“Urumqi, Beijing ve Shanghai gibi adından sıkça söz ettirecek”

“Urumqi, Beijing ve Shanghai gibi adından sıkça söz ettirecek”

Dünyanın birçok ülkesinden olduğu gibi Türkiye'den de çok sayıda gazeteci Çin'i ziyaret etmeye ve izlenimlerini okuyucularıyla paylaşmaya devam ediyor. Hürriyet gazetesinden Mert Civeleker de yaklaşık 10 gün boyunca Çin'in farklı bölgelerinde bulundu.

Gazeteci Mert Civeleker, CRITÜRK Türkiye'de Tuğçe Akkaş'ın sunduğu Manşet programına katıldı.

Çin ziyaretinin kendisi için oldukça ufuk açıcı geçtiğini belirten Civeleker, "Açıkçası tadı damağında kaldı diyebilirim." ifadesini kullandı.

Daha önce Türkiye'nin batısındaki ülkelere gittiğini ve ilk kez doğuda yer alan bir ülkeyi ziyaret ettiğini kaydeden Mert Civelekker, "Çin ziyaretinde Büyükelçi Emin Önen ile görüşme fırsatı bulduk. Kendisi bize 'Uzak doğu diye bir kavram var ama uzak batı diye bir kavram yok. Çin bize göründüğü kadar uzak değil' demişti. Aslına bakarsanız hislerimin tam karşılığı bu cümlelerdi. Biz hep Çin'i kendi içine kapalı ülke olarak gördük, oysa Çin binlerce yıldır medeniyetini sürdüren ve dünyanın büyük güçlerinden biri. Bunun sadece ekonomik olarak değil sosyal ve kültürel bakımdan da böyle olduğunu net biçimde gördüm." dedi.

Hürriyet gazetesinde Çin ziyaretini "Üç ayrı kent üç farklı Çin" başlığı ile kaleme alan Mert Civeleker, "Ülke, ziyaretçilerine her şehirde farklı bir yüzünü sunuyor. Shanghai'ın yanı başındaki Nantong, dünyanın en genç sanayi kenti. Kartpostallardaki Çin'i görmek için Suzhou'ya gitmek gerek. Beijing ise şehirleşmeyi ve tarihi bir arada gördüğüm yüksek güvenlikli bir başkent." diye konuştu.

Gazeteci Mert Civeleker, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'ne yaptığı ziyaret için ise "Xinjiang, biraz daha fazla merak ettiğim bölge idi. Açıkçası tahminimin, beklentimin, hayalimin üstünde olan bir yer. Şöyle ki, Urumqi'ye gittiğimizde Urumqi'nin yapılaşmasından mimarisinden kendimi alamadım. Çünkü beklediğim şehirden çok farklı bir şehir ile karşılaştım. Çok gelişmiş bir şehir gördüm. Gerçek bir dünya şehrini andırıyordu. Hatta orda bulunan Çinli arkadaşlara 'siz dünyaya hep Beijing ve Shanghai üzerinden mesaj veriyorsunuz ama Urumqi çok kısa zaman sonra tıpkı Beijing ile Shanghai gibi adından sıkça söz ettirecek' dedim. Urumqi'nin ardından Hami'ye gittik, bu iki noktayı biraz ayırmak isterim, ikisi de yaklaşık 50'nin üzerinde etnik grubu barındırıyor. Urumqi'de Xinjiang Folk Müzik Orkestrası'nın konserini izleme şansı bulduk. Orada şunu hissettim, pek çok farklı etnik gruptan ve bölgeden müzisyenlerin bir araya geldiği hatta farklı etnik gruplara ait enstrümanların bir araya gelmesiyle oluşturulan bir orkestraydı. Açıkçası hem sosyolojik olarak hem de siyasi olarak bir orkestranın bir araya geldiğinde ne kadar güzel bir müzik ortaya çıkaracağını anlattı, bitmesini istemedik. Dans topluluğunu da izleme şansımız olduk. Bu iki kültürel etkinlik, farklı etnik grupların bir arada olduğunda nasıl bir arada ortak ses olduğunda bir ahenk oluşturacağını göstermiş oldu. Xinjiang İslamiyet Enstitüsü'nü gezdik orada farklı etnik gruplardan Müslüman gençlerin nasıl din eğitimi aldığını gördük. Ardından yanındaki camiyi gezme şansımız oldu, mimarisine hayran kaldık. Bir otomobil fabrikasını gezdik. Xinjiang Sosyal Bilimler Akademisi'nde sosyoloji, ekonomik, hukuk, tarih gibi alanlarda uzmanlaşmış hocalarla Xinjiang'ı ve Çin'i tartışma fırsatı bulduk. Bu detaydan tüme vardığımızda gördüm ki, Urumqi her alanda gelişmiş olduğunu bize yaklaşık 1,5 günde göstermiş oldu. Hami'den söz edecek olursak, orada da kültür sanat ön plandaydı ancak farklı bir alan eklersek tarım çalışmaları bizi çok etkiledi. Hami, Türkiye'nin de tarım alanında örnek alması gereken bir bölge. Xinjiang'da farklı etnik grupların, farklı kültürlerin nasıl bir arada yaşadıklarına, nasıl bir arada üretim yaptıklarına hem kültür-sanat hem teknoloji hem de tarım alanında nasıl bir faaliyet yürüttüklerine şahit oldum. Orada kurduğum dostluklar hâlihazırda devam ediyor, umarım da ömürlük olur." dedi.