Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Sinoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İnci İnce Erdoğdu, CRI Türk’te Tunca Arslan’ın hazırlayıp sunduğu “Türkiye ve Çin’in 50 Yılı” programına konuk oldu. Erdoğdu, dünyada yükselen Çin dili hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Çince ve Sinolojiden ablasının sayesinde haberdar olduğunu kaydeden Doç. Dr. İnci İnce Erdoğdu, 1985 yılında bilinçli bir tercihle Sinolojiyi seçtiğini belirtti.

“ÖĞRENCİLER, MEZUN OLANA KADAR 6-7 BİN KARAKTER ÖĞRENMİŞ OLUYOR”

1989 yılında bölümden mezun olduğunu ifade eden Erdoğdu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“O zaman ‘Ne yapacaksın, Sinolojide?’ diyorlardı, şimdi 30 yıl geçti aradan ‘Akıllı kızmış.’ diyorlar.

Çincenin dünyanın en zor dili olduğu görüşüne katılıyorum. Yeni başlayan öğrencilerime her zaman söylüyorum, Çince zor bir dil sevmek gerekiyor, sevmeyecekseniz başarılı olamazsınız. Çok emek harcamanız gerekiyor. Bir karakteri 10-15 kez yazdığımı hatırlıyorum öğrenciyken, çok azimli olmanız gerekiyor. Bu dile ömrünüzü veremeyecekseniz başlamayın. 

Çince alfabesi olmayan bir dil, normal bir gazeteyi okuyabilmeniz için 7 bin karakteri bilmeniz gerekiyor. Birinci sınıfta bir öğrenci bin karakter öğreniyor o yüzden Çinli çocuklar gerçekten zeki ve azimli çocuklar. Öğrenciler, mezun olana kadar 6-7 bin karakter öğrenmiş oluyor. Klasik Çincenin 70 bin karakterden oluştuğu söyleniyor ama günlük hayatta bir yabancı olarak hayatınızı idame ettirebilmek için bin 500-2 bin karakteri bilmeniz gerekiyor.

Çince bilmiyorsanız normal bir sözlük kullanamazsınız. Bizim zamanımızda bilgisayarlar yoktu, sözlüklerimiz vardı. Bizim sözlük kullanma derslerimiz vardı. Teknoloji çok ilerledi fakat öğrencilerimize ben ‘Mutlaka bir sözlüğünüz olsun.’ diyorum. Alanınızda ilerledikçe Çince-İngilizce sözlüklerin size yetmediğini de görüyorsunuz.

“ANKARA DİL, TARİH VE COĞRAFYA FAKÜLTESİ 1935 YILINDA ATAMIZIN DİREKTİFİYLE KURULUYOR”

Çin’e ilk gittiğimde Çinliler, Çinceyi bilgisayarla yazıyorlardı. ‘Bunu ülkeme götürebilir miyim?’ diye düşündüm ve Çince bilgisayar dersleri almaya başladım. Ankara Üniversitesinde daktilo var ama Çince bilgisayar yok. Orada aldığım dersteki disketler var ancak o kadar pahalı ki program, ben bursluyum, Çinli hocama rica ettim, sağ olsun, bana o disketleri çoğalttı. Ankara Üniversitesine geldim, burada o disketleri takabileceğimiz bilgisayar yok. Eniştemin arkadaşının bir bilgisayar kursu vardı, oradaki bilgisayarları denedim, birinde Çince yazmayı başarabildim, o bilgisayarı rica ettim okula getirdim ve hocalarımın yüzlerinde hayranlık ifadesi vardı. Dediler ‘Nasıl sen bunu akıl ettin?’ Dedim ki; ‘Hocam, lisans tezimi yazarken çok zorluk çektim, bir yenilik getirmemiz lazım bölüme.’ Türkiye’ye ve Sinoloji bölümüne ilk Çince yazma programını ben getirdim. Daha önce yazamıyorlardı şimdi Windows’ta var, o zamanlar yoktu.

Ankara Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi 1935 yılında Atamızın direktifiyle kuruluyor. Atatürk, ilk kurulan 16 bölüm arasında özellikle Sinoloji bölümünün kurulmasını istiyor. Atatürk, Türk tarihinin kaynaklarının Çin kaynaklarında olduğunu biliyor, o kadar ileri görüşlü. Sinoloji, 1935 yılında ilk kurulan 16 bölüm arasında yer alıyor.

Sinolojinin önceden Türk tarihi metinlerini araştırma gibi bir misyonu vardı. Sonradan talep çok artınca, Çin-Türkiye ilişkileri çok gelişti, çağdaş Çince eğitimine talep çok arttığı için biz de o nedenle çağdaş Çince eğitimine ağırlık verdik. 

“ÇİNCE BİLEN ÖĞRENCİLERİN ÖNÜ ÇOK AÇIK”

21. yüzyıl Çin yüzyılı, gençlerin Çince bilmesi önlerini açacak. Kuşak Yol ile birlikte Çin dünyaya açılıyor ve Çince ile Türkçe bilen insanlara ihtiyaç var. Çince bilen öğrencilerin önü çok açık. Çin-Türkiye ilişkileri çok geliştiği için mezun olan öğrenciler açıkta kalmıyorlar.

Çin’e gitmeden önce düşüncem, tarih kitaplarından okuduğum kadardı. Gidince hayran kaldım. Ben Çin’e ilk 1990’da gittim, insanlar Çin tarzı kıyafetler giyiyorlardı ve bisiklet yollarından bisikletler akıyordu. Şimdi sokaklarda lüks arabalar var. 1992’de döndüm, o düzene ve geleneksel saygıya hayran kalmıştım. İlk gittiğimde yemek konusunda zorluklar oldu. Bizde ekmek var, ben ekmek bulamadım mesela, orada pilav kültürü var. Buharda pişmiş ekmek yemeği öğrendim.

Çin Halk Cumhuriyeti, ülkemizde Konfüçyus Merkezleri kurdu, toplumumuza Çin kültürünü yavaş yavaş anlatıyor. Orada Türkiye’yi tanıtıcı merkezler yok, çok yetersiz. Karşı toplumun bizi anlamasını istiyorsak dil ile yapmamız gerekiyor. Biz şu an ikinci, üçüncü dillerden tercümelerle tanıyoruz. Ancak ana dilden tanımak adına iki ülke arasında daha çok destek verilmesi gerekiyor. O ülkenin kültürünü tanımak için o dile hâkim olmak lazım.”