Şehit Halisdemir Davasında İkinci Gün

Şehit Halisdemir Davasında İkinci Gün

Özel Kuvvetler Komutanlığını (ÖKK) ele geçirmek isteyen cuntacı general Semih Terzi'yi vurarak, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'i şehit eden darbecilerin yargılandığı davanın ikinci duruşması tamamlandı.

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunma yapan sanık Ahmet Muhammed Demirci, ÖKK'ya giderken, sanıklardan eski binbaşı Fatih Şahin'in "Gideceğimiz bölge belli değil, ona göre çıkalım" dediğini, bunun üzerine ekstra silahlar da dahil olmak üzere bütün malzemeleri aldıklarını belirtti.

Otobüsle giderken polislerin eskortluk yaptığını, bu sırada Başbakan Binali Yıldırım'ın, "Küçük bir grubun kalkışmasıdır. Her şey kontrol altında" dediğini duyduğunu kaydeden Demirci, "Böyle demesi bana rahatlık verdi. Bunu duyunca, 'Ankara'ya veya her nereye gidiyorsak, orada daha büyük bir saldırıya yönelik ya Genelkurmay Başkanlığını ya Cumhurbaşkanlığını ya devletin kritik tesislerini korumaya gidiyoruz' diye düşündüm. Çünkü ortada büyük bir bilgi kirliliği vardı, IŞİD, PKK... Zaten Ankara'da PKK'nın büyük bir saldırısı olmuştu. Genelkurmayın dibinde bomba patlatmışlardı." diye konuştu. 

Demirci, uçağa bindiklerinde telefonların kapatılması emri geldiğini, uçaktakilerin "niçin gidildiği, IŞİD için mi, PKK için mi gidildiğine" ilişkin yorumlar yaptığını belirterek, "Susun. Komutan burada." denildiğini anlattı. 

Kendisinin de telefonunu kapattığını ve sabah saat 05.00-06.00'ya kadar açmadığını söyleyen Demirci, Ankara'ya geldikten sonra ekiptekilerin helikoptere bindiklerini belirtti. Demirci, şöyle devam etti: 

"Semih Terzi karşıma oturdu. Araya diğer arkadaşlar bindi. Helikopter pilotuyla görüşmeyi sağlayan kulaklıktan istedi. Elinde tablet ya da büyük bir telefon vardı. Bir şey yazdığını görmüyordum. Gölbaşı'na yaklaştığımızı gördüm. Bizim birliğe gittiğimizi fark ettim. Helikoptere binenlerin hepsini Ahmet Kemal Yüzbaşı seçmişti. Beni sever, ilk olarak benle Mihrali Üsteğmeni seçmişti. Helikopterden ilk ben indim. Sivil bir şahıs geldi, üzerinde hücum yeleği vardı. Bu kişinin Ali Kapucu olduğunu daha sonradan konuşulanlardan anlıyorum. İlk ben inince, beni tuttu, biraz silkeledi, heyecanla 'Komutan nerede?' diye sordu. Öyle silkince sinirlendim, 'Arkada, geliyor' dedim. Yürümeye devam ettim, kama düzenine geçtik. Çünkü komutan ortada yürüyordu. En ön, sol tarafta yürüyen bendim. Çünkü herkesin kontrol alanı vardı, benimki ön, sol taraftı. Çapraz tutuşta, rahat şekilde ilerledik.

