Prof. Yekta Kara, Primadonna Leyla Gencer'i Anlattı

Prof. Yekta Kara, Primadonna Leyla Gencer'i Anlattı

20. yüzyılın en önemli sopranolarından, "La Diva Turca" yani "Türk Diva" olarak anılan Leyla Gencer, dünya opera tarihinde bir referans olarak kabul ediliyor.

1928-2008 yılları arasında yaşayan Leyla Gencer'in geniş repertuarı, Monteverdi, Gluck ve Mozart'ın eserlerinden neo-klasik döneme; Cherubini, Spontini, Mayr ve romantik dönemden Puccini, Prokofiev, Britten, Poulenc, Menotti ve Rocca gibi sanatçıların eserlerine; lirik sopranodan dramatik kolorature uzanan bir yelpazedeki opera repertuarı, 23 bestecinin 72 yapıtını kapsamıştır.

Prof. Yekta Kara, ölümünün 10. Yılında İKSV'de Leyla Gencer'in kişisel eşyalarından ve video kayıtlarından oluşan çok özel bir serginin küratörlüğünü yaptı.

1993 yılında İstanbul Opera ve Balesi Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni olduğu dönemde Yekta Kara, Leyla Gencer için Türkiye'de düzenlenen ilk saygı gecesini tasarlayıp, organize etmiş. Atatürk Kültür Merkezi'nde seyircinin ayakta dakikalarca Gencer'i alkışladığı çok geniş katılımlı bu muhteşem gece hakkında Yekta Kara, "sonunda kendisine duyduğumuz derin saygı ve sevgiyi gösterebilmiş olduk" ifadelerini kullandı.

Yekta Kara'nın Gözünden Leyla Gencer

Leyla Hanım'ın çok önemli iki temel özelliği olduğunu ve bu özelliklerin de hem özel yaşamında hem de sahne yaşamında kendini belli ettiğini belirten Kara şunları söyledi; "Biri kendini sanata adayarak, tüm hayatını buna göre şekillendirmesi, diğeri de çok gerçek bir insan oluşu ve karakterinde yapmacıklığa hiç yer olmamasıydı.

Yaptığı işe bu kadar tutkuyla bağlı, böylesine sanata, müziğe, operaya kendini adamış başka birini ben tanımadım. Bütün yaşamını belirleyen şey sanattı. Sevilip sayıldığı çok geniş bir çevresi vardı. Hem Türkiye'de hem de İtalya ve diğer ülkelerde çok hareketli bir sosyal çevresi olmasına rağmen tüm bunları bir kenara iterek, kendini operaya adadı. Çünkü yalnızlığa ihtiyacı vardı".

Primadonna ve Yalnızlık

Küratörlüğünü yaptığı Leyla Gencer sergisinin "Primadonna ve Yalnızlık" temasını Yekta Kara şöyle anlattı; "Leyla Gencer'in araştırmak, düşünmek, çalışmak, öğrenmek ve tüm o karakterleri yaratabilmek için yalnızlığa ihtiyacı vardı. Bir grup insanla beraber bunları yapamazsınız. Zamanı geldiğinde ekipleşerek mutlaka, meslektaşlarınızla, orkestra şefinizle bir arada projeyi ortaya çıkartıyorsunuz ama sonuçta, hep yalnızsınız. Kuliste sıranızı beklerken, sahne üstünde yüzlerce insanın karşısında o karakteri canlandırırken, şarkı söylerken, aslında hep yalnızsınız. O sınavı tek başınıza veriyorsunuz, bu da primadonnaların ortak özelliğidir. Bu sayede zirveye çıkabiliyor ve orada kalabiliyorsunuz. Fevkalade zeki bir insan olan Leyla Gencer de bunu fark ettiği için kendisi bilerek ve isteyerek o yalnızlığı seçti. Bunun karşılığında da çok fazla bedel ödedi. Vatanından, ailesinden, eşinden, dostlarından uzaktaydı. O, sanat için yalnızlığı seçti…"

"Leyla Gencer Neden Bu Kadar Etkileyiciydi?

