Oğuz Kaan Salıcı: Hükümet Yönetemediğini Her Alanda Gösterdi

Oğuz Kaan Salıcı: Hükümet Yönetemediğini Her Alanda Gösterdi

CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, CRI TÜRK'te Tuğçe Akkaş'ın konuğu oldu. CRI TÜRK Özel'de iç siyaset gündemine ilişkin açıklamalarda bulunan Salıcı, dış politika hakkında da önemli değerlendirmeler yaptı.

CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Kanun Hükmünde Kararnameler'in olağanüstü halin bir sonucu olduğunu dile getirerek "Olağanüstü Hal neden ilan edildi, diye sorarsak. Özetle, 15 Temmuz'da Türkiye bir darbe girişimi yaşadı. O darbe girişimi, Türkiye'de siyaset yapan tüm siyasi partilerin ve Meclis'te milletvekili bulunan bütün partilerin ortak bir mücadelesi sonucunda bastırıldı, ortadan kalktı. Türkiye bir darbe girişimini halkın da desteğiyle siyasi partilerin ortak çabasıyla bastırdı. Daha sonra 20 Temmuz günü hükümet olağanüstü hal ilan etti. Biz o zaman şunu söyledik, 'Bu darbe girişiminin ortaya çıkarılması, darbe girişimine karışan kişilerin yargılanması, tutuklanması, devlet içinde yuvalananların göz önüne çıkarılması için eğer tüm partiler beraberse o zaman bir olağanüstü hale gerek yok, gelin sizi sıkıntıya sokan kanunlar nelerse o kanunları uzlaşı içinde değiştirelim çünkü Meclis'te dört tane parti var dördü de darbeye karşı'. Yok dediler biz olağanüstü hal çıkarmak istiyoruz, olağanüstü hal ile bu işin mücadelesini yapmak istiyoruz nitekim çıkardılar kendi oyları ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin oyları bunun için yeterli." diye konuştu.

"Olağanüstü hal neden çıktı? Bir gerekçesi vardır, o gerekçe yazılıdır" diyen Salıcı şöyle devam etti:

"O gerekçede diyor ki '15 Temmuz hain darbe girişimine karışanları ortaya çıkarmak, yargılamak, uzantılarını bulabilmek için böyle bir Kanun Hükmünde Kararname çıktı'. Çerçevemiz ne? 15 Temmuz'u ortaya çıkarmak, bununla kimin iltisaklı olduğunu bulabilmek. Peki, çıkan Kanun Hükmünde Kararnamelere bakıyoruz. KHK'ların içeriğinin de bununla uyumlu olması lazım. Baktığımızda örneğin kış lastiği düzenlemesi yapıldı. Soralım, kış lastiğinin KHK'nın gerekçesi ile yani 15 Temmuz'u yapan hain darbe girişimine karışan kişilerin amaçları ile devleti ele geçirmekle, devletin seçimle başa gelmiş hükümetini alaşağı etmekle ne ilgisi var? Tek Tip Kıyafet… Mahkumlara tek tip kıyafet giydirmenin 15 Temmuz'daki hain darbe girişimine karışanlarla ne alakası var? 15 Temmuz günü sokağa çıkan suçlu suçsuz birbirlerine saldıran ya da devletin güvenlik güçleri içinde hiçbir suçu olmayan asker, elinde de silahı olmayan bazı askerlere yani emir komuta zinciri içinde oraya gelmiş neden geldiği belli olmayan bilmeyen harp okulu öğrencilerine ya da erlere saldıran birilerini koruma altına almanın, onlara bır dokunulmazlık sağlamanın bundan sonra ortaya çıkma potansiyeli olan terör eylemlerinde de bunu yapacak kişilere geleceğe dair olarak bir koruma sağlamanın, 15 Temmuz'daki hain darbe girişiminin arkasındaki gerçekleri ortaya çıkarmakla ne ilgisi var? Bu örnekleri çoğaltabilirim, kuaförlerin hangilerinin güzellik merkezlerinde ne yapacağına dair düzenlemeler dahi yapıldı.

OğuzKaanSalıcı-4

"YAKINDA SEÇİMLERLE İLGİLİ DÜZENLEMELER DE GEÇİREBİLİRLER"

