Mustafa Kemal Atatürk Japonca Biliyor Muydu?

Mustafa Kemal Atatürk Japonca Biliyor Muydu?

Çekimleri yeni tamamlanan "Yuvaya Dönüş" adlı filmin yapımcısı ve filme konu olan "Tahran'dan Kaçış" adlı romanın yazarı, gazeteci/yazar Erdal Güven, CRI TÜRK Özel'de Özlem Arıkan Serbez'in konuğu oldu. Güven, filmin çekimlerinden altında yatan tarihi hikâyeden ve Türk – Japon ilişkilerinden bahsetti.

Erdal Güven, 2019 yılının Japonya'da Türk Yılı olması ve filmin Japonya prömiyerinin de 30 Nisan'da yapılması planlandığı için prodüksiyonu beş haftada Kapadokya'da bitirmek durumunda kaldıklarını belirterek şunları söyledi; "İran, Japonya ve Türkiye'de geçen filmin İran kısmını, Tahran Havaalanı'nı Nevşehir'de çözdük. Nevşehir sonrasında İstanbul'da bir haftalık bir çekimimiz oldu ve Japonya'da yine bir haftalık çekim yapacağız."

Filmin Konusu

Erdal Güven, gerçek bir tarihi olaya dayanan "Yuvaya Dönüş" filminin konusunu şu sözlerle anlattı; "1985 yılında İran - Irak Savaşı esnasında Irak lideri Saddam, İran'ı bombalama tehdidi ile tüm yabancıların orayı terk etmesi için 72 saat süre tanır. Bu süre zarfında,Tahran'da mahsur kalan 215 Japon yolcunun THY uçağı tarafından tahliye edilmesini konu alan bir kitap olan Tahran'dan Kaçış romanının konusunu, 2019 yılının Japonya'da Türk Yılı ilân edilmesi nedeniyle günümüze taşıyan bir senaryo yazıldı. Türkiye'ye getirilmek üzere Tahran'dan uçağa bindirilen 215 Japon yolcu arasında olan Keiko adlı bir genç kız ile Türk istihbarat subayı Üsteğmen Zafer arasında büyük bir aşk yaşanmaktadır. Zafer, Keiko'yu son anda uçağa yetiştirir ama sevgilisinin hamile olduğundan haberi yoktur. 30 yıl sonra ölen Keiko, ardında kızı Yumi'ye tüm gerçekleri anlatan bir mektup bırakır. Yumi, hayal kırıklıklarıyla birlikte babasının izini sürmek üzere Türkiye'ye gelir. Bir yandan babasını ararken diğer yandan da Kapadokya'da tanıştığı birine aşık olur."

"Hayatımda ilk kez bir kitabı filmini çekmek için yazdım"

12 tane kitabı olan Erdal Güven, hayatında ilk kez bir kitabı filmini çekmek için yazdığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü; "Filmin ilk yedi buçuk dakikası, yazdığım kitabın gerçek hikâyesi oldu ve ondan sonrasını senaristler, gerçek hikâyelerden yola çıkarak yazdılar. Ana hikâyeyi ben yazdım. Senaryo yazım süresinde acı çektim. Ben aslında gazeteciyim daha sonra yapımcı da oldum. Bana filmde Turgut Özal'ı oynamamı teklif ettiler, zaten basın dünyasında da benzediğim için bana Küçük Özal derlerdi, ben de kabul ettim ama Özal'ın sahnesini atıldı. Daha sonra, Kapadokya'da çok şirin bir karakol sahnesi vardı, orada da bizim rahmetli Zeki Alasya gibi sevimli bir komiser rolü vardı, onu oyna dediler, tam kabul ettim ki onu da filmden çıkarttılar. Dolayısıyla filmde oynayamadım."

"Furkan Palalı, Japon genç kızlarının beğeneceği bir tipe sahip"

Burhan Öcal ve Ayten Uncuoğlu'nun başarılı oyunculuklarıyla filmi bir üst segmente taşıdığını vurgulayan Güven, oyuncularla ilgili şunları söyledi; "Furkan Palalı, yeni neslin çok başarılı oyuncularından biri ve onu seçmemizin temel nedenlerinden biri de başarı kıstasını tamamlamasının yanı sıra, Japon genç kızlarının beğeneceği bir tipe sahip olmasıydı. Japon kızlarının yabancı erkek algısı çok farklı ve Furkan tam onlara hitap ediyor. Megumi Masaki adlı Japon oyuncumuzun da filmimizden sonra, Türk dizi sektörünün Japon kadın oyuncu ihtiyacını karşılayacağına inanıyorum. Yönetmenimiz Hakan Kurşun'un hem duyguyu çok iyi verdi hem de çok sinematografik kareler çekmiş. Dramatik kurgusu çok iyi olan bir film çektiğimize inanıyorum."

