Demokrasi kavramının Amerika Birleşik Devletleri tarafından tartışılmaya açıldığı son günlerde Çin Renmin Üniversitesi’ne bağlı Chongyang Finansal Araştırmalar Enstitüsü “Amerikan Demokrasisi için On Soru” adlı araştırma raporunu yayınladı. Rapor, dünyanın demokrasiyi tam olarak anlamasına ve tüm insanlık için ortak değerleri teşvik etmesine yardımcı olmayı umarak Amerikan demokrasisi hakkında 10 önemli soruyu gündeme getirdi. 

Soru 1: Çoğunluk için demokrasi mi yoksa azınlık için “demokrasi” mi?

Demokrasi, halkın ülkenin efendisi olduğu anlamına gelir. Abraham Lincoln 1863’te Gettysburg’daki konuşmasında, “halkın, halk tarafından ve halk için yönetimi sonsuza kadar sürecek” beklentisini dile getirdi. Amerikan halkının uzun mücadelesi Amerikan demokrasisinin gelişimini destekledi. Ancak, son yıllarda Amerikan siyasi davranışının kademeli olarak değişmesiyle birlikte, birkaç kişinin iktidarı ele geçirmesi ve oylamanın sonucuna karar vermesi giderek daha sık görülen bir durum haline geldi. Bu da insanları günümüz Amerikan demokrasisinin gerçekten “halk” odaklı olup olmadığını tartışmaya açtı.

1.1 Çoğunluk üzerinde azınlık

21. yüzyıldan bu yana ABD başkanlık seçimlerinin sonuçlarının “anahtar azınlığa” bağlı olduğu olgusu her türlü seçimde ortaya çıkmıştır. Bu, adayların “değişken eyaletler” ve “kilit seçim bölgeleri” gibi bir azınlık için giderek daha fazla kaynak ayırmasına neden oluyor. Yalnızca 21. yüzyıldan bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan altı başkanlık seçiminde, iki kez daha az oyu alan parti seçimi kazandı: 2000’de George W. Bush, Federal Yüksek Mahkeme’nin kararıyla seçimi kazandı; 2016’da Hillary Clinton, Amerikan tarihinde bugüne kadarki en büyük fark olan Donald Trump’tan 2,8 milyon daha fazla oy aldı, ancak Trump yine de 304 seçici oyla Beyaz Saray’ı aldı.

Eyalet düzeyinde, iktidar rekabeti için iki parti, kongre bölgelerinin sınırlarını yeniden çizmeye çalışıyor. Bu, günümüz Amerikan demokrasisindeki ünlü “Gerrymandering” olgusudur. Seçmenlerin siyasi partileri seçmesinden ziyade, birkaç kişinin siyasi partiler aracılığıyla seçmeni seçmesi anlamına gelir. Azınlığın “Gerrymandering” ile çoğunluğa hükmettiği dramalar giderek daha sık oynanıyor: Wisconsin’i örneğinde olduğu gibi.

1.2 Güç sermayeye hizmet eder

Amerikan siyasetinin pratik işleyişinde güç, çoğu seçmenin çıkarlarına hizmet etmekten çok, sermayesi olan birkaç zengin insana hizmet etmeye daha yatkındır. Ekonomide Nobel ödüllü Paul Krugman, hükümetin politika yönünün genellikle işçi sınıfının çıkarlarına aykırı olduğuna dikkat çekerek, “…Amerika sandığımızdan daha az demokrasiye sahip olmakla birlikte daha çok oligarşiye sahiptir.” dedi.

