Ticaret Kavgası Dünya Serbest Ticaretinin Sonu mu?

Ticaret Kavgası Dünya Serbest Ticaretinin Sonu mu?

Dünya ekonomi çevreleri, neredeyse haftalardır, küresel serbest ticaretin sonunu getirebilecek bir ticaret savaşı korkusuyla yaşıyor. Çekinilen, ABD Başkanı Donald Trump'ın başlattığı ticaret kavgasının, Çin'in de karşılık vermesiyle tırmanması. Bu, küresel ekonominin sonunu getirebilir. O nedenle, Çin yönetimi başta olmak üzere, sorumlu çevreler soğukkanlı ve dikkatli davranmaya çalışıyor.

ABD, Almanya, Fransa liderleri karşılıklı görüşerek makul bir yol bulmaya çabalıyor. Geçen yıl Ekim'de aktif politikadan çekildiğini açıklamış olan Wang Qishan, Amerika'yı çok iyi tanıyan bir yönetici olarak Çin'de yeniden iş başına çağrıldı. O da, Washington'u müzakere için giden Liu He de, böyle bir döngünün oluşmaması için çalışıyor; başbakan Li Keqiang bir ticaret savaşından hiçbir ülkenin kazançlı çıkmayacağını, tersine her ülkenin kayıplı olacağını vurguluyor. 

ABD Başkanı'nın ticaret kavgası

Trump başkanlık seçimi kampanyası sırasında Çin'e karşı çok olumsuz bir tutum sergilemiş ve ABD'deki istihdam kaybından ötürü Çin'i suçlamıştı. Geçtiğimiz günlerde ABD'nin Çin'den ithal ettiği yüzlerce ürünü etkileyen ve toplamı 60 milyar doları bulan gümrük vergileri koydu. ABD Başkanı'nın en önemli argümanı, iki ülke arasındaki dış ticaret dengesizliği. Aslında ABD, geçen yıl Çin'e karşı 375 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. Ancak ABD'nin bu açığı azaltmak için alacağı gümrüğe dayalı önlemlerin etkileri, ülkenin toplam dış ticaret açığını sanıldığı kadar önemli ölçüde azaltmayacak. Çünkü mevcut cari açık, Amerikalıların kendi olanaklarının ötesinde yaşadıklarının; ürettiklerinden çok tükettiklerinin göstergesidir. Bu açığı azaltmak için tüketimi vergilendirmek gerekir; oysa ABD, katma değer vergisi bulunmayan tek OECD ülkesi.

Bu yapısal nedenle, Çin'den gümrük duvarlarıyla engellenen ithalat başka ülkelerden yapılacak. Trump'ın esas olarak Çin'i hedeflediği belli oluyor. Zira çelik ve alüminyum için konan gümrük vergisinden AB ülkeleri, Kanada ve diğer birçok ülke muaf tutuluyor. Trump'ın ABD'nin çelik sektörünü çökertmekle suçladığı Çin'den bu ülkeye yapılan çelik ithalatı ABD'nin toplam ithalatının %3'ünden az. Oysa vergiden muaf tutulan Kanada'dan toplam çelik ithalatının %17'si geliyor. 

Çin'in penceresinden

Çin, gerçekten de ABD korumacılığının bir ticaret savaşına dönüşmesini; dolayısıyla küresel serbest ticaret ortamına darbe vurmasını istemiyor. Ancak ABD Başkanı'nın Çin'e karşı yaptığı ve yapacağı hamleler, aslında Çin'in genel ekonomik durumunu pek de etkileyemeyecektir. Öncelikle Çin, ülke ekonomisinin dış ticarete olan bağımlılığını son yıllarda önemli ölçüde azaltmıştır. Çin ekonomisinin motoru artık iç tüketimdir. Bazı uzmanlarca yapılan simülasyonlara göre ABD'nin Çin'den ithal ettiği 60 milyar dolarlık ürüne koyacağı %25'lik gümrük vergisi, aynı yılın Çin ekonomik büyümesini %0,1 oranında düşürecektir. Ancak Trump'ın Çin ekonomisine vereceği bu kadar ufak bir zarar, dünya ekonomisine nitelik açısından büyük zararlar verebilecek; ileride başka ihtilaflara yol açabilecektir.

