Milli Savunma Bakanı Işık, İzmir'de

Milli Savunma Bakanı Işık, İzmir'de
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, halk oylamasına sunulan anayasa değişikliğine ilişkin, "Bu sistemin aslında bizim için en önemli gerekçesi, bir gövdede oluşan iki başlılığı ortadan kaldırmak." dedi.

AK Parti İzmir İl Başkanlığını ziyaret eden Bakan Işık, Türkiye milli savunma sanayini geliştirirken, İzmir'in de buradan ciddi pay almasını arzuladıklarını belirtti.

Bakan Işık, savunma sanayinin bir ülkenin en önemli ihtiyaçlarından biri olduğunu vurgulayarak, "Eğer böyle bir coğrafyada yaşıyorsanız, çok güçlü bir demokrasiniz, ekonominiz, ordunuz olmalı. Başka türlü bu bölgenin tehditlerinden, sınamalarından emin olamazsınız." diye konuştu.

2002 yılında savunma sanayinde yüzde 76 oranında dışa bağımlılık ve yerli üretimin de kalitesinin düşük olduğunu anlatan Bakan Işık, şu anda yerlilik oranını yüzde 60'ın üzerine çıkardıklarını, kalitenin de çok yükseldiğini aktardı.

Bakan Işık, geçen ay milli piyade tüfeğinin teslim edilmeye başladığını anımsatarak, Türkiye'nin kendi topunu, seri atış yapan silah sistemlerini, gemilerini ürettiğini ve kendi denizaltısını yapma noktasına geldiğini bildirdi.

Gıpta ile bakılan pek çok silahın üretilir hale geldiğini kaydeden Işık, "Kendi İHA'mızı, helikopterimizi, uydumuzu... Kendi tankımızın yakında seri üretimini başlatacağız. Füzelerimizi kendimiz yapma noktasına geldik. Hava savunma sistemleriyle ilgil çalışmalara başladık. Kendi muharip uçağımızın projesini başlatmış durumdayız. Her alanda Türkiye iddia sahibi ülke haline geldi." diye konuştu.

- "Hep engelli koştuk"

Türkiye'nin büyük başarılara imza atmasında AK Parti'nin kurulduğu ilk günden itibaren verdiği mücadelenin önemini vurgulayan Işık, "Demokrasi konusunda maalesef düz koşu yapmadık, hep engelli koştuk. Her noktada önümüze engel çıktı. Birini aştık bir başka engel çıktı. Düşünün rakiplerimiz düz koşu yaparken biz engelli koşmak zorunda kaldık. Ama bunlardan yılmadık. Engel konuldukça döndük milletimize 'önümüzde bu engel var, verin destek aşalım.' Milletimiz de desteğini esirgemedi." ifadelerini kullandı.

AK Parti kurulduğunda, seçime gidecekken genel başkanına yasak geldiğini hatırlatan Bakan Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Önümüzde halk oylaması var. Türkiye bu halk oylamasına nasıl geldi? Türkiye'nin ağır aksak işleyen parlamenter sistemi vardı. Cumhurbaşkanını meclis seçiyordu. 2007 yılına kadar. İcat çıkarıp da, saçma sapan yorum yapıp, onu da Anayasa Mahkemesine 'bu geçmezse büyük kaos olur' diye tehdit ederseniz, Türkiye'nin parlamenter sistemini tıkayan siz olursunuz. Bugün bu sistemi tıkayan CHP'dir. Sabih Kanadoğlu 367 saçmalığını ortaya attı, fiilen Meclis cumhurbaşkanı seçemez hale geldi. Geriye bir alternatif kalır, cumhurbaşkanını halkın doğrudan seçmesi. Bununla ilgili referandumda halk yüzde 70 'evet' oyu verdi. Bugün 'bu tartışmalardan rahatsızım' diyen CHP bu tartışmaların müsebbibidir. Biz AK Parti olarak başkanlık sistemini baştan beri savunuyoruz. 2007'de referanduma götüren süreç CHP'nin demokrasiyi zorlaması sürecidir. 'Cumhurbaşkanının bir AK Parti'li olması demokrasinin gereği' diyemedi. Deseydi belki Türkiye bu tartışmaları daha sağlıklı bir zeminde yapıyor olacaktı. Cumhurbaşkanını halkın sandıkta seçmesiyle birlikte Türkiye fiilen başkanlık sistemine geçmiş oldu. Halk sandıkta seçerse hele hele iki dönem seçilme imkanı varsa, bu cumhurbaşkanın 'halk beni seçti, ben etliye sütlüye karışmam, hükümet ne yaparsa yapsın beni ilgilendirmez gibi bir anlayışı olur mu? Halk, yetki verdiğinde hesap sorar." 

Bakan Işık, cumhurbaşkanını halk seçtikten sonra oluşan tabloda bir tarafta halkın yüzde 50'den fazla oyuyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı, diğer tarafta da parlamenter sistemde güçlü bir başbakanın yer aldığını kaydederek,  konuşmasına şöyle devam etti:

"Bir gövde, bir ülke, iki baş. Hangi gövdede iki baş olur? İki başın yürümesi mümkün mü? Mümkün olmadığı görüldü. 2014'te halk cumhurbaşkanını seçti, 7 Haziran seçim sonuçlarını düşünün. Farz edin 7 Haziran'dan sonra CHP, MHP, HDP koalisyonu kuruldu. Bir tarafta halkın yüzde 52 oyu ile seçilmiş cumhurbaşkanı, halka karşı sorumlu cumhurbaşkanı, diğer tarafta halkın yüzde 56 desteği ile seçilmiş bir hükümet. Anlaşamadıkları zaman kimin dediği olacak? Bu sürdürülebilir bir şey değil. 1 Kasım'da milletimiz bunu gördüğü için tekrar AK Partiye önemli bir güç verdi, tek başına iktidar oldu." 