Birçok akademik çalışma, Amerikan siyasi çevrelerinin sermaye çıkarları etrafında hareket ettiğini gösteriyor. Princeton Üniversitesi ve Northwest Üniversitesi’nden bir rapor, kitlelerin çıkarlarını temsil eden insanların ve grupların çok az bağımsız siyasi etkiye sahip olduğu yaklaşık bin 800 gönüllü üzerinde analiz ettikten sonra sonuçlandırıldı. Bununla birlikte, ekonomik elitler ve ticari çıkarları temsil eden organize gruplar, politikaları kontrol etme konusunda güçlü bir yeteneğe sahiptir. ABD Senatosu’nun oy verme modeli üzerine yapılan bir araştırma, diğer gruplarla karşılaştırıldığında, Kongre üyelerinin önceliklerinin bağışçıların tercihlerini yansıtmaya daha meyilli olduğunu buldu. ABD Temsilciler Meclisi’nde yapılan bir başka araştırma, seçmen nüfusunun yalnızca yüzde 5’ini oluşturan milyonerlerin, bölgedeki en yoksul servet gruplarının yüzde 50’sinin temsilinin yaklaşık iki katı siyasi güce sahip olduğunu gösteriyor. Ayrıca bazı araştırmalar, Kongre üyelerinin zenginlere yoksullardan çok daha hızlı tepki verdiğini göstermiştir. Yoksulların temsil edilmemesi, Amerikan siyasetinin tüm kanatlarına yayıldı. Devlet düzeyinde, zenginlerin yoksullardan çok sesi duyulmakta.

Siyasi katkılar ve siyasi lobicilik olgusu, Amerikan siyasi gücünün sermaye için bir araç haline geldiğini ortaya koymaktadır. Hillary Clinton’ın sızdırılan e-postaları, başkanlık kampanyası sırasında parayla ele geçirilen siyasetin engellenemediğini ortaya koydu. Zaman geçtikçe, seçimlerin maliyeti artıyor. 2004 genel seçimlerinde ABD başkanlık seçimleri 880 milyon doları olarak gerçekleşti. 2016 yılında 1,5 milyar dolara yükseldi. 2020’de Biden ve Trump arasındaki başkanlık kampanyası 4 milyar dolardan fazlaya mal oldu. ABD Kongresi’nin 2020’de yeniden seçilmesi de toplam 8,7 milyar dolar harcamayla tarihi bir rekor yarattı.

Siyasi lobicilik ile Amerikan sermayesinin gücü manipüle ettiğini de doğruluyor. 2020’de Amerika Birleşik Devletleri siyasi lobi faaliyetlerine 3,5 milyar dolardan fazla harcadı. Bunların arasında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tıp ve sağlık endüstrisi ile ilaç endüstrisinin lobicilik harcamaları tarihi bir rekora imza attı.

1.3 Halkın iradesini sağlamak zordur

21. yüzyılda görev sürelerini tamamlayan üç Amerikan başkanının hiçbiri kampanya vaatlerini tam olarak yerine getiremedi. George W. Bush, hükümet harcamalarını kısma ve yurtdışına asker göndermeyi durdurma sözü verdi. Arka arkaya Afganistan ve Irak’ta savaşı başlattı ve hükümet harcamaları keskin bir şekilde artırma yoluna gitti.

Seçim kampanyası sırasında, Barack Obama, kurumlar vergisi kanununun iyileştirilmesi ve Buffett Kuralı’nın formüle edilmesi de dahil olmak üzere servet dağılımını reforme etmek için bir dizi eylem başlatma sözü verdi ve bunların hepsinin boş vaatler olduğu ortaya çıktı.

Donald Trump, kampanya vaatlerinin yüzde 53’ünü tuttu. Obamacare’i yürürlükten kaldırdığını, altyapıya 550 milyar dolar yatırım yaptığını ve bir altyapı fonu kurduğunu, imalat endüstrisinin geri dönmesini sağladığını, ekonominin her yıl yüzde 4 büyümesini sağladığını, işçilere altı haftalık ücretli izin garantisi verdiğini ve tüm yasadışı göçmenleri sınır dışı ettiğini iddia etti. Verilen sözler yerine getirilmedi ancak somut eylemler bile beklenenden daha düşüktü.

Soru 2: Güç kontrolleri ve dengeleri sağlamak mı yoksa gücün kötüye kullanılmasına yol açmak mı?

Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucuları, güç bozulmasını ve kötüye kullanımını önlemek için “güçler ayrılığı ve kontrol ve denge sistemi” tasarladılar. Ancak “kuvvetler ve dengeler ayrılığı” ilkesi, gücün yararlı bir rol oynamasını önlemek için kullanılırsa veya yolsuzluk ile gücün kötüye kullanılmasına yönlendirilirse anlamını kaybeder.