Komutanlık girişine belli bir mesafe kala, anlatılan vahim olay oldu. Semih Terzi vuruldu. Dönüp bakınca, Terzi'nin 'ah' dediğini duydum. Birkaç el ateş sesi duydum. Sonra saldırı olabileceğini düşündüm, tekrar kafamı çevirdim. Şok içindeydim. Özel Kuvvetlere böyle bir saldırı olması imkansızdı. Sığınabileceğim bir yer vardı, oraya doğru koştum. Bulunduğum yerin güvenli olmadığına karar verdim, biraz daha ileri çıktım, sütuna doğru yanaştım. Telsizden çağrı yaptım. Kaotik bir ortam olduğu için kimse cevap vermedi. Diğer binanın köşesine gittim, orada kalan tecrübesiz personeli bir nebze emniyete almış oldum. Bayağı süre orada bekledim. Niye beklediğimi de, Semih Paşa'ya kimin, niye ateş ettiğini de bilmiyorum. Bir ara darbeyi falan duydum ama aklımın ucundan darbe geçmiyordu. 'Herhalde teröristler birliğe sızdılar, komutanı vurmaya geldiler' diye düşündüm. 'PKK'nın yaptığı bir saldırı' diye düşündüm."

Demirci, ardından birinin "Mehmet Ali Çelik'i almaya gidiyoruz" dediğini aktararak, binaya girdiklerinde Çelik'i koridorda gördüklerini söyledi. Çelik'in üzerinde silah olduğunu, ellerini kaldırttıklarını kaydeden Demirci, "Onu teslim aldık. Elini kolunu bağlamadık. Ama yanına bıraktığımız arkadaşı, başından ayrılmaması için tembihledik." dedi.

- "Arkadaşlar yanlış yapıyorsunuz"

Sonraki dakikalarda Mihrali Atmaca'nın, kendisine "Muhammed, Albay Ümit Bak'ı vur emri var, onun yanına gideceğiz" dediğini belirten Demirci, şunları söyledi:

"Bunu duyunca teyit etmek istedim. 'Komutanım, kimsede silah yoksa, bana ateş etmiyorsa, kimseye ateş etmem' dedim. 'Zaten önce ayaklarının dibine, sonra uymuyorsa bacaklarına ateş ederiz', dedi. Üst katta, Ümit Bak'ın odasına doğru gittik. Karşımızda camekanlı bölme vardı. Orayı kontrol ettikten sonra çıkarken silah sesleri geldi. Mihrali Üsteğmen, 'Muhammed gel', dedi. Yerde biri (Nedim Şahin) vardı. Bulunduğum açıdan çok kan kaybettiğini görüyordum. 'Muhammed iki el ateş et', dedi. Ben, kaldım. O, baktığı açıdan ne kadar kan kaybettiğini görmüyordu. Ben öyle donunca İsmail (Çınar) başçavuş, bir el ateş etti."

Mihrali Atmaca ve bir arkadaşıyla birlikte "meskun mahal kursu" gördüğünü anlatan Demirci, bu eğitime göre bir kişiye yere düşene kadar ateş edileceğini, bu kişinin üzeri aranacağı zaman da olumsuz durum yaşanmaması için tekrar ateş edilebileceğini bildirdi.

Ümit Bak'ı dışarı çıkardıklarını, bu sırada Bak'ın "Arkadaşlar yanlış yapıyorsunuz" dediğini söyleyen Demirci, Atmaca'nın ise "Komutanım vururum" dediğini bildirdi.

Bak'ın, "Masanın üzerinde emir var. Beni bırakmayın, gidin bakın. Yanlış yapıyorsunuz" demeyi sürdürdüğünü kaydeden Demirci, dışarı çıkınca Bak'ın ellerini bağladıklarını ifade etti.

Telsizle, diğer askerlere "Çok karışık bir durum var. Kimin ne olduğu belli değil. Silahlı biri gelirse, uyarın. Gelmeye devam ederse, sağına soluna ateş edin. Hala geliyorsa ayaklarına ateş edin" dediğini anlatan Demirci, sırayla mevzileri dolaştığını, aynı şeyleri söylediğini belirtti.

Demirci, olaydan 16 gün sonra gözaltına alındığını ve tutuklandığını bildirerek, tutuklanana kadar kendilerini görenlerin, "Allah razı olsun. Birliği kurtardınız. Kahramansınız." diye takdir ettiğini anlattı.

