Suriye konulu 13. Garantörler Toplantısı yarın başlıyor

Suriye konulu 13. Garantörler Toplantısı yarın başlıyor

"Astana formatı kendi içinde bir mucizedir. Rusya-Türkiye-İran üçgeni yeni bir ortaklık türünü gösteriyor. Tarafları bir araya getiren, ortak bir hedefe ulaşma değil, her birinin kendi hedefini gerçekleştirme arzusudur. Ancak taraflardan her biri bunun diğer ikisiyle birlikte mümkün olabileceğini kavramaktadır."

Rusya Dış İlişkiler Konseyi'nden Fyodor Lukyanov'un 2018'de yaptığı tanım, yarın Kazakistan'ın başkenti Nursultan'da yapılacak 13. Astana Garantörler Toplantısı öncesinde de geçerliliğini koruyor. Astana formatına dair merak edilen soruları, CRI TÜRK okuyucuları için yanıtladık:

ASTANA SÜRECİNE NASIL GELİNDİ?

Suriye'de 2011 yılında başlayan krizi diplomatik yollarla çözmek için ilk adım dönemin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından atıldı. Annan'ın Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a 6 maddelik yol haritası önerse de krizin çözümü için ilk uluslararası zirve 30 Haziran 2012'de Cenevre'de gerçekleştirildi. 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi ülkelerin yanı sıra AB temsilcileri, Türkiye, Katar, Kuveyt ve Arap Birliği üyelerinin katıldığı toplantıya krizin esas muhatabı olan Suriye Hükümeti ve bölgesel bir kuvvet olan İran çağrılmadı. Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) "Esad'sız geçiş hükümeti" talebine Rusya'nın karşı çıkmasıyla Cenevre sürecinin ilk ayağı başarısızlıkla sonuçlandı ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan istifa etti.

22-16 Şubat 2014 tarihleri arasında BM Suriye Özel Temsilcisi Lahtar İbrahimi önderliğinde toplanan Cenevre-2 görüşmelerine, Suriye Hükümeti ve karşıtları çağrılsa da tarafların Esad konusundaki görüş ayrılığı zirvenin benzer şekilde sonuçsuz bitmesine neden oldu.

Rusya'nın 2015 yılında Suriye'de hava operasyonlarına başlaması diplomasi masasındaki dengeyi de değiştirdi. İlk kez İran'ın da davet edildiği 1 Şubat 2016 tarihli Cenevre-3 görüşmeleri, Halep kentinde yaşanan çatışmalar nedeniyle umut edilen sonucu vermedi. 

Aynı yıl Türkiye'de yaşanan başarısız darbe girişimi, sınır hattında terör örgütlerinin giderek hâkimiyet kurması Ankara'da önceliklerin değişmesine neden oldu. Türkiye 24 Ağustos 2016'da Fırat Kalkanı operasyonunu başlatarak 2 bin 55 kilometre alanı terör örgütlerinden temizledi.

Cenevre'de ortaya çıkan çözümsüzlüğe paralel olarak inisiyatifi alan Türkiye, Rusya ve İran ise 30 Aralık 2016 tarihinde Suriye'de genel ateşkes ilan edilmesini sağladı. 23 Ocak 2017 tarihinde ilk kez yapılan Astana toplantısında Suriye'nin toprak bütünlüğüne vurgu yapılırken ilerleyen buluşmalarda çatışmasızlık bölgelerinin ilan edilmesi ve gözlem noktalarının kurulması gibi hayati kararlar alındı.

ASTANA FORMATINDAN ÜLKELER NELER KAZANDI?

Astana sürecini "kazan-kazan" formatı olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Gelinen aşamada Suriye ordusu şehir merkezleri ve Ürdün gibi sınır kapılarında kontrolü sağlamıştır. Suriye ordusunun sahada kazandığı başarı siyasi arenaya da sıçramış çok sayıda ülke Şam ile yeniden temas kurmak için adımlar atmıştır. Örneğin, Birleşik Arap Emirlikleri Şam'daki elçiliğini yeniden açarken Suriye'nin Arap Birliği'ne dönüşü gündeme gelmiştir.

Benzer şekilde Türkiye, terörle mücadele kapsamında düzenlendiği sınır ötesi operasyonlarda herhangi bir engelle karşılamamış, ülke içinde tesis edilen çatışmasızlık bölgeleri ve ateşkesler ile büyük göç dalgalarının önüne geçilmiştir. Terör örgütlerinin siyasi müzakerelere katılmasını engelleyen Ankara aynı zamanda Rusya ve İran ile sahada kurduğu işbirliğini çok kutuplu dünyanın gereği olarak başka alanlara taşımıştır.

Suriye'de doğacak güç boşluğunun önüne geçerek Libya benzeri bir krizi engelleyen Rusya da uluslararası arenadaki oyun kurucu rolünü kanıtlamıştır. Moskova,  gerek siyasi süreçlere önderlik etmesi gerekse terörle mücadele kapsamında sergilendiği askeri performansı ile yeniden kapısı çalınan ülke konumuna gelmiştir. Bu durum öyledir ki, İran'dan İsrail'e kadar Suriye sahasında hesapları olan hiçbir ülke Rusya olmadan bir denklem kuramamaktadır.