Şu anda ABD, “en yüksek güç seviyelerinde etik normların aşınması” ile birlikte “denge ve kontrol sistemine yönelik tehditler yaşıyor.” Aynı zamanda, Amerikan halkının ABD hükümetine olan güveni de “donma noktasına yakın.”  Sormalıyız, Amerika Birleşik Devletleri’nin demokratik sistem tasarımı hâlâ güç dengelerini gerçekleştirebilir ve gücün kötüye kullanılmasını engelleyebilir mi?

2.1 Yolsuzluk norm haline geliyor

Servet biriktirmek için sistemin kötüye kullanılması. Son yıllarda, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yolsuzluk derecesi her yıl artarak 2012’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Kampanya gruplarına siyasi katkılarda bulunmak ve Kongre üyelerine lobi yapmak için yasal bir temel bulunması şaşırtıcı. Büyük şirketler Kongre üyeleriyle bir anlaşmaya vardıkları sürece, Kongre’yi, insanların çıkarları ne olursa olsun, yalnızca şirketleri ve endüstrileri için yararlı olan yasaları çıkarmaya zorlayabilirler. Aynı zamanda Kongre üyeleri kişisel kazanç için lobicilik ve siyasi katkıların boşluklarını kullanabilirler.

Kongre Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez, Kongre üyelerinin herhangi bir yasayı ihlal etmeden servet biriktirebileceğini açıkladı. Bazı araştırmalar, Kongre üyelerinin büyük kârlar elde etmek için hisse senedi alım satım fırsatlarını her zaman gerçekleştirebileceğini savunuyor. Kongre üyelerinin yıllık maaşı vergi öncesi 174 bin dolar olarak belirlenmiş olsa da çoğu milyonerdir.

Soru 3: İnsanların refahını iyileştirmek mi yoksa acılarını derinleştirmek mi?

Amerika Birleşik Devletleri Bağımsızlık Bildirgesi, “Bütün insanların eşit yaratıldığı, yaratıcıları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluk arayışı gibi bazı devredilemez haklar bahşedildiği gerçeğinin apaçık olduğunu kabul ediyoruz.” İfadelerine sahip. Başkan Lincoln, Bağımsızlık Bildirgesi’nin ruhunu “ulusun günlük politikalarının ve uygulamalarının yargılanabileceği ahlaki bir standart” olarak görüyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nin insanların refahını iyileştirmeyi demokratik sisteminin temeli olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Öyleyse, Amerikan demokrasisi altındaki Amerikan gerçekliği, halkın iradesiyle tutarlı mı? Amerikan demokrasisi insanların refahını mı iyileştirdi yoksa acılarını mı artırdı?

3.1 İnsanların hayatı kötüden daha kötüye gidiyor

Bugünün Amerikan demokrasisi Amerikalıların hayatta kalma, yaşam ve eğitim gibi temel haklarını garanti ediyor mu? 2020’de 163 ülkenin raporuna göre, son on yılda en çok ABD’nin genel endeksi düştü. 1990 yılından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde yoksulluk nüfusu 30 milyonun üzerinde kalmıştır ve yoksulluk oranı yüzde 10’un üzerindedir.

Birçok insan evsiz. İstatistiklere göre, 2020’de en az 580 bin Amerikalı evsizdi ve 220 binden fazla insan sokaklarda uyudu. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki evsizlerin sayısının 2023’te şaşırtıcı bir şekilde 1,168 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor ki bu, Covid-19 salgını öncesine göre iki kattan daha fazla.

3.2 Orta sınıfın ağıtı

Çoğu Amerikalı kendilerini orta sınıf olarak görür ve bundan gurur duyar. Genellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin orta sınıfın egemen olduğu ve nispeten eşit bir toplum olduğuna inanmaya isteklidirler.

Ancak, Hillbilly Elegy kitabı ile birlikte, Amerikan orta sınıfının utanç verici durumu giderek daha fazla dikkat çekti. Araştırmalar, Amerikan orta sınıfının hayatının zorlaştığını gösteriyor. Orta gelirli sınıfın toplam nüfus içindeki oranı 1971’de y üzde61’den 2019’da yüzde 51’e gerilerken, aynı dönemde düşük gelirli sınıf yüzde 25’ten yüzde 29’a yükseldi.