Yönetmene Müdahale

Yapımcı ve yazar olarak, yönetmene karışmadığının altını çizen Erdal Güven, Hakan Kurşun'un yaklaşık üç buçuk ay boyunca bu filmle yatıp kalktığını, hatta kimsede görmediği bir şekilde çekimlerin ilk üç gününde yemediğini, içmediğini, uyumadığını ve sadece filmle ilgilendiğini belirterek, bu şekilde kendini adayan birine müdahale etmenin hoş bir şey olmayacağını ifade etti.

"Japonya'yı iyi bildiğimi iddia edebilirim"

7 sene Hürriyet Gazetesi Tokyo temsilcisi olarak çalışmış ve Türkiye-Japonya arasındaki ekonomik ilişkilere danışmanlık yapan bir Japonya uzmanı olarak Güven, iki kültürü yansıtan bu filmin çekimleri esnasında set danışmanlığı yaptığını dile getirdi. Bunun yanı sıra da Japon danışmanlar ile sürekli iletişim halinde olduklarını, her ayrıntıyı hassasiyetle kontrol ettiklerini söyledi.

Japon ve Türk Kültürleri Birbirine Benziyor Mu?

Erdal Güven Türk ve Japon kültürlerinin benzerlikler, farklar ve Japon zaman mevhumu hakkında şu değerlendirmelerde bulundu; "Her iki tarafta da Orta Asya kültürü ve anaerkil bir kültür hakimdir. Kadın ve anne, her iki kültürde de çok önemli bir figür. Mehmet Akif Ersoy'un Safahat'ta "Sorunuz şimdi bu Japonlar nasıl bir millettir diye… Onları tarif etmek çok da zor değil, tek eksikleri tevhit" diye yazmıştır. Yani aslında o kadar iyi ve düzgün insanlar ki bir Müslümandan tek eksiği, kelimeişehadet getirmek diyor. Toplum olarak çok benziyoruz ancak zaman içinde yaşam şeklinde değişiklikler olmuş. Bizim daha çok Orta Doğu kültürünü almaya başlamamız ile beraber, zaman mevhumu bizde zaman vakitleriyle değerlendirilmiş. Anadolu kültüründe pek saat yoktur, öğleden önce, kuşluk vakti, akşamüzeri gibi tanımlamalar kullanılır ama bir Japon 12:27 der, ondan önce gelir ve bekler. Metro sistemleri o kadar iyi ki kaç dakikada yürüyecek, metro kaçta gelecek ve kaçta oraya varacak dakikaların hepsi kayıtlı ve buna göre plan yapabiliyor ama şimdi ben buradan çıkıp, karşıda Acıbadem'deki bir toplantıya gidecek olsam, 15 dakikada da gidebilirim, 45 dakikada da 70 dakikada da… Bu nedenle bu konuda ben bizi eleştirmiyorum çünkü çaba sarf etseniz de dakik olmak sadece kültür ile değil, aynı zamanda teknolojik altyapıyla da ilintili. Ayrıca da aynı saatte herkes dakik olarak işe gitmeye çalıştığında da Japonya'da o videolarını gördüğünüz kondüktörlerin insanları iterek vagonlara sıkıştırdığı görüntüler ortaya çıkıyor. Bu nedenle, Japon disiplinini alalım, Türk ve Japon kültürleri zaten birbirine çok yakındır. Çok da birbirimizi kopyalamayalım. Herkes birbirini tanıyor ve seviyor, amacımız kendi kültürümüzü onlara daha iyi tanıtabilmek olmalıdır. Kurucusu olduğum Türk-Japon İş Adamları Derneği olarak da mottomuz; eğer iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmek istiyorsak, önce birbirimize kültürümüzü anlatmalıyız."