"Zekai Paşa'nın bizi takdir ettiğini, Mihrali Üsteğmen söyledi" diyen Demirci, darbe girişimi olduğunu anlamadıklarını ifade etti.

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu, yakaladıklarında Albay Ümit Bak'ın üzerinden çıkan kağıtların içeriğini sordu. Soruya sanıklardan Mihrali Atmaca, "El yazısıyla yazılmış isim listesiydi" cevabını verdi.

- "Terör örgütü olduğunu son zamanlarda öğrendim"

FETÖ ile hiçbir irtibatının olmadığını savunan Demirci, "Böyle bir yapıdan haberim vardı ama terör örgütü olduğunu son zamanlarda öğrendim. Bir sürü cemaat olduğunu biliyordum. Bunların ayrı bir cemaat olduğunu, devletin içine sızdığını, terör faaliyeti olduğunu bilmiyordum." dedi.

Mahkeme Başkanı Ademoğlu'nun "Seni yapının içine çekmeye çalışan oldu mu?" sorusu üzerine Demirci, "Benim yaşam tarzına aykırı olduğunu çevremdekiler bilir. Bana aykırı bir grup. Yalnız lisede aramızda şöyle muhabbetler olurdu, üniversite sınavına girmeden önce dershane konusunda konuşunca 'Para vermeye ne gerek var, abiler varmış, oraya gidelim ders alalım.' diye espriler yapılırdı. Yakın çevremde bu yapıya mensup hiç kimse olmadı." diye konuştu.

Başkan Ademoğlu daha sonra sanığa "ÖKK'da sanki böyle bir yapı yokmuş gibi arkadaşlarınız söz etti ama dosyadan ve sizin anlattıklarınızdan böyle bir yapı olduğunu anlıyoruz. Nizamiyede dışarıdan girmeye çalışanlara ateş edenler var, bunlar da ÖKK'cı. Var mıydı etrafında böyle insanlar?" sorusunu yöneltti.

Demirci, "Olsa bile haberim yoktu. Ben de benzer bir şeyi size, avukatlara sormak istiyorum. Sizin de çevrenizde birçok arkadaşınız vardı ve örgüt üyesi suçlamasıyla içeri alındı. Sayın savcı da burada, kendisi 'Bunlar FETÖ'cü mü?' diye sordu mu?" dedi.

Bunun üzerine Başkan Ademoğlu, "Böyle söylersen sana ters döner. Yargı camiası bu işin çok daha öncesinde farkındaydı. TSK'da hiçbir şey yokmuş gibi davranıp birden bire çıkınca bu millet bu travmayı yaşadı." karşılığını verdi.

Bir başka soru üzerine Demirci, "Biz kanunsuz emir yapmadık. Tek uyguladığımız emir operasyona hazırlanmak, uçağa binmek. Kimseye 'ateş edin, darbe yapıyoruz' demediler ya da kanuni olmayan hiçbir şeyi bizden isteyen olmadı. Ortada kanunsuz emir yok." ifadelerini kullandı.

Duruşma, yarına bırakıldı.

FETÖ'nün darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesiyle ilgili davada, cuntacı general Semih Terzi'nin yanında Özel Kuvvetler Komutanlığına giden Astsubay Mehmet Bilge savunma yaptı.

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmanın ikinci gününde, sanıkların ifadelerinin alınmasına devam ediliyor.

Mehmet Bilge, savunmasında, Ömer Halisdemir'i bir kere gördüğünü, cesaretine diyecek bir sözünün olmadığını söyledi.

Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı'nın basına yansıyan bir açıklamasında Halisdemir ile 6-7 defa görüştüğünü belirttiğini aktaran Bilge, şunları kaydetti:

"Kafası içinde 1-2 gram beyni olan bir insan, bazı şeyleri sorgular. 'Bu adamlara emir verirsin babasını vurur, pencereden atlar' böyle bir şey yok, inanmayın. Ömer Halisdemir başçavuşumla 6-7 telefon görüşmesi yapılmış, rütbece ondan çok üstün olan birini vurma emri vermiş. Bu görüşmelerde, 'Bu adam haindir, kafasına sık' muhabbeti geçmiş. Ömer Başçavuşum, Semih Terzi'yi vurmuş. Hal böyleyken, biz burada panik pozisyonuna düşüyoruz. Halisdemir Başçavuşun pozisyonunun ne olduğunu bilmiyoruz ki. Halisdemir'in yanlış ya da doğru tarafta olup olmadığını bilmiyoruz ki."

Bilge, darbe günü Genelkurmay Başkanlığında bir toplantının olduğunu, MİT Müsteşarı'nın da buraya gittiğini ileri sürerek, "Ondan sonra her ne hikmetse bazı kuvvet komutanları, Zekai Paşa düğüne gidiyor. Genelkurmay Başkanı, 'karargahta tek başına çalıştığını' söylüyor, yalnız şöyle bir tezat var, Genelkurmay Başkanı çıkmadan kimse çıkamaz." iddiasında bulundu.

"Semih Paşa'nın vurulmasından sonra taraf değiştirdiğimiz iddiası var. Bu iddiayı destekleyecek bir kanıt var mı?" diye soran Bilge, şunları ifade etti:

"Bugün bana bu muamelenin yapılacağını bilseydim, o gün darbe yapmak isteyecek biri olurdum. Neden? Dışarıda rütbe alanlar, bir yerlere gelenler benim nazarımda emekliliği gelmiş, ekonomik kullanım ömrünü doldurmuş insanlardır. Kıymetli insanlar darbeci muamelesi görüyor, bizim emeğimizle, çabamızla yıldızına yıldız katanlar dışarıda kahraman. Bugünkü aklım olsaydı darbeci olarak yürürdüm. Ben uzman nişancıyım, uluslararası derecelerim var. Bir attığıma ikinciyi atmazdım. Şu anki aklım olsa yapardım. Darbe yapmak isteyen birisi olurdum. Şu an darbeyle mücadele edenler, darbeci muamelesi görüyor, evde oturan adamlar rütbe almış ne hikmetse."

- "Kalan arkadaşlar daha kalıplılardı"

Ankara'ya gelip, uçaktan indikten sonra helikopterle bir grubun Özel Kuvvetler Komutanlığına gittiğini anlatan Bilge, "Uçak çalışıyor ama eşyalarımız içeride. Israrla teknisyenler bizi helikopterlere yönlendiriyor 'sen kal, sen geç' diyerek. Kalan arkadaşlar bize göre daha kalıplılardı, çünkü uçağın içindeki malzemeler boşaltılacaktı. Yüzbaşı Ahmet Kemal Yılmaz, bana, 'Ben de eşyaları indirdikten sonra başka bir helikopterle gelecektim.' dedi. Hal böyleyken onlar darbeye direnen oluyor. O sırada her şey karma karışık." ifadelerini kullandı.

Darbe girişimi öncesi, Özel Kuvvetler Komutanlığındaki kurs kapanış töreninin teamüllere göre cuma günü yapılması gerekirken, perşembe gününe alındığını ileri süren Bilge, törenden sonra MİT Müsteşarı ile Genelkurmay Başkanının baş başa gece saatlerine kadar görüştüğünü duyduğunu iddia etti.

Binbaşı Fatih Şahin'le yaptığı telefon görüşmesinin, iddianamede "koordinasyon" olarak lanse edildiğini ileri süren Bilge, Şahin'in, Üsteğmen Mihrali Atmaca'ya ulaşamayınca kendisini defalarca aradığını kaydetti.

