“Yeni Dönemde Eğitimin Kurumsal Tasarımı” Paneli

 “Yeni Dönemde Eğitimin Kurumsal Tasarımı” Paneli

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Yasin Aktay, "Şu anda eğitim sisteminde yaptığımız her şey, kaybettiğimiz nice uzun zamanları tekrar telafi etme ve tekrar kazanma telaşıyla beraber yürüyor" dedi. 

Yasin Aktay, 4. Uluslararası CNR Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen, "Yeni dönemde eğitimin kurumsal tasarımı" başlıklı panelde yaptığı konuşmada, Türkiye'deki eğitim sisteminin Fransa'dan çokça ilham aldığını hatırlattı.

Eşitlik ideali üzerine kurulu Fransa'daki eğitim sisteminin, eşitsizlikleri yeniden ürettiğini kaydeden Aktay, "Toplumun tabiatında genellikle eğitim sistemi içinde her ne kadar siz o üniformayı giyerek, o maddi ideolojik ya da etnik arka planlarınızı geride bırakmak konusunda bir çaba sarf etseniz bile geride bırakamadığınız bir zihniyetiniz, bir kültürünüz, bir davranış tarzınız var. Bu davranış tarzı konusunda hiçbir şekilde eşitlenemiyorsunuz. Okulda genellikle telkin edilen, yeniden üretilen kültür bir burjuva kültürüdür. Biraz daha yüksek bir kültürdür. O yüksek kültür ile karşılaştığınız anda alt kültürden gelen insanlar dezavantajlı, adeta 3-0 mağlup olarak başlıyorlar. Bu da ilelebet devam ediyor. Bu durum alt tabakadan gelen insanların hiçbir zaman üstesinden gelemedikleri, gideremedikleri bir gerilik problemiyle karşı karşıya kalmalarına yol açıyor." diye konuştu.

Türkiye'de eğitim sisteminde yapılanların "gecikmiş" olduğunu vurgulayan Aktay, sözlerine şöyle devam etti:

"Daha bizim zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmamız yenidir. 4 sene önce 12 seneye çıkardık. Onun dışında üniversitelere gitmeyle ilgili ciddi bir problemle karşı karşıya kalıyorduk. Biz de bu sınıfsal ayrım mekanizmasını üniversiteyi kazanıp kazanmama noktasında aynı ayrımcılıkları doğrusu sistematik olarak yaşadık. Bir kültürün öğretmenler tarafından üretilip öğrencilere aktarılırken, yaşanan ayrımcılıktan ziyade doğrudan doğruya devletin uyguladığı bir ayrımcılığa maruz kaldık bir dönem. Başörtülü öğrenci, üniversiteye giremiyor... Katsayı olarak belli liselerden gelmiş olan insanlara, fiilen doğrudan doğruya üniversite kapıları kapatılıyor. Bu ciddi anlamda kurumsal anlamda yapılan bir ayrımcılık. Bu tarz kaba bir ayrımcılık, aslına bakarsanız ne Fransa'da ne Almanya'da ne de Avrupa'nın herhangi bir okulunda yok. Bu ayrımcılık, kültürel yeniden üretim düzeyinde gerçekleşen bir ayrımcılık oluyordu. Onun dışında, Türkiye'de sadece 5-6 sene öncesine kadar üniversitelere reşit olmuş kızlarımız, neyi giyip neyi giyemeyeceğine karar veremeyecek insanlar muamelesi görebiliyorlardı. Eğitim sistemimiz, insanına reşit olmayan insan muamelesi yapıyordu."