Birincisi iş sulandırılıyor. KHK'lar 15 Temmuz'un gerçeklerini ortaya çıkarıp bunlarla ilgili yasal düzenleme yapmaktan geçti, en son taşeron işçilerle ilgili düzenleme yapıldı. Taşeron işçiliğin 15 Temmuz hain darbe girişimi ile ne ilgisi var? Biz tahmin ediyoruz yakında seçimlerle ilgili düzenlemeler de geçirebilirler, neden? Bunların Meclis'te tartışılmasını istemiyorlar. Siz eğer Meclis'ten kamuoyu oluşmasın, tartışılmasın diye düşünüyorsanız gecenin bir vakti bir imzayla KHK çıkarıyorsunuz ve Türkiye'nin yeni düzenini kuruyorsunuz. Biz buna itiraz ediyoruz, bunda da haklıyız. Birincisi, devlet kanunlarla yönetilir. O kanunların da gerekçeleri vardır, o kanunlara aykırı iş yapamazsınız kanunlar sizi bağlar. Kanunları by-pass edecek bir siyaset izliyorsanız ve bunu da Türkiye'nin yaşadığı o darbe girişimine bağlayarak bunu bir fırsat olarak görerek yürütüyorsanız o zaman siz kanun devleti olmaktan ayrılan bir ülkeyi yönetiyorsunuz, demektir, ülkeyi hukukla alakası olmayan bir yere doğru götürüyorsunuz, demektir ki bunun yapılan darbe girişimini ortaya çıkarmakla hiçbir ilgisi yok.

Eğer darbe girişimini ortaya çıkarmak istiyorsanız Meclis'te bunun komisyonu kuruldu, MİT Müsteşarını gönderirsiniz orada ifade verir, gelmedi,  Genel Kurmay Başkanı'nı gönderirsiniz orada ifade verir, gelmedi, Başbakan gelir orada ifade verir, gelmedi. Darbeyi en yoğun merkezinde yaşayan insanlar kimler, ifadelerden ortaya çıkıyor. Kuvvet Komutanları, MİT Müsteşarı, şu andaki ve o günkü Genel Kurmay Başkanı, Başbakan hatta Cumhurbaşkanı darbeyi ortaya çıkarmak için gelirler tutanak altında oradaki milletvekillerine o gün yaşadıklarını anlatırlar, bu araştırma devam ettirilir. Bu işin arkasında yurt dışında ya da yurt içinde kimler varsa ortaya çıkarılır, biz de Türkiye'nin dostları kimler düşmanları kimler bunu biliriz. Bunların hiçbiri yapılmadı, Türkiye'nin bir an önce normalleşmesi lazım."

"HÜKÜMET KENDİNİ ZORDA HİSSETTİKÇE DAHA BASKICI UYGULAMALAR YAPIYOR"

Bir süreden beri Türkiye'nin hem iç politikada hem dış politikada hem de ekonomide gittikçe kendisini zorladığını ve bu zorlamanın toplumla hükümetin bağlarının koptuğunu gösterdiğini kaydeden  CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı "Hükümet kendini zorda hissettikçe daha baskıcı uygulamalar yapıyor. Türkiye'nin siyaset sistemi batıdan, şeffaflıktan, demokrasiden uzaklaştıkça Türkiye gibi yabancı yatırıma ihtiyaç duyan ülkelerden yabancı yatırım kaçmaya başlar iç yatırımcı bu ülkede yatırım yapmamaya başlar. Dolayısıyla ekonomi bir döngüye girer. Buna neden olan şey de Türkiye'de yaşanan siyasi gelişmeler olarak ortaya çıktı ki hükümet bizzat bunu yarattı. Muhalefet partileri buna itiraz edince diyorlar ki 'Bunlar zaten bazı terör örgütleriyle iş birliği yapıyorlar, bunlar hainlik yapıyorlar, bunlar faiz lobisinin adamları'… Bu hakaretlerin sonu yok. Peki, bu itirazları yapan kim? Bu ülkenin kurucusu partinin genel başkanı  ve milletvekilleri. Son genel seçimlerde yüzde 25 oy almış yani her dört seçmenden birini temsil eden bir siyas parti" dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi dışındaki muhalefet partilerinden de gelen eleştiriler olduğunu ifade eden Salıcı "Şu ana kadar bu eleştirileri düşmanlıkla ya da hükümetin politikalarına Türkiye'nin çıkarlarına aykırı olmakla geçiştirdiklerini düşünüyorlardı. Şimdi kendi partilerinin içinde önemli görevler almış, kendi oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilmiş, kendi oylarıyla Başbakanlık Yardımcılığı yapmış kişilerden de bu suçlamalar geliyor onlara da dönüp diyorlar ki 'Kimlerin yanına düştüğünüze iyi bakın, 2019 provası yapıyorsunuz, siz yarın öbür gün muhalefetle paydaşlık yaratmaya çalışıyorsunuz.' Bir gün de elinizi vicdanınıza koyun ve deyin ki 'bırakalım bu insanların niyetlerinin ne olduğunu söyledikleri doğru mu, yanlış mı, buna bakalım', bunu yapmıyorlar. Abdullah Gül, Bülent Arınç, söyledikleri yanlıştır, demiyorlar. Burhan Kuzu, ayar verdiler tweetini geri çekti. 'Söylediği yanlış' demiyorlar, 'partinin uyguladığı siyasete aykırıdır' diyorlar. Biz de onu söylüyoruz, partinizin uyguladığı siyaset yanlış. Eskiden bizim eleştirilerimize maruz kalıyordunuz şimdi kendi içinizden de insanların eleştirilerine maruz kalıyorsunuz. Demek ki, vicdani olarak meşruiyetinizi yitirmeye başlamışsınız, olaya bir de buradan değerlendirsinler" açıklamasında bulundu.