Bunu ilettiği Atmaca'nın kendisine, "Beklesin" yanıtını verdiğini ifade eden Bilge, "Fatih Şahin tekrar beni arayınca, 'başı yoğun herhalde, söyleyeceğiniz bir şey varsa ben ileteyim' dedim. 'İtidalli olun, kimsenin canını yakmayın' dedi. 'Komutanım dediklerinizden bir şey anlamıyorum' dedim. Bu sırada arkasından ağlamaklı bir kadın sesi geliyordu, kafasına silah dayandı sandım. 'İtidalli olun, sıralı komutanlarınızın da isteği bu yöndedir' dedi. Bu bana koordinasyon yaptım diye döndü." dedi.

- "Terzi'yi koltuğa otururken gördüm"

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu'nun, "Siz, Diyarbakır'da havalimanına gitmek için bindiğiniz otobüste, Boğaz Köprüsü'nün kapatıldığını duydunuz mu? Kendi aranızda bir şey konuştunuz mu?" sorusuna Bilge, "Evet duydum. 'IŞİD uçak kaçırmış, köprü kapatılmış, saldırı var' iddiaları vardı. Başbakanın, 'Küçük bir grubun kalkışması, bertaraf edeceğiz' gibi bir açıklaması vardı." yanıtını verdi. 

"Semih Terzi ile uçaktaydınız bir gariplik gördünüz mü? sorusu üzerine Bilge, "Terzi'yi sadece koltuğa otururken gördüm. En arkadaydım ben. Çantalarımız, mühimmatımız her şey istif haldeydi. 'Şarjör bas' dendiğinde zaten onla uğraştık." dedi.

Bilge, nizamiyeden giren sivil giyimli kişilerle ilgili farklı bilgelerin geldiğini, Mihrali Üsteğmenin talimatları doğrultusunda hareket ettiklerini söyledi.

"FETÖ/PDY ile bir bağınız var mı?" sorusu üzerine ise Bilge, örgüt üyeliğine dair hakkında bir tek kanıtın olmadığını savundu. Birtakım medyanın kendilerine "hain" demesini kabul etmediğini kaydeden Bilge, bu tür haberlere tepki gösterdi.

Özel Kuvvetler Komutanlığını (ÖKK) ele geçirmek isteyen cuntacı general Semih Terzi'yi vurarak, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir'i şehit eden darbecilerin yargılandığı davanın ikinci duruşması sanıkların savunmalarıyla devam ediyor. 

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya verilen öğle arasının ardından sanık Astsubay Hüseyin Oğuz savunma yaptı.  

Oğuz, Diyarbakır'dan alarm verilmesi üzerine tam teçhizatlı operasyona gider gibi hazırlanarak uçakla yola çıktıklarını, bu süreçte kimsenin neden Ankara'ya gidildiğini bilmediğini savundu.

Diyarbakır'da havaalanına giderken otobüste Başbakan Binali Yıldırım'ın darbe teşebbüsüne ilişkin açıklamalarını dinlediklerini, uçakta Ahmet Kemal Yılmaz Yüzbaşı'nın da kendilerine, "İnince bize üniformalı kişiler ateş edebilir, çatışmaya girilebilir." dediğini söyleyen Oğuz, "Başbakanın açıklaması duyup, köprülerdeki hareketliliği de öğrendikten sonra bir gariplik vardı, defalarca sorduk ama kimse bilmiyordu. Herkes kafasına göre yorum yapmaya başladı." diye konuştu. 

Oğuz, uçakla Etimesgut Hava Alay Komutanlığına indikten sonra hazır bekleyen helikoptere Semih Terzi ile binerek hemen harekete geçtiklerini, kimin hangi helikoptere bineceğine Ahmet Kemal Yılmaz Yüzbaşı'nın karar verdiğini anlattı.

