Türk uzmanlar ticaret savaşını yorumluyor - 1

Türk uzmanlar ticaret savaşını yorumluyor - 1

Editörün notu: Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın Çin'e karşı başlattığı ticaret sürtüşmeleri Washington ve Beijing arasında kazananı olmayan bir güç mücadelesi olarak devam ediyor. ABD, Çin'de yapılan son toplantının ardından duyurduğu son gümrük tarifelerini ertelese de taraflar arasındaki gerilim kısa vadede son bulmayacak.

Mart 2018'den bu yana devam eden ticaret sürtüşmelerinin geldiği noktayı Birleşmiş Milletler'de sistem yapılandırmaları konusunda proje danışmanlığı yapan diplomat ve risk yönetimi uzmanı Hüseyin Çiloğlu ile konuştuk. Okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz:

CRI Türk Türkiye: Amerika, Çin'e karşı ticaret savaşına neden başladı ve gelinen noktada beklentilerini karşılayabildi mi? Ticaret savaşları Amerika'ya nasıl yansıdı?

Hüseyin Çiloğlu: Bu soruya net bir cevap verebilmemiz için geçen yıl ABD tarafından yayınlanan Ulusal Savunma Stratejisi belgesine göz atmalıyız. Bu belge küresel hegemon ABD'nin öncelikli tehdit olarak neden terörizmi ve kimi diğer başat sorunları değil de; teknoloji ve üretim alanları başta olmak üzere, Çin'i tehdit sıralamasında en yukarıya yerleştirdiğinin ipuçlarını veriyor.

Global düzlemde son 70 yıla damgasını vuran süper güç, bugüne değin diplomasiden savunmaya, teknolojiden bilimsel araştırmalara kadar tartışmasız üstünlüğünü esas olarak ekonomisine ve finans gücüne, dolayısıyla doların rezerv para birimi olarak dünya ticaretinin bel kemiği olmasına borçluydu. New York Times gazetesinin de doğru biçimde analiz ettiği üzere; 'Çin, mali ve jeopolitik bağları yeniden biçimlendirecek, geniş kapsamlı küresel bir ticaret, yatırım ve altyapı ağı geliştirmektedir.' ABD, Güney Çin Denizi, Kuzey Kore, Hindistan-Pakistan çekişmesi ve son olarak İran Hürmüz Boğazı gerginliği başta olmak üzere, Orta Doğu üzerindeki hamleleriyle, Çin'in yıllar yılı istikrarlı biçimde gelişen ticari ve teknolojik etki alanlarını, dolayısıyla Kuşak ve Yol Girişimini, hedef tahtasına koymuştur. Kendi hâkimiyetine meydan okuyan ve ABD'nin Küresel hırslarını sınırlandıran bütün etkenler, Savunma Strateji belgesinde de belirtildiği üzere, ABD açısından 'büyük tehdit' algılamasının bir parçasıdır.

ABD, Çin'i, özellikle Kuşak ve Yol vizyonu üzerinden, 'stratejik yağmacılık' yapmakla suçlamaktadır. Hâlbuki Çin, ABD'nin aksine, sadece kendi ticaret ağının geleceği için değil, o ülkelerin de kalkınmasına yardımcı olacak önemli altyapı projelerini finanse etmektedir. Bunlar arasında yüzlerce baraj ve köprü, sayısı kırkı geçen petrol ve doğalgaz hattı, kimi ülkelerin elektrik ihtiyaçlarının yarısını karşılayan hidroelektrik santralleri, kara ve demiryolu projeleri ile limanlar yer almaktadır. Bunun yanında ABD ise; uluslararası yasa ve hukuku göz ardı ederek, geri plândan yürüttüğü vekâlet savaşları ile özellikle Orta Doğu coğrafyasında, onlarca yılda oluşmuş altyapı, üstyapı ve değerleri kısa bir süreçte yok etmek suretiyle, dünyadaki göç problemine katkı sunmaktadır. Bununla da yetinmeyerek, kurulmasında başrolü oynadığı küresel ticaret sistemini; kendi ticaret dengesi açısından Çin'in avantajlı konumda olmasını bahane ederek, gümrük tarifelerini yükseltmek suretiyle temellerinden dinamitliyor. Bu tavır, kaçınılmaz olarak gelmesi beklenen küresel bir durgunluğu hem hızlandıran, hem de derinleştiren bir sarmala dönüşmüş durumda. Bu bağlamda ABD artık yeniden kurulacak küresel sistemde, inşa edici bir güç olarak yer alamayacaktır. Tüm bu yaşananların etkisiyle, küresel hegemona karşı, diğer ulusların güven bunalımı, para birimi dolar da dâhil olmak üzere, önümüzdeki süreçte geri dönüşü olmayan bir yola girecektir. Mevcut durum, enflasyonist baskıyı tetikleyerek, orta ve uzun vadede, ABD'li çiftçilerin, üreticilerin ve nihai olarak da tüketicilerin yaşamlarında ciddi sorunlara yol açacaktır. 

