Tahran yönetimi Barış Pınarı'na neden karşı çıktı?

Tahran yönetimi Barış Pınarı'na neden karşı çıktı?

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) 9 Ekim'de Suriye'nin kuzeyine başlattığı ve Amerika ile varılan mutabakat neticesinde 5 gün ara verdiği Barış Pınarı Harekâtı tartışılmaya devam ediyor. Az sayıda ülkenin destek verdiği harekâta Batı başkentleri ve Arap Birliği'nden güçlü itirazlar geldi. Suriye krizinin güçlü aktörlerinden İran İslam Cumhuriyeti de yaptığı açıklamalar ile Barış Pınarı Harekâtı'na şerh düşen ülkeler arasına adını yazdırdı.

İran Meclis Başkanı Ali Laricani, Türkiye'ye yapacağı ziyareti iptal ederken, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de operasyona dair yaptığı açıklamada "Türkiye'nin güvenlik kaygıları giderilmeli ama perde arkasında yapılan anlaşmalar bölgenin yararına değil." ifadesini kullandı. 10 Ekim Perşembe günü Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise Türkiye'ye Suriye'deki güçlerini geri çekme ve operasyonu durdurma çağrısı yapıldı. Tahran'dan gelen bu açıklamalar ülke genelinde protestolar ile desteklenirken ülke medyasında Türkiye'yi hedef alan haberler manşetlere taşındı.

DURUM FIRAT KALKANI VE ZEYTİN DALI'NDAN FARKLI

İran'da yaşayan gazeteci Yakup Aslan, ülkede oluşan mevcut tabloya ilişkin CRI Türk Türkiye'ye yaptığı açıklamada şu bilgileri paylaştı:

"Türkiye'nin Kürtlere karşı operasyon yaptığı yönünde son derece olumsuz haberler çıktı. Örneğin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'PKK'nın kökünü kazıyacağız' şeklinde açıklamaları 'Kürtler' olarak çevrildi. Burada medyanın üzerinde devletin denetiminin olmasında dolayı kamuoyunu bunu İran'da yönetimin görüşü olarak okudu. İran'da bulunan Ermeni lobisi ve Kürt nüfusun yaşadığı yerlerde sayı olarak az ama sert söylemler içeren eylemler yapıldı. Türk Büyükelçiliği'nin de önünde eylem oldu. Bu protestolara devletin de herhangi bir müdahalesi olmadı. Bunun aksine Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları sırasında da eylem çağrıları olmuş ancak bu gerçekleşmemişti."

SÜPÜRÜLECEK AMA NEREYE?

Ankara'nın Astana ortakları arasında yer alan İran'dan gelen tepinin başlıca nedeni olarak sahadaki askeri dengeyi gösteren Aslan, "Türkiye terör örgütlerinin bitirilmesini değil süpürülmesini hedef olarak belirledi. İran terör örgütlerinin baskıyla başka bölgeye gönderilmesini değil bitirilmesini talep ediyor. Bunun nedeni ise İran, YPG unsurlarının güneye yani kendisine yakın unsurların bulunduğu Irak sınırına doğru inmesinden duyduğu kaygı." diye konuştu.

Siyaset bilimci Sinan Baykent de CRI Türk Türkiye'ye yaptığı açıklamada "İran, YPG unsurlarının kuzey bölgelerden güneye doğru itilecek oluşundan rahatsızlık duydu. El Kaim-Ebu'l Kemal sınır kapısının İran açısından stratejik önemi biliniyor ve bu noktanın Lübnan'a uzanan ikmal hattında gördüğü işlev tartışılmaz." değerlendirmesinde bulundu. 

İRAN KÜRTLERİ RAHATISIZ ETMEK İSTEMEDİ

Baykent, İran'ın operasyona karşı çıkmasının diğer nedenlerini ise şöyle sıraladı:

"Dahası Suriye'deki Kürtlerin yanı sıra Irak ve dahi İran'daki Kürtleri de bu aşamada huzursuz etme riskini almadı. İran'da sistem içinde - özellikle İstihbarat Bakanlığı ile Devrim Muhafızları arasında - süregelen bazı çatışmaların olduğu, bu irili ufaklı tartışmaların da Barış Pınarı Harekâtı üzerinde etki yarattığı da ifade edilebilir. Dahası, İran ekonomik yaptırım ve müdahale tehditleriyle yüzleştiği böylesi hassas bir dönemde Türkiye'nin gövde gösterisi yapmasını da hazmedememiş olabilir."

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkan Vekili Hakkı Uygur da konuyla ilgili kaleme aldığı makalede "Operasyona yönelik gösterilerin tamamının Kürt gruplarca düzenlenmesi, bayrak yakma gibi tahkir içeren eylemlerin kahir ekseriyetinin Kürt bölgelerinde yaşanması akıllara Kuzey Irak referandumundaki tepkileri getirmiştir. Söz konusu enerji birikiminin daha ne kadar dış ülkeler üzerinden tahliye edilebileceği ise muammadır." ifadelerini kullanmıştı.

İRAN TÜRKİYE'NİN ŞAM İLE TEMASINI İSTİYOR MU?

Barış Pınarı Harekâtı ertesinde tartışılan önemli konulardan bir tanesi de İran'ın Ankara ve Şam arasındaki olası diyaloğu nasıl karşılayacağı. Aslan; Türkiye, Rusya ve İran'ı bir arada tutan değerlerin hâlâ mevcut olduğunu belirterek şunları kaydetti:

"Türkiye, İran ve Rusya'nın farklı beklentileri olsa da üç aktör de Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliği konusunda görüş birliği içerisinde. İran Hükümet Sözcüsü Ali Rebii ile bir araya gelme şansı yakaladım. Kendisi Suriye ile ilgili sorunların çözümü noktasında Astana formatının halâ tek adres olduğunu dile getirdi. Sahadaki olaylara bu penceren bakan İran, Şam yönetimi ile temasa geçilmesi ve terörden arındırılan bölgelerin Suriye ordusuna teslim edilmesi gerektiğinde ısrarcı. Bu nedenle Adana Mutabakatı sık sık dile getiriliyor. Adana Mutabakatı olduğu takdirde Ankara ve Şam arasında resmi süreç başlayacak."

Türkiye ve Suriye arasındaki muhtemel temasın Tahran'ın süreçten dışlanma ihtimalini gündeme getiren Baykent ise şöyle konuştu:

Türkiye ile İran arasındaki ikili ilişkilerin kısa vadede etkileneceğini düşünmüyorum. Astana ile anayasa yazım süreçleri bir müddet daha devam edecektir. Lakin önümüzdeki süreçte Ankara ile Şam arasındaki diyaloğun yoğunlaşmasıyla birlikte Astana'nın formatında birtakım değişikliklere gidilebilir. Moskova-Ankara-Şam üçlüsü daha sıkı bir koordinasyon faaliyetine girdiği takdirde Tahran'ın kademeli olarak dışlanabileceği ihtimalini değerlendirmek gerekiyor."

Haber: Gökhun Göçmen