Akademisyen Xing Minghua, CRI Türk’te Tunca Arslan’ın hazırlayıp sunduğu “Türkiye ve Çin’in 50 Yılı” programına konuk oldu. Xing Minghua, Türkçe ve Çince hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye ile yakın ilişkilerde bulunan Xing Minghua, Türkçe “Mine” adını aldığını belirtirken bu ismin Çince adıyla da uyumlu olduğunu kaydetti.

“Minghua” adının çiçek anlamına da geldiğini ifade eden Xing Minghua, Türkçede seçtiği “Mine” adının da bir çiçek olduğu bilgisini paylaştı.

“TÜRKÇE, ÇİNCEDEN DAHA ZOR”

Türkçeye duyduğu ilginin serüvenini anlatan Minghua’nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Üniversite okurken birinci yabancı dilim İngilizceydi, İngiliz Dili ve Edebiyatı lisans eğitimi görürken seçmeli yabancı dil olarak Japoncayı seçtim, seneler sonra Japonca ile Türkçe’nin sentaks olarak benzediğini öğrendim. Bu şekilde Türkçe öğrenmeye başladım ve çok hızlı öğrendim. Hiç Türkçe eğitimi görmeden hızlı bir şekilde öğrendiğimi fark ettim.  

Çin’de İngilizce eğitimi görmüştüm ama seçmeli olarak Japonca görmüştüm. Türkiye’ye misafirlik için gelmiştim, Türkçeyi çok çabuk öğrenebilmişim ki, Türkçe dalında da devam ettim. Sonradan Çince öğretmenliği ve çevirmenlikte ilerledim ama Türkoloji bölümünden mezun değilim.

Gramer yapısından bahsetmek gerekirse Türkçe, Çinceden daha zor. Çincede fiiller her zaman olduğu gibi devam ediyor, bütün zamanlar kişiler nasıl olursa olsun fiil üzerinde değişiklik yoktur. Fakat Türkçede bütün değişiklikler fiil üzerinde yaşanıyor. Dolayısıyla bu çok zor bir dil. Düşünerek konuşmak zorunda kalıyorum, Türkçe konuşurken. Çince ile kıyaslandığı zaman Türkçe daha zor.

Bu süreçte profesyonel eğitim almayı denedim ve Türkçe-İngilizce çeviri programına kayıt yaptırdım. Bu çok önemli ve çeviri bilimi üzerinde ilerlediğim için Türkçe ile her gün iç içe kalıyorum. Şu an 16. yıla girdim, 16 yıldır her gün Türkçe ile Çince arasında gidip geliyorum.

İSTANBUL’DA GÜNLÜK YAŞAM

Çin’deki tanıdıklarımın genelde Türkiye’yi sevdiklerini söyleyebilirim. Hava şartlarından denize kadar, insanlarının yardımseverliğinden ve iyi niyetliliğine kadar genel olarak seviyorlar.

İstanbullu olmak trafikten kurtulmaya çalışmaktır. Beijing ve Shanghai kadar kalabalık tarikte kalmak zor bir şey ve bu açıdan İstanbul’da yaşamak zor ama her güzel şeyin bir bedeli var. Şehir planlaması açısından İstanbul’un zorlukları var, köprü sayısı sınırlı, nüfusu belli onun için kolay değil.

Yemek konusunda inanılmaz zorlandım ve hâlâ zorlanıyorum. Her ne kadar Türk kültürüne alışmış olsam da benim midem Çin midesi yani Çin kültürüne alışmış bir mide. Türk yemeklerini seviyorum ve yapıyorum aşçılık kitaplarım da var, geleneksel Türk mutfağı ile ilgili fakat zorlanıyorum, onun için evde Çin yemekleri de pişiriyorum. Türk mutfağını çok severim, saygı duyuyorum ama zorlanıyorum.

KUŞAK VE YOL: ORTAK PAYLAŞIM, ORTAK İNŞA, ORTAK İSTİŞARE…

Çok önemli bir konu, Kuşak ve Yol İnisiyatifi açık bir platform. Bir fikir, bir kavram, bir çözüm önerisi çünkü küreselleşme sürecindeyiz. Her ne kadar küreselleşme süreci geri çevrilmeye çalışılıyor olsa da bu süreç devam ediyor. Hiç olmamış kadar birbirimizi iç içe buluyoruz, dijitalleşme, dijital ekonomi… Dolayısıyla insan artık sadece bir konuma, bir kültüre, bir ulusa bağlı kalmıyor. Artık herkes evrensel ve ekonomileri de aynı şekilde. Bu nedenle ne kadar çok kapsayıcı platform olursa o kadar faydalı olur. İster Çin tarafından ister Afrika tarafından önerilsin önemli olan herkesin daha fazla gelir elde edebilmesi. Tabii ki bu türlü platformların açık ve kapsayıcı olması önemli. Ben dil bilimciyim, incelediğim zaman orada hep ortaklık vurgulanıyor. Ortak paylaşım, ortak inşa, ortak istişare… Bu çok önemli bir anlam taşıyor. Üstünlük duygusu ve eşitlik duygusu başka şeylerdir. Bu platformda üstünlük değil, eşitlik olursa herkes için imkânlar aynı olacaktır. Bu anlamda çok önemli bir deneme ve öneri olduğunu düşünüyorum. Bazı mevcut platformlarda söz hakkı kimde belli, üstünlük duygusu belli, bu çok zor bir şey. Dünya küreselleşme sürecinde olduğu için herkese fırsat tanınması gerekiyor.”