Soru 4: Özgürlüğü savunmak mı yoksa özgürlüğü engellemek mi?

Amerika Birleşik Devletleri gösteriş yapmayı sever. Amerikan demokrasisi özgürlüğü savunur ve kendisini “özgürlük örneği ve umut ışığı” olarak adlandırır. Bağımsızlık Bildirgesi ve ABD Anayasası, özgürlüğü savunmak için demokrasinin temellerini attı ancak Amerikan demokrasisi hâlâ özgürlüğü savunuyor mu yoksa engelliyor mu?

4.1 “Aşırı yüklenmiş kişisel özgürlük”

Siyaset bilimci Samuel Huntington, “Devletten çok fazla talep eden çıkar grupları olursa, devlet sürekli artan vaatleri yerine getirmediği için demokrasiye karşı hayal kırıklığı ortaya çıkacaktır. Bu durum ise mafya yönetimine zemin hazırlar. Bugün ABD’de bu yaşanıyor.” diyerek “demokratik aşırı yüklenme” tehlikesi konusunda uyarıda bulunmuştur.

Soru 5: İnsan haklarını korumak mı yoksa insan haklarını ihlal etmek mi?

Amerika Birleşik Devletleri, “insan haklarını korumayı” Amerikan demokrasisini yurtdışında teşvik etmenin nedenlerinden biri olarak görüyor ancak Amerikan halkının en temel yaşam hakkını Amerika Birleşik Devletleri dışında bir ülkenin sağlamasının zor olduğuna değinmiyor. Amerikan demokrasisi insan haklarını koruyor mu yoksa zarar mı veriyor?

5.1 Her yıl, 30 binden fazla insan silahlı şiddet olaylarında öldürülüyor

Dünya çapındaki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, Amerika Birleşik Devletleri en fazla silahlanma olan ülkelerden biridir. 2015-2019 döneminde, her yıl 38 binden fazla ölüm silahlı olaya bağlıydı. 2020’de pandemiden etkilenen Amerika Birleşik Devletleri’ndeki silahlı saldırı olaylarında 45 bin kişi öldü. 2020’de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki cinayetler yıldan yıla yüzde 25 arttı.

Silahların yaygınlaşması her Amerikalının temel insan haklarını tehdit ediyor. Amerikalıların silahlı cinayetlerde ölme olasılığı diğer yüksek gelirli ülkelerdeki insanlardan 25 kat daha fazla. Amerika Birleşik Devletleri dünya nüfusunun sadece yüzde 4’ünü oluşturuyor, ancak dünyadaki ateşli silah intiharların yüzde 35’ini oluşturuyor.

5.2 “Siyahilerin Hayatı Önemlidir”

Amerika Birleşik Devletleri’nde ırk ayrımcılığının neden olduğu kişisel güvenlik sorunlarını Amerikan demokratik mekanizması tarafından çözmek her zaman zor olmuştur. 2013’ten bu yana, “Black Lives Matter” kampanyası dünya çapında ilgi gördü, ancak trajedi hiç durmadı. Siyah erkeklerin yaşamları boyunca polis tarafından öldürülme olasılığı beyaz erkeklere göre yaklaşık 2,5 kat daha fazla. George Floyd’un tüm dünyayı şoke eden ölümünden bir yıl sonra bile ABD’de polis en az 229 siyah insanı daha öldürdü. 229 Amerikan vatandaşının ölümüyle karşı karşıya kalan insanların kaçınılmaz olarak şüpheleri var. Floyd’un ölümü siyahların durumunu değiştirdi mi? Veriler umutsuzluğu gösteriyor.

Soru 6: Birliği teşvik etmek mi yoksa bölünmeye yol açmak mı?

Demokrasi, ulusal birliği ve toplumsal uyumu teşvik etmelidir. Devlette ve toplumda giderek daha fazla bölünmeye yol açıyorsa, bu tür “demokrasi” devlet için zararlı bir sistemdir.

