kamuoyunda sürgününden bilinir. Heykele geçmeden önce Duyar ve hocalarını da analım. Duyar, özellikle anıt heykelciliğin ustası. Farkı şehirlerde yapılmış Atatürk anıtları, İstanbul Abdi İpekçi Caddesi’ndeki Abdi İpekçi Barış Anıtı, Beşiktaş Vişnezade Parkı’ndaki Necati Cumalı heykeli, Sait Faik Abasıyanık’ın Burgazada’da müze haline dönüştürülen evinin önündeki büstü, Akatlar Sanatçılar Parkı’ndaki Kemal Sunal, Barış Manço, Sadri Alışık ve Bedia Muvahhit gibi tanınmış sanatçıların büstleri en çok bilinen eserlerinden. Akademide Rudolf Belling’in öğrencisi. Belling’in heykel sanatımızda emeği büyük, soyut heykel üreten ilk Alman sanatçılardan, ünlü Kasım Grubu’nun kurucularından. Faşizmden kaçıp devrimci Cumhuriyetimize geldi. 40 yıl boyunca Türkiye’de yaşadı, Güzel Sanatlar Akademisi’nin (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Heykel Bölümü Başkanlığını yaptı. Nice heykel sanatçıları yetiştirdi.

Uyar’ın bir diğer hocası, Ali Hadi Bara. Hani şu Beşiktaş Meydanı’ndaki Barbaros Anıt’ı var ya, Zühtü Müridoğlu ve Bara’nın estetiğinden. Bara’nın da Türk heykel sanatının gelişiminde, özgünleşmesinde ve yeniye açılmasında yeri büyük.

Güzel İstanbul Heykeli, hafifçe geriye doğru uzanmış çıplak bir kadın figürü. 270 cm x 170 cm x 150 cm ölçülerinde ve yaklaşık 7 ton ağırlığında. Dışavurumcu figüratif bu eser Gürdal Duyar’ın anlatımıyla kullandığı motiflerden incir kutsallığı, hanımeli İstanbul’un havasını, arı nüfus yoğunluğunu, nar motifi de İstanbul’un efsanelerini betimler. Heykel daha Karaköy Meydanı’nda görünür görünmez hedefe oturur. Dönemin İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk’ün (Milli Selamet Partisi milletvekili) talimatıyla çekiç ve balyoz darbeleriyle yerinden sökülür.

PROTESTO SERGİSİ: ‘’NÜ’’

Karaköy’deki yerinden alındıktan sonra Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’na iade edilmek istenir fakat okul bu isteği heykelin şehre ait olduğu gerekçesiyle geri çevirir. Dönemin İstanbul Valisi Namık Kemal Şentürk işin sanatsal yönüne hâkim olamadıklarını belirterek konulduğu yerin yanlış bir seçim olduğunu söyler. Belediye Başkanı Ahmet İsvan da çıplak bir heykelin yerinin sanat galerisi olduğunu vurgular.

Yöneticilerin bu tavrına Heykeltıraşlar Derneği ses yükseltir. 1974’te protesto etmek için yıllık sergilerinin konusunu “Nü” olarak belirlerler. Sergide 35 eser yer alır, aralarında Şadi Çalık, Namık Denizhan, Füsun Onur, Seyhun Topuz, Gürdal Duyar, Kenan Yontuç, Zühtü Müridoğlu, Ferit Özşen, Şinasi Türküstün, Metin Haseki, Haluk Tezonar’ın bulunduğu yirmi beş sanatçı katılır.
Güzel İstanbul en sonunda Yıldız Parkı’na sürülür. 2017’de de etrafına fidanlarla çit yapıldı. Mesele yine çıplaklık. Neyse ki gelen tepkilerinden sonra kaldırıldı.

Gürdal Duyar’ı 2004 yılında kaybettik. Sonsuzluğa gitmeden önce heykelinin ilk yerine dönmesini çok istemişti. Olduramadık.

YIKILANLAR, YOK OLANLAR, KALDIRILANLAR

Dahası var!

Metin Haseki’nin Gümüşsuyu’ndaki bakırdan malzemeli “Negatif Form” isimli soyut eseri yerine konulduktan üç gün sonra çalındı.

Yavuz Görey’in Taşlık Parkı’ndaki İstanbul yelkenlilerini temsil eden bronz malzemeli soyut heykeli kamyon çarpması sonucu yok oldu.

Tamer Başoğlu’nun Yenikapı’daki çelik boru üzerine kaplama olan Bedia Muhavvit adına yapılan soyut heykeli 1986’da ortadan kayboldu.

Bihrat Mavitan’ın alüminyum malzemeli geometrik soyutlamanın görüldüğü “Yükseliş” isimli heykeli yol yapım çalışmaları sırasında yok oldu.

Namık Denizhan’ın Gezi Parkı’ndaki “İkimiz” adlı heykeli 12 Eylül 1980’den sonra kaldırıldı.

Nusret Suman’ın, Saraçhane’de, Belediye Sarayı yanındaki beton “Mimar Sinan” heykeli 1980’de kayboldu.

Seyhun Topuz’un 4. Levent’teki demirden soyut heykeli 1984’te yol geçeceği gerekçesiyle yıkıldı.

Mehmet Uyanık’ın Beşiktaş’ta bulunan “Birlik” isimli heykeli ANAP’lı Beşiktaş Belediyesi’nin 1986’da “gereksiz, hiçbir anlamı yok, yıkın” fermanıyla kompresör tabancasıyla yıkıldı.

Füsun Onur’un Fındıklı Parkı’ndaki alüminyum malzemeden geometrik soyut heykeli, 1985’te park düzenlemesi sırasında kaldırıldı. 

Ferit Özşen’in Arnavutköy Akıntıburnu’na yerleştirilen “Yağmur” isimli heykelin malzemesi dayanamadı. 1987’deki sahil yolu genişletme çalışmaları sırasında kaldırıldı.

Kâmil Sonad’ın Gülhane Parkı’ndaki “Kadın Figürü” isimli eseri, parkın düzenlenmesi sırasında kaldırıldı. 

50. yılın bu proje kapsamında olmayan Yapı Kredi’nin desteğiyle Galatasaray Meydanı’na Şadi Çalık tarafından genç ve dinamik cumhuriyeti temsil eden göğe uzanan 50 borudan yapılan 50. Yıl Cumhuriyet Anıtı da 2017’de iş makinasıyla söküldü. Sökülürken parçaları da kırıldı, sanatçının hassas ve yaratıcı elleriyle onca zamanda yaptığını iş makinası bir anda sökebiliyor. Nasıl olsa estetik kaygı yok, kolay iş.

BU TOPRAKLARA REVA DEĞİL

Bu yazıda yerimiz 50. yıldakiler kadardı. Kaldırılan, yok edilen, kırılan daha çok heykelimiz var. Başka yazıların konusu.

50. yılın öğretesi, meydanlarda sergilenecek heykel önemliydi ve projelerin içinde akademi ve sanatçılar olurdu.

Bugün firmalar var. Ve dün sahip çıkamadıklarımızın yerinde göz kanatanlar.

Naçizane öneri, ille de bazlama, ceviz, burma bilezik yapacaksanız da en azından şu firmalar yerine akademi, sanatçılar olsun projelerde. Gözlerimiz kanamadan bakabilelim.

Medeniyetler mabedi, Göbeklitepe’den Troya’ya, Patara’dan Teos’a Nysa’ya… Hitit’den Urartulalar’a… Bizans’tan Osmanlı’ya… İnsanlığın en seçkin estetik yaratılarının olduğu bu topraklara bu estetiksizlik zulmü reva değil.