Yasin Aktay, başörtüsünün serbest bırakılması kararının Türkiye'de geciktiğini dile getirerek, "Ne yaparsak yapalım, geç yapıyoruz. Şu anda bir şekilde büyük bir telaşla kaybettiğimiz zamanları yakalamaya çalışıyoruz. Şu anda eğitim sisteminde yaptığımız her şey kaybettiğimiz nice uzun zamanları tekrar telafi etme ve tekrar kazanma telaşıyla beraber yürüyor. Bu böyle. Bu bir gerçek. Aynı şey katsayı sisteminde yaptığımız ayrım... Katsayı sisteminde eğer bir adam imam hatip lisesine girmişse ağzıyla kuş tutsa üniversiteye giremez. Sadece imam hatibe değil, herhangi bir meslek lisesine, ticaret lisesine girmişse üniversiteye giremiyor. Onun önünü tamamen kapattık? Neden kapattık? Çünkü kurumsal anlamda altyapımız bir yandan eksikti, bir anlamda da zayıftı. Çünkü yeterince üniversite eğitimi arzı yapamıyoruz, arzımız kısıtlı. Kısıtlı olan o arzı sunabileceğimiz insanlar konusunda seçici davranmak zorunda kalıyoruz. Seçici davranırken de kullandığımız kriter, bizim elimizi ayağımızı birbirine dolaştırıyor, bütün felsefemizi, ideolojik yapılarımızı da açığa çıkarmış oluyor." şeklinde konuştu.

- "Güçlü vatandaş, 15 Temmuz'da devletine sahip çıktı"

Eğitimin, bir toplumun demokratikleşmesinin önemli sosyolojik ayaklarından biri olduğunu vurgulayan Aktay, AK Parti iktidara geldiği andan itibaren, 'Güçlü vatandaş, güçlü eğitim ile mümkün olabilir" mülahazasıyla üniversiteleri yaygınlaştırdığını dile getirerek, şunları söyledi:

"Güçlü demokrasi, ancak güçlü vatandaş psikolojisinin ortaya çıkmasıyla mümkün olabilir. Bakın 15 Temmuz'da o güçlü vatandaşı gördük. Güçlü vatandaş, kendi devletine sahip çıktı ve kendi devletine dokunulduğunda, kendi hükümetine, kendi devletine dokunulduğunda canı pahasına onun karşısına çıktı, onu savundu. Devletini savunan bir toplumsal hareket, dünya toplumsal hareketler tarihinde bir istisnadır ama Türkiye'de yaşanan demokratik eğitim devriminin de bunda çok önemli bir payı olduğunu ben rahatlıkla söyleyebilirim. Orada bu mülahazadan hareketle 2002 yılından itibaren başlattığımız yeni üniversiteleşme dalgasıyla sayıyı 195'e kadar çıkardık. 195 üniversite..."

Aktay, unun muazzam bir sayı olduğunu belirterek, "Şöyle bir duruma ulaştık. Bundan sonra 'üniversite talep ediyorum' diyen hiç kimseye 'sen üniversiteye giremezsin, şu veya bu mülahazayla üniversiteye giremezsin' denilemeyecek. Her isteyen, üniversite eğitimini alacak. Çünkü üniversite eğitimi, insanların mesleklerini ancak üniversite yoluyla kazandıkları, toplumsal hayata ve devlete ancak üniversite kanalıyla ortak olabildikleri bir ortamda, isteyene eğitim vermemek hakikaten artık insan haklarına aykırı bir duruma gelmiştir. Normal şartlar altında üniversitelerin az olduğu zamanlarda elbette ki yüksek eğitim bir insan hakkı değildir. Yüksek eğitim bir liyakat, kazanım işidir. Şimdi neredeyse her mesleğin üniversite eliyle öğretildiği bir ortamda, böyle bir toplumda, artık hizmet toplumunda üniversiteye girişin herkese açık olması ve herkesin bu eşit fırsattan ölçüsüne göre, liyakatine göre faydalanması gerekiyor." ifadesini kullandı.