CRI Türk Türkiye: ABD son olarak Çin'e uyguladığı yaptırımların devreye gireceği tarihi erteledi. Bunların içinde Huawei'ye dönük yaptırımlar da dikkat çekiyor. Sizce neden Amerika bu erteleme kararını aldı?

Hüseyin Çiloğlu: Sovyetlerin yıkılması ve eş zamanlı olarak Japonya'nın deflasyonist bir sarmala girişi, 'Tarihin Sonu' tezlerini güçlendirmiş ve süper güç ABD'nin mutlak üstünlüğünün kabul edildiği bir dönemi beraberinde getirmiştir. Bu algının oluşmasında şüphesiz Silikon Vadisi ve o dönem yeni gelişen, (kimilerine göre en az elektriğin icadı kadar insanlık açısından önemli bir buluş olduğu vurgulanan) internetin ve elektronik ticaretin ABD'de doğmasının rolü yadsınamaz bir gerçek. Rakipsiz oluşunun güvencesi ve tartışmasız üstünlüğün getirdiği kibir ile ABD, artık bundan böyle yasalara ve normlara uymak zorunda olmadığına karar vermiştir. İşte bizce esas anlamıyla ABD'nin Çin'in ufuktaki parlayışını fark edememiş olmasının nedeni budur, Çin'de kendine özgü yenileşim çağını ortaya çıkarabileceği, Batılı uzmanlarca tahmin edilememiştir.

2018 Aralık ayında Huawei Mali İşler Genel Müdürü'nün gözaltına alınması, bu durumu çaresiz biçimde durdurmaya çalışanların başvurduğu kaba ve hukuksuz bir yöntem olarak hafızalarda yer alacaktır. Nobel ödüllü ekonomistler başta olmak üzere, kamuoyunun önemli bir bölümü, bu vakayı şaşkınlık ile karşıladıklarını dile getirmiş, Bloomberg ise olaya ilişkin, 'Teknolojik Soğuk Savaş'ın başladığı' vurgusunu öne çıkarmıştır. Bu vaka ile ABD ilk defa bir şirketi değil de, direkt onun yöneticisini hedef tahtasına oturtmakta ve oyunun kurallarını hiçe saydığını açıkça ilan etmektedir. Buna karşın Çin'in sakin, uzlaşmacı fakat egemenlik haklarından taviz vermeyen kararlı adımları, uzun dönemli bir vizyonun yapıtaşlarını içinde barındırıyor olması açısından dikkatle izlenmesi gereken adımlardır. Bunlardan Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping'in nadir toprak elementleri alanında üstün konumuyla bilinen Çinli maden devi JL Mag Rare-Earth'e yaptığı eş zamanlı ziyaret, bu savaşın olası boyutlarını ABD ve Batılı teknoloji devlerine hatırlatan önemli bir anı olmuştur. Huawei'ye karşı geliştirilen bu hasmane tutumun bir diğer nedeni, şirketin 5G iletişim sistemi konusunda rakipsiz üstünlüğüdür. Diğer bir neden ise, Huawei iletişim sisteminin, ABD haber alma servislerinin gözetlemesine imkân vermeyen dünyadaki tek teknoloji firması olmasıdır.

Bunların yanında, Trump yönetimi yaptırım silahını, oldukça muhtemeldir ki 2020 seçimleri öncesi, hem içerideki seçmenlere bir mesaj, hem de Çin'e karşı dezavantajlı olduğu ticari durumuna karşın bir pazarlık kozu olarak kullanmak niyetindedir. Bu durum dile getirdiğimiz üzere, ABD'ninki başta olmak üzere, küresel ticaret dengelerini yıpratan, böylelikle ekonomik durgunluk senaryolarını güçlendiren bir fasid daire halini almış gözüküyor.  

CRI Türk Türkiye: Ticaret savaşı ve Hong Kong ya da Taiwan Adası'nda yaşanan sorunlar birbiriyle ilintili mi?

