Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nin merkezi Urumçi’de 12 yıl önceki 5 Temmuz’da dünyayı şoke eden olaylar yaşandı. Bugün düzenlenen basın toplantısında, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nin ilgili kuruluşundan bir yetkili, son yıllarda Xinjiang’ın terörle mücadele çalışmalarıyla ilgili durumu anlatırken, 5 Temmuz olayında ölenlerin aileleri vahşet hakkında hatırladıklarını anlattı.

Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi Halk Hükümeti sözcüsü Elican Anayit, Xinjiang’ın Çin’in terörle mücadelenin ön cephesi olduğunu söyledi.

1990’dan 2016’nın sonuna kadar, yurtiçi ve yurt dışındaki “üç kötü güç”, Xinjiang dahil bölgelerde toplumsal istikrarı baltalayan ve halka zulüm ve şiddet içeren binlerce terör olayı gerçekleştirdi.

5 Temmuz 2009’da yerli ve yabancı “Doğu Türkistan” güçleri el birliğiyle, örgütlü olarak Urumçi kentinde yurtiçi ve yurtdışında dehşet uyandıran saldırı, yağma ve kundaklama olayları gerçekleştirdi.

Olayda binlerce terörist kentin birçok bölgesinden aynı anda harekete geçerek, insanları acımasızca öldürdü, hükümet kuruluşlarına, polislere, halkın konutlarına, dükkanlara, ulaşım taşıtlarına saldırı düzenledi. Toplam 197 kişi öldü, bin 700’ü aşkın kişi yaralandı, 331 dükkan ve bin 325 araç tahrip oldu, Çok sayıda kamu kurumu zarar gördü.

Elican Anayit konuşmasında, terörizmin çeşitli etnik gruplardan vatandaşların yaşama ve kalkınma haklarına ciddi zarar verdiğini ve birçok aileye ağır felaketler getirdiğini söyledi.

Basın toplantısında 5 Temmuz olayının iki mağduru da söz aldı.

5 Temmuz olaylarının tanıklarından Seyitcan Savur bir mahalle polisi. Seyitcan Savur yaşadıklarını şöyle anlattı:

“5 Temmuz 2009’da 13 meslektaşımla Urumçi Uluslararası Kapalı Çarşısı’nda devriye geziyorduk. Saat 20.00 civarında, meslektaşlarımla birlikte Kapalı Çarşı’nın kapısında devriye gezerek turistlere rehberlik ederken, aniden yüzlerce kişilik bir kalabalık bize saldırdı, bu çeteler yol boyunca masum insanları kovalayarak cadde üzerindeki dükkanları parçalayıp yaktılar. Çeteler Elşir Telekomünikasyon Meydanı yakınındaki ara yola koşmaya çalıştığında, ben bir taraftan çeteleri ikna etmeye çalışıyordum, diğer taraftan Kapalı Çarşı’da mahsur kalan binlerce turisti korumak için meslektaşlarımla sırt sırta vererek bir savunma hattı oluşturduk. Çeteler, oluşturduğumuz insan duvarını yıkmaya çalışıyordu, onlar beni kuşatarak taş ve tuğlalarla çılgınca saldırıyordu, birden bire vücudumun kan içinde kaldığını fark ettim.

O sırada kısa boylu bir çete üyesi göğsüme bir tuğla attı, şiddetli acıya dayanarak zorla onu dışarı ittim. Kapalı Çarşı’ya koşarken çevredekilere ‘Herkes koşsun, Kapalı Çarşı’ya koşun’ diye bağırdım. Yüzden fazla kişiyle Kapalı Çarşı içine koştuğumuzda çeteler de bizi kovaladı. İnsanları çarşının kulesine götürdüm. Halk kalabalığı gözetleme kulesine koştuğunda, çetelerin içeri girmesini önlemek için vücudumla gözetleme kulesinin kapısını sıkı tutmaya çalıştım. Kulenin kapısını sertçe iten çeteler açamadan diğer yönlere koştular. On dakika dayandıktan sonra aşırı kanama ve yorgunluktan bayıldım. Daha sonra hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındım.

On iki yıl geçti ve çetelerin bıraktığı acı kaybolmadı. Onlar Xinjiang’daki tüm etnik grupların ve Uygurlarımızın baş düşmanıdır. Biz Uygurların eski bir deyişi vardır: “Bezelye ne kadar yükseğe zıplarsa zıplasın, demir çömleği kıramaz.” Günahkar bu kötü insanların geleceği asla güzel olmayacak. Xinjiang’da şu anda her şey yolunda, istikrarlı bir hayat sürdürüyoruz. Bugünün kıymetini çok iyi biliyoruz.”

5 Temmuz olaylarında kurbanın yakını: Zhao Aiqin:

“Eşim Urumçi kentinin 70 numaralı otobüsünün şoförü. 5 Temmuz 2009’da işe giderken saldırıya uğradı. Dudağı yırtıldı, ön dişleri düştü, burnu kırıldı ve beynine sert bir şekilde vuruldu. Kocamın kendisi yaralanmasıyla kalmadı, aynı zamanda çetelerin tüm etnik gruplara karşı korkunç katliamları ve zulmüne tanık olduğu için psikolojik olarak ciddi zarar gördü. Eşime şiddetli depresyon teşhisi kondu. Jiangong Hastanesi’nde 30 gün kaldıktan sonra 4’üncü Halk Hastanesi’ne transfer edilip psikolojik rehabilitasyon için tedavisini sürdürdü. Bir süre sonra eve döndü. Ancak eve döndükten sonra artık normal yaşayamıyor ve çalışamıyordu. Ailem ciddi şekilde zarar gördü. Eskiden konuşkan ve gülmeyi seven eşim suskunlaştı ve kimseyle konuşmamaya başladı. Sık sık kendisi bir yorganın içine kıvrılıyordu. Her akşam televizyon izleyemiyoruz, ışıkları açamıyoruz, yüksek sesle konuşamıyoruz. En ufak şeylere bile aşırı tepki gösteriyor. Uzun süre böyle bir ortamda yaşamaktan dolayı küçük oğlum da otizmli oldu.”

Zhao Aiqin şöyle devam etti:

“Daha sonra mahallenin yardımıyla eşim ve çocuğum aynı anda 4’üncü Halk Hastanesi’nde tedavi görüyor. Mutlu bir aile böyle yok edildi. O vahşi çetelerden nefret ediyorum, onlar ağır cezalar almalılar.”

Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi Belediyesi Basın Sözcüsü Xu Guixiang, terör güçlerin yaptığı şiddet suçlarının kanlı ve iğrenç olduğunu belirtti. Bu şiddetli terör ve dini aşırıcılığın Xinjiang’daki tüm etnik gruplara mensup vatandaşlara ciddi felaketler getirdiğini dile getiren Xu Guixiang, bazı masum hayatların bir anda söndüğünü ve hayatta kalanların yaşamlarının tamamen değiştiğini ifade etti.

Xu Guixiang, vatandaşların insan haklarını ihlal eden, kamu güvenliğini tehlikeye atan, ulusal birliği baltalayan ve ülkeyi bölmeye çalışan şiddet ve terör eylemlerine yasa uyarınca ciddi bir şekilde darbe indirilmesi ve insanların huzurlu ve barışçıl bir toplumsal ortamda yaşamlarını sürdürmelerinin sağlanması gerektiğini kaydetti.