- "Türkiye'de yepyeni bir dönem başlıyor"

Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Doç. Dr. Yusuf Tekin ise eğitim sisteminin Türkiye'de çok sık değiştiği yönünde bir algının olduğunu ancak bu görüşe katılmadığını dile getirdi. Tekin, şöyle dedi: 

"Bence tam tersine, eğitim sistemi Türkiye'de hiç değişmedi. Değişim şart. Değişmesi gereken çok sayıda şey var. Özellikle bu hükümet döneminde eğitimle ilgili asıl değişmesi gereken şeylerin değişmediğine dair bende bir kanaat var. Değiştiğini iddia ettiğimiz veya sokakta eğitim sisteminde çok şey değişiyor diyenlere sorduğumuzda bize söylenen şey, 'İlkokullar 5 yıldı, 4 yıla düştü', 'Zorunlu eğitim 12 yıla çıkarıldı', 'Ortaokullardan liseye geçiş sistemi değiştirildi'... Eğitim sistemi bu değil arkadaşlar. Eğitim sisteminden kast ettiğimiz şeyler bunlarsa yeni dönem paradigmasını hiç anlamıyoruz demektir. Bunu hiç konuşmamak gerekir. O yüzden ben diyorum ki gerçekten hem dünyada makro anlamda, hem de Türkiye'de yepyeni bir dönem başlıyor. Bu yepyeni dönemde bizlerin eğitim sistemini tekrar masaya yatırıp, bunun üzerine konuşmamız gerekiyor."

"Milli eğitimde sistem sürekli değişiyor" şeklindeki algının bilinçli üretildiğine inandığını da dile getiren Tekin, "Ben bunun statükoyu besleyen, statükocu yapıların bilinçli bir biçimde asıl değişimi engellemek için bir çabası olarak görüyorum. Dolayısıyla eğer çağı yakalamak, yeni devlet kurgusunu yakalamak, çağı 100 sene 150 sene geriden değil de anında yakalamak, takip etmek istiyorsak bütün bu süreci, tepeden tırnağa yeniden kurgulamamız, yeniden tasarlamamız ve yeniden düşünmemiz gerekiyor." dedi.

Dershane konusunda Tekin, yardımcı kitap ve dershane piyasasında pastanın yüzde 80'ini bugün FETÖ diye anılan yapının aldığını kaydederek, bu yapının toplumda "Mili Eğitim'in öğretmenleri kötü", "Milli Eğitim'in kitapları kötü", "Milli Eğitim'in kitaplarından soru çıkmıyor" gibi algının oluşturulmasına neden olduğunu söyledi.

Tekin, "Dershane süreci Türkiye'deki hem genel anlamda eğitim sistemi üzerindeki çok önemli bir vesayeti ortadan kaldırmıştır, hem de Milli Eğitim Bakanlığının emekleri üzerindeki vesayeti ortadan kaldırmıştır. Yeni dönem, bu anlamda Milli Eğitim Bakanlığı için de daha özgür, daha rahat bir dönem olacaktır." ifadelerini kullandı. 

Müfredat çalışmaları konusunda bilgi veren Tekin, sözlerini şöyle tamamladı:

"Komisyonlarımız müfredatla ilgili kamuoyundan bize gelen eleştirileri değerlendirme sürecini bitirdi. Önümüzdeki hafta içinde çok büyük bir ihtimalle müfredatımız yenilenmiş olacak. Ne değişmiş olacak? Bizim müfredatla ilgili en temel eleştirilerimiz şunlardı: Çocuklar, ezberciliğe yöneltiliyorlar, ezber yapıyorlar, analitik düşünmeyi öğrenmiyorlar. Burada eğer ortaokul öğretmeni ya da ortaokulda öğrencisi olan, çocuğu olan arkadaşlarımız varsa bizim bu temel eğitimden, ortaöğretime geçiş sınavında sorduğumuz soruları bir kıyaslasınlar. Çok temel farklılıklar var, önceki yıllarla yapılan sınavlarla kıyaslandığında. O fark şu, çocuklarımızın okulda öğrendikleri şey, gündelik hayatta kullanabilecekleri, analitik düşünmelerine yardımcı olabileceklerine yönlendirmeye çalıştık. Müfredat da buna göre revize edildi. Artık elinize aldığınız yeni müfredatla önümüzdeki yıldan itibaren inşallah çocuklarımız da şu soruyu sormayacaklar sizlere, 'bu öğrendiğimiz konu, günlük hayatta bizim ne işimize yarayacak?' Müfredatlarımızı bu bakış açısıyla revize ettik."