Astana formatında garantör ülke olan İran ise kendisine dönük tecrit adımlarını boşa çıkarmıştır. Amerika'nın uluslararası tüm platformlardan dışlamak istediği Tahran yönetimi, bölgenin en güçlü iki ülkesini yanına alarak Washington'a mesaj vermiştir. Bu arada İran'a yakınlık duyan kimi askeri birimler Suriye içinde de güç kazanmış İsrail sınırına kadar kesintisiz bir tedarik hattı kurmuştur. Kimi yorumcuların "Direniş ekseni" olarak tanımladığı bu hat İsrail tarafından endişeyle takip edilmektedir.

AMERİKA, ASTANA FORMATINI NASIL DEĞERLENDİRİYOR?

Astana bileşenlerinin nihai amacı elde edilen kazanımların Cenevre'de garanti altına alınması. Zira garantör ülkeler Suriye'nin egemen bir devlet olarak tanınması, yaptırımların kalkması ve ülkenin yeniden inşası için geniş katılımlı bir platforma halen ihtiyaç duymakta. Bu durumun farkında olan Washington yönetimi ise "3R" adıyla bilinen yeni bir plan üzerinde çalışarak inisiyatifi tekrar kazanmak istiyor.

Kasım ayındaki "Küçük Grup" toplantısının ardından konuşan ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Suriye'nin yeniden yapılandırılması (reconstruction), mültecilerin geri dönüşü (refugees) ve Suriye'nin uluslararası platformlarda tanınması (recognition) konusunda çözümün kendi ellerinde olduğunu iddia etti.

Jeffrey, aynı toplantıda Astana'yı zayıflatmak için ilk adımı da Türkiye üzerinden atmıştı. Anayasa komisyonlarının kurulması sürecinde Ankara'nın, Şam ve Moskova tarafından gelen baskılara direndiğini ileri süren ve 'Bu çok önemlidir' diyen Jeffrey, Türkiye'yi Astana hattından "Küçük Grup" platformuna taşıma niyetini gizlememişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Washington önderliğindeki "Küçük Grup" hakkındaki fikirlerini ise ekim ayında şu ifadelerle özetlemişti:

"Şimdi bir 'small grup' diye bir şey çıkardılar. ABD, Mısır, Suudi Arabistan, İngiltere, Ürdün, Almanya, Fransa toplam yedi ülke var. Yedi ülke ile toplantı yapacaklar. Bu toplantılara Türkiye'yi çağırmıyorlar. Hatta Suriye'yi çağırmıyorlar. Suriye hakkında toplantı yapıyorlar, Suriye bu toplantıda yok. O da Trump'ın düzenlemiş olduğu toplantı. Ben de Sayın Merkel'e bizimki de 'smaller' (daha küçük) dedim."

4. SURİYE KONULU 13. GARANTÖRLER TOPLANTISININ GÜNDEMİNDE NE VAR?

Taraflar ikili ve üçlü teknik görüşmelerle başlayacak toplantıda Suriye'nin kuzeydoğusundaki gelişmeleri, İdlib'de yükselen tansiyonu, anayasa komitesinin kurulmasını ve mültecilerin geri dönüşünü ele alınacak.

Yılbaşından bu yana terör örgütlerinin etkisini giderek artırdığı ve Soçi mutabakatının askıda kaldığı İdlib kentinde Türkiye ile Rusya'nın yeni yol haritası üzerinde çalışması bekleniyor. Türkiye ve Rus ordusunun hafta için terör örgütlerine dönük yaptığı ortak operasyonun kurumsal hale gelip gelmeyeceği ise iki gün sürecek toplantının neticesinde belli olacak.

Astana bileşenlerinin umutlu olduğu en fazla konu ise Suriye'de anayasa komitesinin kurulması. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Rus meslektaşı Sergey Lavrov, toplantıda ana gündemin anayasa komisyonu olacağını teyit ederken, aybaşında açıklama yapan BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, "Doğrusu, geniş kapsamlı bir siyasi sürecin önünü açacak Anayasa komitesinin kurulmasına ilişkin bir anlaşmaya çok yakınız." değerlendirmesinde bulunmuştu.

Üç farklı heyetin içinde yer alacağı anayasa komitesinin ilk grubunda Suriye Hükümeti'ni destekleyenler, ikincisinde muhalifler ve üçüncüsünde ise bağımsızlar yer alacak. Yılbaşında ilan edilmesi beklenen anayasa komitesi üçüncü heyetteki isimlerin belirlenememesinden dolayı ertelenmişti.

Toplantıda ele alınması beklenen bir diğer önemli konu Fırat'ın doğusundaki gelişmeler olacak. Amerika ile süren müzakerelerden istediğini alamayan Türkiye'nin Milli Güvenlik Kurulu toplantısında aldığı kararları Rusya ve İran'la paylaşması bekleniyor.

Bu arada zirvede mültecilerin geri dönüşü de ele alınan başlıklar arasında olacak. Uzmanlara göre; en fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Lübnan'ın toplantıya katılımı bu kapsamda önem kazanıyor.

Gökhun Göçmen