-"Rejim tartışması cumhuriyeti küçümsemektir"

"Bu sistemin aslında bizim için en önemli gerekçesi, bir gövdede oluşan iki başlılığı ortadan kaldırmak" diyen Bakan Işık, hükümetin Mecliste güvenoyu ile değil, sandıkta halk tarafından belirlenmesini sağlamayı istediklerini vurguladı.

Bakan Işık, halkın hükümeti doğrudan sandıkta seçmesine itiraz edenleri anlamalarının mümkün olmadığına işaret ederek, rejim tartışmalarına ilişkin şu görüşlerini aktardı:

"Türkiye'nin rejim sorunu yoktur. 1923 yılında kurulmuştur ve rejim tartışması bitmiştir. Türkiye devleti bir cumhuriyettir. Var mı itirazı olan? Yok. Başkenti Ankara'dır, bayrağı ay yıldızlı Türk bayrağıdır, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir, var mı itirazı olan? Rejim tartışması nereden çıkıyor? Rejim tartışması CHP'nin, mantıklı olarak neden 'hayır' dediğini ifade edemediği için çekmeye çalıştığı yer. Rejim tartışması cumhuriyeti zayıf görmek, küçümsemektir. Bu halk cumhuriyetine bağlı değil mi de ikide bir rejim tartışması içine çekiyorsunuz siyaseti. Değiştirdiğimiz hükümet etme şekli. 'Efendim Recep Tayyip Erdoğan bunu kendisi için istiyor', 'efendim otoriterleşiyor' falan... Eğer Sayın Cumhurbaşkanımız kendi için bir şey istemiş olsa isteyeceği bir tek şey var, sakın ha bu 1982 Anayasasının noktasına, virgülüne dokunmayın... Niye, bu anayasa Kenan Evren'e göre hazırlanmıştı, cumhurbaşkanının yetkileri çok fazla ama vatana ihanet dışında hiç bir suçluluğu yok. Kendisi için isteyen insan yetkinin bir kısmını hükümetle paylaşıp, sorumluluğu üzerine alıp kendini daraltmak ister mi? 1982 Anayasası 'nasılsa cumhurbaşkanı bizim istediğimiz insan olur' denilerek yetkisini çok fazla tutmuş. Buna mukabil hiç sorumluluk yok. Bu Türkiye'nin ayağına bağdır. 2001 krizine Türkiye'nin nasıl girdiğini unuttuk mu? Onun için Sayın Cumhurbaşkanı bunu kendi şahsına istiyor eleştirileri haksız ve yersizdir. Yeni sistemde cumhurbaşkanının yetkisi var ama bir kısmını meclisle paylaşmak durumunda. Sorumluluk sonuna kadar var. Böyle sunulması büyük bir haksızlıktır. Neden bunu yapmaya çalışıyorlar, cumhurbaşkanlığı yönetim sistemini başka bağlama çekmek için."

Türkiye'nin 1923'ten bu yana edindiği tecrübelere değinen Işık, bu tecrübeler ışığında aksayan yönlerin giderilmesinin herkesin görevi olduğunu anlattı. 

Bakan Işık, temsilde adalet ve yönetimde istikrarının önemine dikkati çekerek, temsilde adaletin herkesin büyük ölçüde yer aldığı bir parlamento olduğunu, yönetimde istikrar sağlanamazsa da dış güçlere gün doğacağını belirtti.

Bu iki kavramın birlikte yürümesi gerektiğini bildiren Bakan Işık, sözlerini şöyle tamamladı:

"Yeni sistem temsilde adaleti sağlayacak. Yüzde 10 gibi bir baraj Türkiye için artık gereksiz hale gelecek. Daha fazla parti mecliste temsil edilecek, hem de hükümet başkanı doğrudan halk tarafından seçileceği için yönetimde istikrar sorunu olmayacak. Türkiye için bana göre en uygun model budur. Soru çok basit, kardeşim seni yönetecek kişiyi sandıkta doğrudan sen mi seçmek istiyorsun, yoka mecliste milletvekilleri kendi aralarında mı seçsin? Fırıldakları, seçildikten sonra parti değiştiren milletvekillerini unutmadık. Bu sistemde bir uzlaşma ihtiyacı varsa partiler seçimden önce deklare edecek. Çünkü oyu halk verecek. CHP diyecek ki 'ben HDP ile koalisyon yapacağım, o zaman İzmirli seçmen bakacak diyecek ki HDP ile koalisyon bu memlekete fayda vermez. Veya başka parti şununla koalisyon yapmak istiyorum dediği zaman herkes ölçecek, biçecek oyunu ona göre verecek. Türk siyasi hayatı bununla ilgili çok fazla acı tecrübeyle dolu. Bu işin halkın gözü önünde açık olması daha doğru."

Bakan Işık, daha sonra savunma sanayi araçları üreten Katmerciler'i ziyaret etti, üretilen araçları inceledi.