Kendi birlikleri ÖKK'ya indiklerini gördüklerinde rahatladıklarını, Zekai Aksakallı ile Semih Terzi'nin bir toplantı yapacağını düşündüklerini söyleyen Oğuz, Halisdemir'in vurulma anını şöyle anlattı: 

"Semih Paşa ile indik, karargaha doğru yürümeye başladık, ben arkada kalmıştım. İki el namlu alevini gördüm, hemen kaldırım kenarına kendimi attım. Birkaç el daha silah sesi duydum ama ağaçlardan fazla bir şey görmedim. Semih Terzi'nin vurulduğunu gördüm. 16 yıldır bu birlikteyim, ÖKK'da böyle bir şey ilk defa yaşıyordum, 'Tugay Komutanıma suikast nasıl olur' diye düşündüm. Etrafında daha önce tanımadığım rütbeli insanlar vardı. Terzi'ye kelimeyi şehadet getirtiyorlardı, ağlayıp, sızlanıyorlardı. Sivil halde orada bulunan Ali Kapucu'nun gözünden yaş geliyordu.

Tabur Komutanı Fatih Şahin'in emriyle sıhhiyeci olmam nedeniyle müdahale ettim. Terzi çok rahat konuşuyordu, 'Arkadaşlar beni bırakın, kendi emniyetinize bakın' dedi. Daha emniyetli olsun diye karargaha taşıdılar. Çantamı topladım, arkalarından gittim. Göğüs bölgesindeki mermi deliğini kapattım, serum taktım, detaylı muayeneye geçtim. Sol göğüs altına iki mermi deliği daha gördüm, mermi giriş-çıkışı diye düşündüm, göğüs bandajıyla kapatacağım sırada yanındaki insanlar, Tabur Komutanı Şahin'e, 'vuran kimdi, vurana ne oldu, kaçtı mı?' dediler. Şahin, 'Ömer Halisdemir idi, öldürüldü, ben vurdum' dedi. O sırada elim ayağım boşaldı. Hatta göğüs bandajını açamadım. 'Ömer Halisdemir'in Semih Paşa ile ne husumeti olur?' diye düşünmeye başladım. Halisdemir ile 5 yıl birlikte çalıştım, bunları düşünürken, 'Sakin ol, panikleme' diye telkinde bulundular."

- "Robokop gibi burada durmayın"

Bu sırada Terzi'nin helikopterle hastaneye götürüleceğinin söylendiğini, bulunan bir çarşafla Terzi'nin helikoptere taşındığını, sıhhiye çantasını toplamak için odada kaldığını anlatan Oğuz, tabur komutanının emri üzerine helikoptere kendisinin de geçtiğini söyledi.

Oğuz, GATA'ya indiklerinde Terzi'nin acil servise götürüldüğünü, Fatih Şahin'in de ameliyathaneye girmeye çalıştığını belirterek, yanlarına gelen GATA Kurmay Başkanının, "Robokop gibi burada durmayın, burası hastane, siviller var, silahlarınızı bırakın." dediğini anlattı. 

Bu sırada Fatih Şahin ile GATA Kurmay Başkanı arasında zaman zaman silah bırakma konusunda tartışma yaşandığını ve gerginlik olduğunu anlatan Hüseyin Oğuz, Kurmay Başkanının kendilerine, "Silahlarınızı teslim edin, dışarıda yer yerinden oynuyor, sizi bu şekilde siviller görürse parçalar." dediğini aktardı.

Acil servis yanındaki otoparka geçtiklerini, bu sırada bir aracın bagajına silahlarını bıraktıklarını anlatan Oğuz, bunun üzerine Şahin'in, "Emrimden çıkıyor musunuz?" dediğini, GATA Kurmay Başkanının da "Çocuklara baskı mı yapıyorsun, burada emir veremezsin, sicille mi tehdit ediyorsun." şeklinde Şahin'e çıkıştığını söyledi.

