Ünal Atabay, Barış Pınarı Harekâtı'nı değerlendirdi

Ünal Atabay, Barış Pınarı Harekâtı'nı değerlendirdi

21.YY Türkiye Enstitüsü Terörizm ve Terörizmle Mücadele Araştırmaları Merkezi Başkanı Ünal Atabay, CRI Türk Türkiye'de Tuğçe Akkaş'ın hazırlayıp sunduğu Manşet programına konuk oldu.

Barış Pınarı Harekâtı'nı değerlendiren Atabay, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), bu tür harekâtlarda son derece tecrübeli bir ordu olduğunu belirterek bu tecrübenin sahaya yansıdığını ifade etti.

Ünal Atabay'ın açıklamalarından satır başları;

-Görüşmelerden önce basına bir mektup sızdı, tabii bu küstahça mektuba Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hepimiz şiddetle karşı çıkıyoruz. Görüşmelere, mektubun gölgesinde başladı. Dolayısıyla görüşmelere bu anlamda da bakmak lazım mutlaka etkileyecektir. Muhtemelen bu görüşmelerde cumhurbaşkanımız ve ilgili heyetler de kendilerine mektuptaki ifadeleri aktarmışlardır.

-Türkiye, bu harekâtla ilgili uzun zamandır diplomatik tüm yolları denedi fakat harekât başladıktan sonra harekât öncesi yürütülen diplomasiden daha fazla bir diplomatik trafiğin olduğunu görüyoruz.  Gerek Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından gerekse Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tarafından yani dünyanın pek çok ülkesi Arap Ligi de dâhil olmak üzere birçok diplomatik baskının gündeme geldiğini gözlemliyoruz. Tabii bu harekât öncesinde 1,5-2 yıldır neredeyse tüm dünyaya burada bir harekâtın yapılması gerektiği anlatıldı, tüm diplomatik kanallar zorlandı ama son çare olarak diplomasinin tıkandığı noktada harekât sahaya yansıtıldı.

-Bu heyetler arası görüşme de harekât sonrası diplomasinin devamı.

-Mektubun içeriğinde üç nokta var. Biri ateşkes. Tarafların müzakereye başlaması söz konusu yani bir ara buluculuktan bahsediliyor. Bu mektubun içeriğindeki konular gündeme getirilmiş olabilir. Ateşkes, Türkiye'nin bunu kabul etme ihtimali hiç olmayan bir teklif bu. Ateşkes,  iki ülke veya ülkelere arasından devletler arasında olması gerekir karşımızda ama burada bir terör örgütünden bahsediyoruz.

-Türkiye Cumhuriyeti'nin böyle bir terör örgütü ile ateşkes -tek taraflı veya çift taraflı- ilan etmesi beklenemezdi. Ateşkes sonrası bir müzakere yani yeniden bir mutabakat gündeme gelmiş olabilir. Şu an sahada bulunan Suriye, Rusya, ABD ve Türkiye var. Bunların pozisyonlarını korumasını ve diplomatik olarak yeniden bir mutabakat müzakere konusunu gündeme getirmiş olmayı teklif edebilirler. Ancak biliyorsunuz en yetkili kişiden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ifade etti yani harekâtın sınırlarını belirledi ve 'Harekât kararlılıkla devam edecek.' dedi. Tabii ki, buradan bir karar çıkmaz çünkü 22 Ekim'de Soçi'de Putin ile bir görüşme var, daha sonra 13 Kasım'da ABD'de Trump ile görüşme olacak. Muhtemelen ABD'deki görüşmenin ardından bir karar çıkacaktır, sonuç burada şekillenecektir, diye düşünüyorum.

-Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), bu tür harekâtlarda son derece tecrübeli bir ordu. Bu tecrübesini sahaya yansıttığını görüyoruz. Hem meskun mahal muharebelerinde hem de terörle mücadelede aşağı yukarı 40 yıldır bu mücadelenin içerisinde dolayısıyla bu yönde birikimi ve deneyimi olan bir ordu, sahaya baktığımız zaman bunun etkili şekilde yansıdığını görüyoruz. Harekât planlandığı gibi gidiyor. Saha kendisine düşen görevi yapıyor.

-Ayın 30'unda Cenevre'de Anayasa Komisyonu toplantısı var. Bu çok önemli bir tarih. Bu toplantı öncesi 150 kişilik bir komisyon belirlendi. Bu komisyon içerisinde rejimin, muhalefetin ve sivil toplum örgütlerinden Birleşmiş Milletler'in (BM) belirledikleri var. Önümüze şöyle bir tablo çıkıyor; ayın 30'undan öncesi ile ayın 30'undan itibaren farklı bir hukuki statü doğuyor yani BM nezdinde üç parçalı bir Suriye'den bahsediyoruz. Bunu da rejim kabul etmiş oluyor. Muhalefeti, sivil toplum örgütlerini ve kendisini. Uluslararası hukuk statüsünden baktığımızda Cenevre toplantısı BM nezdinde üç ayrı muhatabı kabul etmiş oluyor. Biz daha önceki tarihlerde bundan üç ay, beş ay önce 'evet rejimle görüşülebilir, temas edilebilir' bu başka bir konu ama geldiğimiz noktada 'görüşeceğim' denilse dahi önümüze bazı hukuki şartlar çıkmış olacak. Türkiye Cumhuriyeti de muhtemelen yeni sahadaki gelişmeye göre Rusya aracılığı ile de olsa rejimle görüşmeler devam edecektir.