1796 gibi erken bir tarihte, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk Başkanı George Washington kamu yönetiminin özünün uzlaşmada yattığına ve uzlaşmanın birlik vaadi yoluyla yerine getirilmesi gerektiğine inanıyordu. Bugünün Amerikan demokrasisinde hâlâ bir uzlaşma ve birlik duygusu var mı?

6.1 “Ayrı yollara gidin”

Amerika Birleşik Devletleri 50 eyaletten oluşan bir federasyondur. Demokrasi, aralarındaki birliği teşvik etmelidir. Ancak şu anda Amerika Birleşik Devletleri’ndeki iki parti sürekli olarak birbirlerine saldırmak için sistem tasarımını kullanıyor ve bu da ciddi siyasi kutuplaşmaya, sosyal düzensizliğe ve çelişkilere yol açıyor.

6.2 “Geldiğiniz yere geri dönün”

Amerikan siyasetinde dolaşan bir diğer kritik soru şudur: Bu ülke çok etnikli bir demokrasi olarak hayatta kalabilir mi ve nasıl?

Amerika Birleşik Devletleri’nde bariz ırkçı saldırılar şaşırtıcı değil, Eski Başkan Trump dört Demokrat azınlık Kongre kadınını “geri dönüp geldikleri bozuk ve suça bulaşmış yerleri düzeltmeye yardım etmekle” tehdit etti. Kongre kadınları, “Irkçılık böyle görünüyor.” diyerek sert tepki gösterdi.

Soru 7: Rüyaları gerçekleştirmek mi yoksa kabuslar mı getirmek?

Yeni bir kıta olarak Amerika, “Amerikan Rüyası” ile uzun zamandır dünya çapında göçmenleri kendine çekmiştir. Hayalleri gerçekleştirmek, sayısız Amerikalının bu topraklara taşınmasının motivasyonudur. O halde, Amerikan demokrasisinin “Amerikan Rüyası”nı koruyup koruyamayacağı, bu toprakların huzurlu ve mutlu bir yaşam ortamı sağlayıp sağlayamadığı merak konusu olacaktır. 2021 öncesi tarihe baktığımızda Amerikan demokrasisi insanlara rüyalar mı yoksa kabuslar mı getirdi?

Soru 8: Ulusal yönetişimi iyileştirin mi yoksa sistem arızasına mı yol açar?

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası Amerika Birleşik Devletleri halkının daha mükemmel bir birlik oluşturmak için demokratik pratiğin biçimini Anayasa’nın sonraki bölümlerinde ayrıntılı olarak belirlemiştir.

200 yıldan fazla bir süre geçti ve ABD’de yer alan her iki partinin politikacıları, Anayasa’yı formüle ederken kurucuların asıl niyetini unutmuş görünüyorlar. İki taraf arasındaki iç sürtüşme o kadar şiddetli ki, demokratik ruhu belki de en iyi yansıtan cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçları bile halkın genel güvenini kazanamıyor.

Soru 9: Diğer ülkelere kalkınma ve refah mı yoksa felaket ve kargaşa mı getiriyorsunuz?

Amerika Birleşik Devletleri, diğer ülkeleri demokratik ülkelere dönüştürmek amacıyla, yalnızca kaosu kışkırtmak için Amerikan demokrasisini dünyadaki diğer ülkelere ihraç ediyor. Bu demokrasi ihracı, doğrudan dünya çapında birçok ülkede yıllarca süren savaşlara yol açtı. Diğer ülkelere refah mı yoksa felaket mi getiriyor?

ABD 2004’te Irak’ı işgal ettikten sonra, Ortadoğu’daki Arap ve İslam ülkelerinin “demokratik reformunu” teşvik etmek için önemli bir stratejik plan uyguladı: Büyük Orta Doğu Projesi. Ancak ABD’nin Arap ülkelerine gerçekleştirdiği demokratikleşme reformu gerçekten refah ve kalkınma getirdi mi?

Irak hükümeti verilerine göre, Mart 2003’ten Nisan 2019’a kadar yaklaşık 183.000 ila 206.000 Iraklı sivil şiddet nedeniyle hayatını kaybetti. 2010’dan beri “Arap Baharı” uzun süredir Amerikan medyası tarafından övülüyordu. Ancak bugün “Arap Baharı” Arap dünyası üzerinde yıkıcı bir etkisi olan bir savaşın içine düşmesine neden oldu.