Geçmiş göstermiştir ki, hedef alınan ülke daima tepki gösterir. Çin de kuşkusuz tepki verecek; üstelik bunu daha ince yollardan yapacaktır. Çin, karşı önlemler aldığı takdirde ABD'nin önemli sektörlerine zarar verebilecektir. Başta soya üreticileri olmak üzere Amerikan tarımcıları, otomobil üreticileri, havacılık ve uçak yapımcıları, yarı iletken sektörü vb Çin'in benzer tepkilerinden en çok zarar görecek dallardır. Çin; Güney Amerika ve Afrika dahil dünyanın pek çok bölgesindeki ülkelerle yıllardır iyi ilişkiler kurmaktadır. ABD'den yaptığı alımları buralardaki üretici ülkelerden ithal edebilme seçeneğine sahiptir.

Çin, birkaç yıl içinde uçak piyasası olarak ABD'yi geride bırakacaktır. Trump, daha geçen yılın sonunda yaptığı Pekin ziyaretinden 370 Boeing uçağı kapsayan 30 milyar dolarlık bir siparişle döndüğünü unutmamalıdır. Bu ülkenin, 2036 yılına değin, daha 7.000 kadar uçağa ihtiyaç duyacağı tahmin ediliyor; Starbucks kafe zinciri, önümüzdeki 10 yılda, Çin'in bu alanda dünyanın en büyük piyasası olmasını öngörüyor; Tesla, Çin'in elektrikli otomobil piyasasının çok hızla gelişmesinden yararlanmayı düşünüyor; Apple toplam yıllık cirosunun %20'sini, Nike %15'ini Çin'de temin ediyor. General Motors Çin'de kendi ülkesinden daha çok araba satıyor. Sayısı çoğaltılabilecek bütün bu örnekler gösteriyor ki, ticaret kavgası kızıştığı takdirde, söz konusu üretici şirketlerin yanı sıra, ürünlerin pahalılaşması ve arz kapsamının daralması yüzünden en büyük zarara tüm dünyanın tüketici kitlesi uğrayacaktır.

Umutlar hararetin düşmesinde 

ABD Başkanı'nın kendine özgü bir müzakere üslubu var. Önce müzakere partnerlerinin dengesini bozacak ölçüde sert ve tehdit edici bir davranışa giriyor. Karşıtlarını masaya oturttuktan sonra tempoyu düşürüyor. Bu, belki de onun işadamlığından edindiği bir deneyim. Ancak iş dünyası ile dünyada öncü devletlerden birinin yönetimi arasında büyük farklar var. Bu tarz bir tutum takınarak, ülkesinin onlarca yıldır biriktirmiş olduğu yumuşak güç kapitalini harcıyor; inanılırlığını aşındırıyor. Dolayısıyla, Kuzey Kore konusunda yaptığı gibi, bu alanda da hız keseceği ve tüm dünyanın çağrılarına kulak tıkamakta belki de ısrarlı olmayacağı umuluyor. Ancak yine de Trump, küresel denklemin kontrol edilemeyen değişkeni olarak kabul ediliyor.

Yinelemek gerekir ki, ABD'ye giden Çin ürünleri toplam Çin ihracatının %15'i kadardır ve yeni gümrük vergilerinin etkilediği ürünler de Çin'in bu %15'lik ihracatının %10-12'sine ilişkindir. Öte yandan Çin'in ekonomik büyümesi her geçen yıl daha da çok yurtiçi ekonomik faaliyetten kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, ABD'nin tetiklediği ticaret kavgasının zararı, Çin'den çok belki ABD'ye, ama en çok da küresel alışverişte güvene, yatırım ortamına ve küresel büyümeye dokunacaktır. Bunun ekonomik anlamı küresel gelişme ve refahın yavaşlamasıdır.

Serbest ticaret ortamının jeopolitik yararı, ekonomik ilişkilerin gerçek savaşları önlemesi; ülkeleri birbirine bağımlı kılarak silahlı ihtilafların önünü almasıdır. On yıllar boyu serbest ticaretin koruyucusu olmuş ABD'nin yeni Başkanı Trump Beyaz Saray'a taşındığı ilk günden bu yana, Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi Jinping'e küresel ticari yapılanmanın kurtarıcısı rolü için yeterli alanı bırakmaktadır. Xi daha geçen yıl Davos'taki forumda bu rol değişiminin sinyalini vermiş; Trump ise "Önce Amerika" sloganıyla korumacılığın sözcüsü olmuştur. ABD artık küresel ticarette liderlik rolünü çoktan terk etmiş; Trump yönetimi dünya ticaretini Amerikalıların çıkarına daha çok yarayacak biçimde düzenleyebilme derdine düşmüştür. Bu arada da Çin boşalan alanı doldurmak üzere, Kuşak ve Yol Girişimi diye bilinen "küresel ticaret otoyolunu izliyor. 

*Aydın Cıngı / Siyaset Bilimcisi