Hüseyin Oğuz, bu sırada Diyarbakır'dan birlikte geldikleri Başçavuş Barış Batmaz'ın telefonla aradığını, "Biz helikoptere binmedik, özel hava alayda kaldık. Burada kontrolü sağlamaya çalışıyoruz, kendine dikkat et. Ahmet Kemal Yüzbaşı, Zekai Paşa ile görüştü, Semih Terzi hainmiş, bizi kandırmış." diyerek telefonu kapattığını belirtti. Oğuz, telefonda yaptığı konuşmayı Şahin'e çaktırmamaya çalıştığını, bu sırada Kurmay Başkanının Terzi'nin öldüğünü söylediğini, Ali Kapucu'nun gözyaşlarına boğulduğunu ifade etti.

- "Semih Terzi ile Tabur Komutanı Fatih Şahin hain, dedi. Dondum kaldım"

Ardından kendisini Ahmet Kemal Yılmaz Yüzbaşı'nın aradığını belirten Oğuz, Yılmaz ile aralarında geçen konuşmayı şöyle aktardı:

"Bana, 'Söyleyeceklerimi iyi dinle, Zekai Paşa ile görüştüm. Semih Terzi ile Tabur Komutanı Fatih Şahin hain' dedi. Dondum kaldım, 'Ne demek hain, neye göre söylüyorsunuz?' dedim. 'Olayın tam farkında değilsiniz, tabur komutanını vurun emrini veriyorum' dedi. 'Komutanım nasıl vurayım' dedim. 'Ben sana vurma emrini veriyorum' dedi. 'Hastane ortamındayım, siviller var, silahları bıraktık, tabur komutanı hala silahlı, benim bunu yapmam mümkün değil' dedim. O da 'Vurabiliyorsanız vurun, etkisiz hale getirin, onu da yapamıyorsanız onun bulunduğu yerden uzaklaşın, canınızı koruyun, kimseye güvenmeyin' dedi. 5-10 dakika algılayamadım, tabur komutanına sezdirmemeye çalıştım. 15 yıldır tanıdığım Halisdemir, Tugay Komutanını vuruyor, sonra bana sicil amirim ölüme gitme emri verecek komutanım için vur emri veriliyor. Hemen yanımdaki Hasan Aksoy'a anlattım. 'Hasan bir sen, bir ben varız, kimseye güvenmiyoruz, tabur komutanı hainmiş' dedim."

Bu konuşmaları Fatih Şahin'in duymamasına çalıştığını ve yanından ayrılmaya karar verdiklerini belirten Oğuz, GATA Destek Kıtaları Komutanı'nın odasına gittiklerini anlattı. Oğuz, bu sırada Ahmet Kemal Yılmaz'ı tekrar aradığını ve "Şahin'in yanından ayrıldık, vurmam veya etkisiz hale getirme gibi bir durumum yok, haberiniz olsun." dediğini, Yılmaz'ın da "Fırsat olursa değerlendir." yanıtını verdiğini kaydetti. 

Hüseyin Oğuz, "Bir ara Hasan Aksoy, Fatih Şahin için, 'Arkasından gidip kafasından vurup yatıralım.' Düşündüm ama 'Her taraf sivil dolu, suçu varsa adalete hesap versin, biz kendimizi koruyalım' dedim." şeklinde konuştu. 

Mahkeme Başkanı Ademoğlu'nun sorusu üzerine Oğuz, FETÖ üyesi olmadığını, emir komuta zinciri içinde hareket ettiklerini savundu. 

Başkan Ademoğlu'nun bir başka sorusuna karşılık Hüseyin Oğuz, TSK içindeki FETÖ mensuplarından haberdar olmadığını söyledi. 

Hüseyin Oğuz, Başkan Ademoğlu'nun, "Bunlar sizin birliğinize hiç mi sirayet etmemişler? Nasıl oluyor da hiçbiriniz kimseyi tanımıyorsunuz? Vatandaşa ateş açanlar da ÖKK mensubu idi ama siz tanımıyoruz diyorsunuz." şeklindeki sözleri üzerine, "Bilmiyorum, hiç karşılaşmadım." karşılığını verdi.

Oğuz, yaralanan Terzi'ye ilk müdahaleyi yaparken hain olduğunu bilmediğini de ileri sürdü.