Soru 10: Dünya barışını ve kalkınmasını korumak mı yoksa uluslararası düzeni baltalamak mı?

Amerikan demokrasisi insan toplumunun demokratik biçimlerinden biridir, ancak Amerikan demokrasisi tek demokratik model değildir. Başka ülkelerin ulusal koşullarına saygı duymamak, diğer ülkelere askeri müdahale, dolar hegemonyasının ekonomik yaptırımları vb. yollarla Amerikan demokratik modelini benimsemeye zorlama ABD’nin tüm dünya tarafından sorgulanmasını artırdı.

10.1 “Dolar bizim para birimimiz, ama bu sizin sorununuz”

Amerikan demokrasisi kisvesi altında, dolar hegemonyası küresel olarak karlar elde etti.

Amerika Birleşik Devletleri, dünya çapında kar elde etmek için ABD dolarını kullanıyor ve dolambaçlı yollarla ABD dolarının hegemonyasını sürdürüyor. New York Federal Rezerv Bankası’na göre 2009’da doların yüzde 65’e kadarı Amerika Birleşik Devletleri dışında kullanıldı. Güney Amerika, Afrika ve Pasifik’teki 20’den fazla ülke ve bölgede fiili para birimi olarak ABD doları kullanılmaktadır.

Dünyanın geri kalanına yaptırım uygulamak için dolar araç haline geldi. New York Times 2019’da ABD’nin Venezuela’ya yaptırım uygularken ABD dolarını bir yaptırım aracı olarak kullandığını, ve bankacılık sistemini birkaç gün içinde felç ettiğini” belirtti. ABD dolarının “kibirli ayrıcalığı” ucuz finansman sağlıyor. Federal Rezerv, birçok ülkenin sermaye piyasalarında türbülansa yol açan tur teşvik paketleri yayınladı. Tıpkı eski ABD Hazine Bakanı John Bowden Connally’nin 1971’de söylediği gibi: “Dolar bizim para birimimiz, ama bu sizin sorununuz.”

Amerika Birleşik Devletleri’nin hegemonya, kibir ve zorbalık olarak uluslararası imajı, Trump’ın başkanlığı sırasında yeni bir zirveye ulaştı. Pew Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan bir ankete göre, Amerika Birleşik Devletleri de dâhil olmak üzere birçok ekonomide sadece küçük bir azınlık, Amerikan demokrasisinin dünyadaki diğer ülkeler ve bölgeler için iyi bir örnek oluşturduğuna inanıyor.

Bu nedenle şunu sormadan edemiyoruz: Amerika Birleşik Devletleri’nin demokratik modeli kendi halkında ve dünyadaki diğer ülkelerde yaygın şüpheler uyandırırken, Amerikan demokrasisini sürekli olarak diğer ülkelere empoze ederek uluslararası düzeni sağlamak mı baltalamak mı oluyor

Sonuç

ABD hükümetinin sözde “Demokrasi Zirvesi”ni düzenlerken kendisine şu on soruyu sormasını istiyoruz:

  1. Amerikan demokrasisi çoğunluk için mi yoksa azınlık için mi demokrasi?
  2. Kontrolleri ve dengeleri sağlıyor mu yoksa gücün kötüye kullanılmasına mı yol açıyor?
  3. İnsanların refahını mı iyileştiriyor yoksa acılarını mı artırıyor?
  4. Özgürlüğü savunuyor mu yoksa engelliyor mu?
  5. İnsan haklarını korumak mı yoksa ihlal etmek mi?
  6. Birliği teşvik etmek mi yoksa bölünmeye yol açmak mı?
  7. Rüyaları gerçekleştirmek mi yoksa kabuslar yaratmak mı?
  8. Ulusal yönetişimi iyileştirmek mi yoksa sistemik başarısızlığa mı yol açmak?
  9. Diğer ülkelere kalkınma ve refah mı yoksa felaket ve kargaşa mı getiriyorsunuz?
  10. Dünya barışını ve kalkınmasını sürdürmek mi yoksa uluslararası düzeni baltalamak mı?