OğuzKaanSalıcı-2

"HÜKÜMET YÖNETEMEDİĞİNİ HER ALANDA GÖSTERDİ"

Erken seçime ilişkin görüşlerini aktaran CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Türkiye'nin bu badirelerden bir an önce kurtulması için erken seçim istediğini çünkü hükümetin artık yönetemediğini her alanda gösterdiğini belirtti. "Dış politika da bunlardan biri" diyen Salıcı şöyle konuştu:

"Dış politika öyle bir siyaset şekli ki, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesi aynı anda ilgilendiren bir siyaset. Hükümetiniz Dışişleri Bakanınız yanlış bir siyaset izlerse size yaptırım uyguluyorlar. Öyle bir hale geldi ki, neredeyse sorunumuz olmayan ülke kalmadı. Böyle bir ortamda bunları aşabilmek için bir erken seçime ihtiyaç var ama hükümet ısrarla erken seçimden kaçıyor. Ben bunu şuna bağlıyorum, yüzde 50 artı bir ile bundan sonra bir Cumhurbaşkanı ya da bizim deyimimizle başkan seçilecek bu başkanın seçilemeyeceğini, kendi partilerinden aday göstereceği başkanı seçtiremeyeceklerini gördükleri için erken seçimden kaçıyorlar."

"BIRAKALIM İNSANLAR KİMİ TERCİH ETMEK İSTİYORLARSA ONA OY VERSİNLER"

CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, seçim barajına ilişkin değerlendirmesinde "Biz barajın olabildiğince düşürülmesi hatta mümkünse baraj olmamasını istiyoruz eskiden beri bizim görüşümüz bu. Barajdan korktuğumuz için değil Türkiye'de temsilde adaletin sağlanamadığını bu şekilde gördüğümüz için. Bu kadar yüksek bir barajda seçmenler şunu yapar, birinci tercihleri olan parti barajı geçemeyecek durumdaysa kendilerine en yakın olduğunu düşündükleri ikinci tercihlerine oy verirler hatta bazen üçüncü tercihlerine oy verirler." ifadelerini kullandı.

"Bırakalım insanlar kimi tercih etmek istiyorlarsa ona oy versinler. Onların iradesi parlamentoya yansısın" diyen Salıcı sözlerini şöyle sürdürdü:

"Fakat burada şöyle bir denklem var diyelim baraj olduğu gibi kaldı, hükümetin şu anda fiili bir ortağı var, yasal olarak kurgulanmamış olsa bile fiilen bir ortağı var. Kim? Milliyetçi Hareket Partisi, 2019'daki Başkanlık seçimlerinde de Tayyip Erdoğan'ın adaylığını destekleyeceğini kamuoyuna ilan etmiş bir parti. O parti şu an baraj altında, bu partiyi kurtarmak için ya bir operasyon yapacaklar ya barajı aşağıya çekecekler ki benim anladığım ve gördüğüm kadarıyla Milliyetçi Hareket Partisi'nin talebi de bu ya da bir ittifak organizasyonu yapacaklar ki Milliyetçi Hareket Partililer o ittifak sayesinde parlamentoda temsil edilebilsinler. Barajın düşürülmesini tercih ederim ama ittifak ya da farklı bir hülle yoluyla Milliyetçi Hareket Partisi'ni Meclis'e taşımayı sağlayacak herhangi bir uygulama Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren seçmenin vicdanında olumsuz yankılanır. Bu ülkenin en eski geleneği olan partilerinden biridir, Milliyetçi Hareket Partisi. Biz farklı partileriz ama bu ülkenin köklü geçmişi olan kurumlara, siyasi partilere ihtiyacı var. Milliyetçi Hareket Partisi de böyle bir parti. Beş sene önce 15 sene önce kurulmuş bir parti değil dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi'nin parlamentoda temsilinin olması gerekir mi? Evet olması gerekir ama bu olacaksa barajın düşürülmesi yani tüm siyasi partilere uygulanacak şekilde barajın düşürülmesi şeklinde gerekir. Öbür taraftan da Adalet ve Kalkınma Partisi burada bir tercih yapmak zorunda kalacak ya fiili ortağını kurban edecek ya da 2019 Başkanlık seçimlerini kurban edecek."