Hüseyin Çiloğlu: Tüm bu olaylar birbiriyle girift bir bağlantı içerisinde ve hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkileşimleri mevcut. ABD ve onun sözde 'demokrasi güçleri', kendi çıkarlarını kabul ettiremedikleri düzlemlerde, kendi internet devlerinin veri madenciliği üstünlüğüne başvurarak, bu tarz sokak olaylarını kaşımayı ve böylece çıkarları açısından üstünlük elde etmeyi umdukları ulusları hizaya getirmeye çalışmaktadır. Bunu geçmişte pek çok örnek ile başarmış olan ABD'nin bu taktiğinin, kimi çalkantılara yol açmasına rağmen, Çin üzerinde istediği başarıyı getirmesi, şimdilik zor gözüküyor.

CRI Türk Türkiye: Süreç uzadıkça bu tarafların iradelerinin ve siyasi sistemlerinin sınandığı bir nokta haline geldi. Sizce ticaret savaşları nasıl noktalanır?

Hüseyin Çiloğlu: Son küresel ekonomik kriz sonrası dünyanın belli başlı merkez bankaları, piyasalar başta olmak üzere, hükümetlerin de desteğini arkalarına alarak geçen on yıl zarfında para tabanını genişleterek 20 trilyon dolar basmıştır. Bu para, borca dayalı para sistemi ve diğer finans mühendisliği oyunları ile yüzlerce trilyon dolar olarak küresel piyasalarda çevrilmiş ve son olarak Alman Deutsche Bank örneğinde gördüğümüz üzere küresel finans sistemini yutabilecek canavarlara dönüşmüştür.

Genişlemeci para politikalarının bir diğer yansıması; krizden (2008-2010) şirketlerin eskisinden daha kârlı çıkması, yatırımların canlanması, istihdamın artışı gibi oldukça olumlu etkilerinin olmasıdır. Böylece, küresel ticarette işlerin yolunda olduğu algısı yaratılarak, güven bunalımının aşıldığı kitlelere kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Halbuki kredi ve borç genişlemesine dayanan bu sahte 'refah oyunu', gelecek nesillerin bakiyesinden yiyen, para otoritelerinin zevahiri belirli bir süre kurtardıkları algı oyununa dönüşmüştür. Şimdi ise, özellikle Batılı ülkelerde negatif tahvil faizleri ile FED'in planladığı takvimin dışına çıkarak, normalleşme adımlarına son vermesi ile öngörülemez bir noktaya evrilmiş ve güven bunalımını yeniden derinleştirmiştir. Hiç şüphesiz ki bunda Trump'ın küresel belirsizliği besleyen, gümrük tarifelerini yükselten kararları önemli oranda etkili olmuştur.

Trump'ın bir ileri iki geri adım atarak başta Çin ve İran gibi ülkeleri hizaya getirmeye dayanan stratejisi, önümüzdeki süreçte dönülmez akşamın ufkuna girildiğinin habercisi olabilir. Bu da hisse senedi piyasaları başta olmak üzere, borsalarda ciddi çalkantılar şeklinde kendisini gösterebilir. Belirsizliğin ve öngörülemezliğin arttığı bir ortamda güven bunalımı kaçınılmaz olarak salgın halini alır. Güven bunalımının derinleşmesi bu hız ile devam ederse, emlak piyasası, vadeliler ve hükümet tahvillerine kadar sıçrayan küresel ölçekli bir alev ortaya çıkma ihtimali yüksek. Bunun kıvılcımları geçen yaz dünya borsalarında gözlemlenmiştir. Sıçrayacak bu alevler ile son çare olan hükümet tahvillerine güven darbe yer ise, ticaret sistemi büsbütün çöküş yaşayabilir. O zaman Güney Kıbrıs, Yunanistan ve daha da vahimi Arjantin ve Venezuela'da gördüğümüz manzaralar dünya geneline sıçrar. Böyle bir küresel durgunluktan çıkış, daha önceki krizlerden daha uzun bir süreçte olabilir. Çünkü global ölçekli riskler, oynanan oyunların büyüklüğüne bağlı olarak, son küresel ekonomik krizden bu yana çok daha büyük ve geniş ölçektedir. Dolayısıyla, işsizlik, büyümede düşüşler -hatta eksili büyüme oranları-, şirket bilançoları ve ülkelerin içine gireceği durum açısından, etki sahası daha geniş, uzun süreli ve karmaşık bir dönem insanlığı bekliyor diyebiliriz. 

Haber: Gökhun Göçmen