"Çok gerçek bir insandı, sahtelik hiç yoktu. –mış gibi yapmak ya da gerçek hayatta oynamak gibi tanımlamalar kesinlikle onun için söylenemezdi. Primadonna'ymış gibi yapmazdı, özel yaşamı ve herşeyiyle o gerçek bir primadonna'ydı. Tüm duygu ve düşüncelerinde içtendi, dobraydı. Doğruları söylemekten çekinmezdi. Kendine karşı da acımasızdı, gerçeklerle yüzleşirdi. Sahne üstünde de bir karakteri canlandırırken, o karaktermiş gibi yapmazdı, o karaktere bürünürdü. Günümüzde durum pek öyle değil ama 20. yüzyılda çok büyük iz bırakan başka primadonnalar da vardı ve Leyla Gencer onlarla yarıştı. Bu çok büyük bir başarıdır".

"Neden bu kadar etkileyiciydi? Gencer sahnede oynarken, arkasındaki koro ağlıyordu, seyirci dramatik sahnelerde göz yaşlarına hakim olamıyordu çünkü hakikiydi sahtelik yoktu ve etkileme gücü de buradan geliyordu. Özel yaşamında da çay içerken, sohbet ederken daima doğaldı. Duygu ve düşüncelerini asla eğip bükmez, tüm dobralığıyla fikrini söylerdi".

"Asla Lafını Esirgemezdi"

Yekta Kara'nın Leyla Gencer ile ilgili bir anısı;

"1995 yılında, Milano'da Avrupa'da Opera Müdürleri Kongresi yapıldığında ilk ve ne yazık ki son olarak, İstanbul Operası müdürü olarak beni de davet ettiler. Ben de gittim ve çok mutlu oldu. Çünkü kendi ülkesinden temsil ediliyordu. Operanın sorunlarını anlatan ve ortak iş birlikleri olabilecek konuları içeren bir sunum yaptım. Birgün, genel sanat yönetmenleri arasında hem iş birliğine yol açacak hem de sorunları saptayarak, çözüm arayışına girilecek bir sunum esnasında Leyla Gencer gelerek, en önden izledi. Emprezaryoları, ajansları emek sömüren kişiler olarak görürdü ve hiç sevmezdi. Ayağa kalktı ve herkesin ortasında birden bunu söyleyiverdi. Ama her zaman böyleydi, ayıp olur falan diyerek kendini tutmaz, asla lafını esirgemezdi".

Dünya Çapındaki "Türk Diva"nın Başarıları Neden Türkiye'de Yok Sayıldı?

"Leyla Gencer, opera ve müzik alanında tektir. Bu denli büyük bir kariyer yapmış başka kimse olmadı. La Scala'da 50 yıl ne demek biliyor musunuz? Bundan daha seçkin bir opera olamaz. Viyana Operası'ndan San Fransisko'ya, dünyanın önemli birçok operasında uzun yıllar boyunca o kurumlarda var oldu. Kariyerinin zirvesinde olduğu yarım yüzyılda neden Türkiye'de anılmadı, değeri bilinmedi? Onu da anmayanlara sormak lazım... Burada kıskançlık da rol oynuyor, bilgisizlik de... Dünya çapında bir kariyerin ne anlama geldiğini, zorluklarını, La Scala'dan içeri adım atmanın bile ne kadar zor olduğunu insanlar bilmiyor. Bilmediğiniz şeyi de yok sayarsınız.

*Sergi 10 Ekim'e kadar, Pazar hariç her gün 10:00-18:00 arasında İstanbul'daki Borusan Müzik Evi'nde ücretsiz olarak gezilebilir.

Röportaj: Özlem Arıkan Serbez

Video Link: https://www.youtube.com/embed/XqjTaEG9HcI