OğuzKaanSalıcı-3

"ULUSLARARASI SİYASETTE HİÇBİR YALNIZLIK ÇOK DEĞERLİ DEĞİLDİR"

Son olarak dış politika konusunda açıklama yapan CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, hükümetin 2002 yılında başa geldiğinde "Biz komşularla sıfır sorun politikası izleyeceğiz" dediğini ancak bugün gelinen  noktada tüm komşularla sorun olduğunun altını çizdi.

"Hatta geleneksel ittifaklarımızla da problem yaşıyoruz" diyen Salıcı sözlerini söyle tamamladı:

"Sonra başka bir konsepte geçildi. 'Türkiye çok haklı şeyleri kutsal değerleri savunuyor, hakkın, adaletin, hukukun yanında duruyor, bu bazı ülkelerin çıkarlarına uymuyor onun için biz artık değerli bir yalnızlık içindeyiz' dediler. Uluslararası siyasette hiçbir yalnızlık çok değerli değildir. Yalnız kaldıysanız izole edilmişsiniz demektir, ticari bağlarınız azalmış, siyaseten ülkenizin ve kendi vatandaşlarınızın çıkarılarını korumaktan uzaklaşıyorsunuz demektir. 'Değerli yalnızlık' diyen hükümet, Kudüs kararında 128 ülkenin destek verdiği Türkiye'nin de önemli bir rol oynadığı İslam İş Birliği Teşkilatı'nın toplantıya çağrıldığı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ciddi bir lobi faaliyetinin yürütüldüğü bir Kudüs vakasını iyi yönettiğini gururla ifade ediyor değil mi? Eğer siz çok yalnız olursanız bu tür kararlarda geri planda kalırsınız o nedenle esas olan yalnızlık değil başkalarıyla beraber iş birliği yapabilmektir, başka ülkelerin de çıkarlarını kendi çıkarlarınızla örtüştürebilmektir. Sonra geldiğimiz noktada hükümet ne dedi? 'Biz dostlarımızı artıracağız, düşmanlarımızı azaltacağız',  bu zaten geçmiş dönemde düşmanlarımızın artırıldığının bir itirafıydı, bunu  Sayın Binali Yıldırım 65. Hükümet programında Meclis'te okudu.

Uluslarası ilişkilerde eğer siz herkesle kavgalıysanız dönüp de size 'çok doğru şeyler söylüyorsunuz ama biz ne yapalım mecburen sizinle kavga ediyoruz' demezler, size yaptırım uygular. Sizin elinizi zayıf düşürecek hamleler yaparlar. Örnek, Suriye. Suriye'de ABD'nin, Rusya'nın, İran'ın yaptıklarına bakın. 'Koalisyon' adı altında bir sürü ülkenin askerlerinin olduğu bir coğrafyadan bahsediyoruz ama aynı zamanda Türkiye'nin en uzun sınırı olan komşusundan bahsediyoruz. Bu ülkeler yarın öbür gün çekip gidecekler ama biz bu komşu ülkeyle birlikte kalacağız ve ülkemizde de 3,5-4 milyon arasında Suriyeli mülteci var. Suriye'de bir sıkıntı yaşanıyor olmasının yükünü kim çekiyor? Türkiye çekiyor. Bu kadar mülteci Türkiye'ye canını kurtarmak için geldi, o insanları kınayacak halimiz yok ama 'bu insanlar Türkiye'ye niçin geldi?' sorusunu da sormamız lazım. Eğer orada bir rejim değişikliğine girişilmeseydi, Türkiye orada 'muhalif' adı altında önüne her gelen cihatçı örgütü desteklemeseydi, bu insanlar Türkiye'ye sığınmak zorunda kalır mıydı? Kalmazdı. Türkiye'nin sınırında hükümetin 'terör bandı' dediği bir bant oluşur muydu, oluşmazdı. Türkiye buügn Afrin'e operasyon yapmayı konuşur muydu, konuşmazdı. Membiç'i konuşuyor olur muyduk, olmazdık. Peki, biz bu işi niye yaptık? Yedi yıl önce hiçbir sorunumuz olmayan bir ülke ile niye kapıştık? Şu anda hükümet bir beka meselesinden bahsediyor. Bu beka meselesi 2000 yılında var mıydı, yoktu, 2005'te de yoktu. Türkiye bu kadar ağır bir noktaya geldiyse çok özür dilerim ama hükümetin uygulamış olduğu yanlış politikaların sonucunda geldi. Şu an Avrupa Birliği ile de ilişkilerimiz döneminin en kötü durumunu yaşıyor. En son Avrupa Parlamentosu Türkiye ileilişkilerin dondurulmasına dair bir tavsiye kararı oyladı. 64'e karşı 447 ile geçti."

Röportaj: Tuğçe Akkaş