Türk-Japon İlişkileri

Erdal Güven, Türk Japon ilişkilerinin tarihini şu sözlerle anlattı: "1800'lü yılların sonunda, bir gezgin, din adamı ve seyyah olan Abdürreşid İbrahim, Sultan Abdülhamit'e Japonya'yı anlatmış. Abdülhamit, Japon İmparatoru Meiji'ye mektup yazarak, onu İstanbul'a davet etmiş. Şimdiki imparatorun dedesi olan Meiji'nin yeğeni olan prens İstanbul'a gelmiş hediyelerle ve Sultan Abdülhamit de bu ziyaretin karşılığında, Ertuğrul Fırkateyni'ni Japonya'ya göndermiş. Burada çok önemli bir kültürel dizilim var. 1890'da Ertuğrul Fırkateyni'nin dönüş yolunda batması ve altı yüze yakın denizcinin şehit olması üzerine Japonlar bu şehitlere sahip çıkmış, Oşima Adası'nda bir şehitlik vardır ve Oşima Köyü'nde halen devam eden bir gelenekle, üçüncü sınıftan, dördüncü sınıfa geçen çocukların tamamı Türk Marşı'nı öğrenir. Yazılı bir kayıt yoktur ama beşinci sınıfa giden çocuklar, alt sınıftakilere Türk Marşı'nı öğretir."

Mustafa Kemal Atatürk, Abdülhamit Dönemi'nde Japonca mı Öğrenmişti?

Oşima Adası'nda Ertuğrul Fırkateyni'nden kurtulan 69 denizciye bir ay süresince bakılırken yaşanan kıtlık ve sonrasında Mustafa Kemal'in Japonca bilmesine kadar uzanan dönem hakkında Güven şunları söyledi; "69 levende yiyecek yetiştirememiş köylüler ve bu nedenle Japonya'da yardım toplanmış. Bu yardımı bir Japon gazeteci olan Yamada Osmanlı'ya getirerek, Abdülhamit'e sunmuş. Abdülhamit de bu gazeteciye 'Sen Osmanlı topraklarında kal, biz sana İslamiyet'i öğretelim, sen de 7 Türk subayına Japonca öğret diyor. Bunun sonucunda ilk müslüman olan Japon, Yamada'dır ve 7 tane Türk subaya da Japonca öğretmiştir. Çinli bir sosyoloğun yaptığı araştırmaya göre, bu 7 subaydan biri de Mustafa Kemal'dir. Bu Diyanet İşleri'nin yayınlarında da vardır. Bu bir muamma, kesin değil ancak, ben ruhen buna inanıyorum. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk Japonya'ya çok yakınlık duyuyordu ve 1920'li yıllarda Japonya'dan Türkiye'ye gelen ilk elçinin güven mektubu sunma töreninde Japonca bir konuşma yapıyor ve bu kayıtlarda da var. Bu durumda, Mustafa Kemal'in Japonca öğrendiği kesin ama Abdülhamit döneminde mi daha sonra mı orası biraz şaibeli."

2019 Japonya'da Türk Yılı'na Nasıl Proje Başvurusunda Bulunulabilir?

Türk sanatçı, tasarımcı, yönetmenler Japonya'da bir şeyler yapmak istedikleri takdirde, yeni Turizm Bakanı Mehmet Ersoy'un kontrolünde devam eden süreçte, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na müracaat ederek, her türlü projenin sunulabiliyor. Japonya'da da Türkiye Büyükelçiliği koordine ediyor.

Film ne zaman vizyona girecek?

30 Nisan'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Japonya İmparatorunun tahttan feragat törenine katılmasının beklendiğini belirten Güven şöyle konuştu; "Türk Yılı'nda prömiyerimizi Tokyo'da 30 Nisan'da Cumhurbaşkanımızın orada olduğu tarihte yapmak üzere çalışıyoruz. 2019 Eylül ayında da tüm Japonya'da vizyona girmek istiyoruz. Bu amaçla da iki büyük yapım ve dağıtım şirketi ile çalışıyoruz. Dağıtımcılarla henüz görüşme halinde olduğumuz için kesinleşmedi ama 30 Nisan'dan önce de belki 12 Nisan'da Türkiye'de vizyona girebiliriz."

Çok Uluslu Bir Aile Dizisi Yapacağız

"Yuvaya Dönüş" filmini vizyondan sonra Kapadokya'da geçen bir yaz dizisine dönüştürmek istediklerini belirten Erdal Güven sözlerini şöyle sürdürdü; "Kapadokya'da çok fazla sayıda yabancı yaşadığı için zaten çok uluslu bir hayat var ve Kapadokya bir dünya şehri olmuş. Bir mahalle dizisi yapalım ama bu mahallenin içinde yaşayan Fransız, Alman, Japon aile yaşamlarını görelim. Bu dizi projesi dışında da Japon film endüstrisinden Türkiye'de nasıl faydalanabileceğimize kafa yorarak, Japon sinemasını Türkiye'ye açmak istiyoruz. Japonya'nın anime, korku ve aşk hikâyelerini az izleyici de olsa, sinema salonlarına sokmak istiyoruz."

Röportaj: Özlem Arıkan Serbez
Video Link: https://www.youtube.com/embed/FX6gzKzU9is