Türk Üssü'nün Ön Fizibilitesi İçin Yola Çıkmaya Hazırlanıyorlar

Türk Üssü'nün Ön Fizibilitesi İçin Yola Çıkmaya Hazırlanıyorlar

Türkiye'nin kutup bilimleri çalışmaları yapan ilk ve tek merkezi İstanbul Teknik Üniversitesi Kutup Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin (İTÜ PolReC) Müdürü Doç. Dr. Burcu Özsoy'un da aralarında bulunduğu ön fizibilite ekibi, Antarktika'da kurulması planlanan Türk Üssü için çalışmalar yürütmek üzere gelecek günlerde yola çıkacak.

Özsoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, coğrafi anlamda bakıldığında Antarktika'nın dünya üzerindeki beşinci büyük kıta, mesafe olarak bakıldığında Türkiye'den kilometrelerce uzakta olduğunu belirterek, iklim değişimi konuları hakkında bilgi sahibi olmak adına kıtada çalışma yürütülmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Genel anlamda, üzerinde hiç savaşın olmadığı, tamamen barışa ve bilime adanmış bir kıtadan bahsedildiğini ifade eden Özsoy, "Bu kıtanın bilimsel önemi çok büyük. Arktik ve Antarktika denilen dünyanın iki buzdolabı var. Dünyanın geçmişten bugüne geldiği süreç içerisinde bakıldığında kutup bölgelerindeki buzların varlığı aslında iklimi yumuşatan bir etken. Bu çerçevede söz konusu bu bölgelerdeki iklimsel değişimlerin dünya üzerindeki etkileri konusunda bilgi sahibi olmak büyük önem arz ediyor." diye konuştu.

Özsoy, Antarktika'nın hiçbir dünya ülkesine ait olmadığını ancak 53 bayrak ülkesi tarafından yönetildiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu sisteme Türkiye olarak 1995 yılında danışman olmayan (gözlemci) statüsünde taraf olmuşuz. Kıtanın araştırma ve barışa yönelik olmasından dolayı korunma kısmı çok önemli. Bilimsel bir çalışma yaparken bile doğaya, oradaki canlılara zarar vermeyeceğinize dair taahhüt veriyorsunuz. Bu anlamda, Antarktika Andlaşması Çevre Koruma Protokolü'nü sistemin içerisindeki ülkeler imzalamışken, taraf olduğumuz bir konuda bunu imzaladığımızı göstermemiz önemli. Daha yeni imzalamış olmamıza rağmen uluslararası camiada hemen çok olumlu geri dönüşler oldu. 1960'lardan beri Antarktika'ya Türk bilim insanları gidiyor. Yani Türkiye tarihsel anlamda 50 yıldır kutup bilimlerinde aktif çalışmaktadır. Şu anda da 3 Türk bilim insanı orada araştırmalarını yürütüyor. Bireysel olarak da bilim insanlarının farklı bilim üslerine gitmesi önem arz ediyor."

Antarktika'da Türk Üssü kurulmasına ilişkin, bugünün teknolojik şartları ve Türkiye gibi güçlü bir ülke göz önünde bulundurulduğunda imkanların çok büyük olduğunu vurgulayan Özsoy, öncelikli fizibilite çalışmalarının yapılması ve Türkiye'nin üzerinde çalışacağı öncelikli bilim alanlarının tespit edilmesiyle en uygun yerin belirlenmesinin önemli olduğunu kaydetti.

Özsoy, söz konusu gelişmeler ışığında üssün tasarlanmasının çok önemli olduğunu, diğer ülkelerin üslerini araştırdıklarını belirterek, Antarktika'nın Türkiye'nin 17 kat büyüklüğünde olduğunu, lojistik ve hukuksal anlamda ve birçok kalemde çok iyi değerlendirmelerin yapılması gerektiğini söyledi.

Gelecek günlerde yola çıkmak için hazırlanıyorlar

Burcu Özsoy, üs maliyetlerine ilişkin soru üzerine, şunları kaydetti: 

"Bazı istasyonlar sadece 3 ay açık oluyor, bazıları da 12 ay boyunca mevcudiyetini sürdürüyor. Bir üssün bir yıllık maliyetinin yüzde 70'i yakıt, yiyecek, bilim insanlarının taşınması ve benzeri şeylere, yüzde 30'luk kısmı bilim için harcanıyor. Örneğin, ABD üssü bir yılda 500 milyon dolar harcama yaparken, Çek Cumhuriyeti 250 bin dolar ile bilim yapıyor. Malezyalılar üssü olmamasına rağmen yılda 200 bin dolar harcayarak özgün bilim ortaya çıkarabiliyor. Belçikalıların üssü yeşil üs olarak 28 milyon avroya inşa edildi. Şu an Antarktika'daki en iyi üs olarak değerlendiriliyor. Üssün yapılmasının dışında sürdürülmesi çok önemli. Aralık ayından sonra üssün maliyeti noktasında rakamlar ortaya konulacaktır. Cumhurbaşkanlığımızın himayesinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın uhdesinde zaten çalışmalar başladı. Ön fizibilite ekibi olarak yola çıkmayı önümüzdeki günlerde planlıyoruz."

Özsoy, 70 yıldır kıtada bilim için çalışan dünya ülkelerinin fiziki bilimler, yer bilimleri ve canlı bilimleri başlıkları altında değerlendirme yaptığını, Türkiye'nin bu üç bilimde de çalışacak potansiyelinin bulunduğunu söyledi.