Türk akademisyenlerden Xinjiang değerlendirmesi

Türk akademisyenlerden Xinjiang değerlendirmesi

Çin Devlet Konseyi Xinjiang Uygur Bölgesi'ne dair yayımladığı Beyaz Kitap ile terör ve radikalizm ile mücadelede gelinen noktayı kamuoyuna sundu. Altı bölümden oluşan Beyaz Kitap, Batı medyasının iddialarına yanıt vermesine rağmen Uygur Özerk Bölgesi, Washington ve Beijing arasında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) her ne kadar Uygur meselesine dair yaptığı açıklamaların "insan hakları" ve "demokrasi" temelli olduğunu savunsa da Türkiye'de bulunan akademisyenler Beyaz Saray'ın farklı bir ajandası olduğunu dile getiriyorlar.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Türkoloji Bölümü öğretim üyesi, Kültür Bilimleri Akademisi Başkanı Prof. Dr. Kemal Üçüncü, "Atlantik dünyanın stratejik önemdeki 4 bölgesinden 3'ünü kontrol ediyor. Bunun tek istinası Avrasya ya da "kalpgâh" olarak adlandırılan bölge. Washington, 21. yüzyılda burayı da kontrol altına alarak egemenliğini pekiştirmek, deyim yerindeyse tarihin sonu denilen yere varmak niyetinde." diye konuştu.

"TELAFER'DEKİ TÜRKMENLER NEDEN ABD'NİN İLGİSİNİ ÇEKMİYOR?"

Amerika'nın Çin'in Batı ve Asya'nın merkezine açılan Uygur Özerk Bölgesi'ni de bu kapsamda istikrarsızlaştırmak istediğini vurgulayan Üçüncü şunları kaydetti:

"Amerika'nın istediği o bölgede yaşayan insanların Çin'in egemenliği ve sınırları içinde dünya standartlarında kültürel haklara, temel insan haklarına sahip olması değildir. Washington temelde insan hakları bağlamında olması gereken bir konuyu dini ve etnik farklılıkları kışkırtmak için kullanıyor. Bunun bir aldatmaca olduğu, temel insan haklarının Arap Baharı sürecinde Suriye, Irak ve Libya'da ABD gözetiminde nasıl ihlal edildiği açıktır. Suriye ve Irak'ta özellikle son olarak Telafer'de Türkmenlerin yaşadığı insanlık dramı ABD'nin ilgisini hiç çekmemektedir."

"GÜVEN ARTICI ADIMLARA İHTİYAÇ VAR"

Amerika'nın etnik ve dini farklılıkları kaşıyarak Çin'i güç kullanmaya sevk etmek istediğini vurgulayan Üçüncü "Oyuna gelmemek lazım. Bu bölge 8 ülkeye komşu. Washington'ın istediği sadece Çin'de değil bu ülkenin çevresinde yaşayanları da radikalleştirmek ve aşılamaz bir ateş duvarı inşa etmek." dedi.

Prof. Dr. Kemal Üçüncü'nün değindiği bir diğer konu da Türkiye ve Çin arasında artan iş birliği oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Çin gezisine ve Türk heyetlerinin Xinjiang Uygur Bölgesi'ne davet edilmesini "son derece olumlu" sözleri ile değerlendiren Üçüncü, şu ifadeleri kullandı:

"Çin ve Türkiye arasında 'güven artıcı eylemler' diyebileceğimiz karşılıklı adımlara ihtiyaç var. Bunun ardından kültürel haklar temelli konularda iş birliği artacaktır. Nitekim bu konuda önemli ilerlemeler de yaşandı. Örneğin Çin'in Ankara Büyükelçisi, "Tarihsel dost ülkeler arasında sorunlar olabilir ama bunu televizyonlar önünde tartışmaktansa kendimiz konuşabiliriz" demişti. Bu pozitif açıklamanın ardından Sayın Erdoğan'ın Çin'e ziyareti de son derece önemli ve devlet aklına uygundur. Bununla birlikte sadece devlet düzeyinde değil medya ve akademi düzeyinde de iş birliği artmalıdır. Zira Türkiye ve Çin birbirini daha fazla tanımalı. Taraflar yakınlaştıkça anlaşmazlık alanları azalacaktır."

ABD'NİN HEDEFİ KUŞAK VE YOLU ENGELLEMEK

Çin Devlet Konseyi'nin yayımladığı Beyaz Kitap'ı ve Amerika'nın Uygur politikasını değerlendiren bir başka isim ise Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Prof. Dr. Cüneyt Akalın oldu. Akalın, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşananların Washington ve Beijing arasındaki ticaret sürtüşmesinden bağımsız ele alınamayacağını açıkladı.

Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'nin Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping'in 2013'te ilan ettiği Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nin kalbi olduğunu söyleyen Akalın "Amerika'nın insan hakları derdi yok. Amaç yükselen Çin'in önünü kesmek ve bu siyasi hesapla Çin'in Batı'ya açılan kapısı kapatılmak isteniyor." değerlendirmesinde bulundu.

ÇİN VE TÜRKİYE'NİN TERÖR SORUNU VAR

 "Terör eylemlerine maruz kalmış bir ülkenin aydını olarak Çin'in de terör ile mücadele ettiğini söylemeliyim." diyen Prof. Dr. Akalın, Batı'nın sıkça çarpıttığı eğitim kamplarına ilişkin "Türkiye'de sanılanın aksine eğitim kampları terörün maliyetini düşürmeye dönük atılmış bir eylem. Şiddetin yol açacağı muhtemel can kayıpları önleniyor. Kaldı ki, modern Çin'in kuruluşundan bu yana kamplarda bulunmak toplumsal dönüşümün bir parçası haline gelmiş durumda." açıklamasını yaptı.

DİDİŞME DEĞİL DİYALOG

Akalın konuşmasının devamında Türkiye ve Çin arasındaki diyalog kanallarının açık olması gerektiğine değinerek konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı:

"Soğuk Savaş döneminde Türkiye, Rus karşıtlığının acısını çok çekti. Taraflar arasındaki iş birliği ihtimalleri ön yargılar nedeniyle sabote edildi. Bugün de Türkiye ve Çin'in ihtiyacı olan şey deyim yerindeyse didişme değil diyalogdur. Ani tepkiler yerine soğukkanlı ve akılcı davranılmalı. Uygurların, Çin'in Kuşak ve Yol ile yaratacağı ekonomik mucizenin bir parçası haline gelmesi için Ankara ve Beijing sürekli iletişim halinde bulunmalıdır. "

Haber: Gökhun Göçmen