“Milli Takım sahaya çıktığında Nazi selamı veriyordu”

“Milli Takım sahaya çıktığında Nazi selamı veriyordu”

Gazeteci ve yazar Hikmet Çiçek, yeni kitabı "Nazım'ın Harp Okulu ve Donanma Davaları- Türk Ordusu'na İlk Kumpas"ı CRI Türk'te Irmak Hekimoğlu'nun hazırlayıp sunduğu Pano'da anlattı.

Nazım Hikmet ve arkadaşlarının 1938 yılında yargılandığı Harp Okulu ve Donanma Davaları ile Türk Ordusu'na ilk kumpasın kurulduğunu anlatan Çiçek, günümüzde de bu davaların çok benzerlerinin FETÖ kumpası olduğu 12 yıl sonra ortaya çıkan Ergenekon-Balyoz-Poyrazköy davaları olduğunun altını çizdi. Çiçek, Türk Ordusu'na kurulan bu kumpasların benzerliklerini dile getirerek şunları kaydetti:

"Bugün Ergenekon-Balyoz davaları dediğimizde akla ilk gelen ve hâlâ firari olan o dönemin savcısı Zekeriya Öz. O döneme baktığımızda da Donanma Davaları'nda askeri hâkim olan Şerif Budak tıpkı Zekeriya Öz gibi bir anti-komünist, Kemalist Devrimlere karşı ve aynı zamanda da bir Nazi hayranı. O dönemdeki ağır mahkumiyetler de Budak'ın gayretiyle ne yazık ki ortaya çıkıyor. İsmet Paşa hükümetinin Nazi Almanyası ile yakın ilişkileri ve Nazi hayranlığı bu davalara en büyük etkendir.  Dönemin Genelkurmay Başkanı olan Mareşâl Fevzi Çakmak da bu davalarda belirleyici rol oynuyor. Fevzi Çakmak da tıpkı Budak gibi Kemalist Devrimleri içine sindirememiş ve Nazi hayranı bir kişilik. Öyle ki o dönemde Milli Takım sahaya çıktığında Nazi selamı veriyor. Durum bu kadar vahim."

"İÇİNDE HİLAFET ÖZLEMİ OLAN BİR SİYASİ ANLAYIŞ VAR"

Gazeteci ve yazar Hikmet Çiçek, Türk Ordusu'na yönelik kumpasların sebebini ise şöyle açıkladı:

"Kemalist devrimleri hazmedemeyen bir güç var. Bu güç, 81 yıl önce neyse şimdi de o… Türkiye'yi çağdaş, demokrat ve laik bir toplum olmaktan çıkarmak isteyen, içinde hilafet özlemi olan bir siyasi anlayış var."

Ergenekon ve Balyoz sürecinde dönemin Genelkurmay Başkanı olan ve yargılanan İlker Başbuğ'a yönelik eleştirilere de yanıt veren Çiçek, "İlker Başbuğ'a yönelik eleştirileri kabul etmiyorum. Başbuğ, o dönem çok dik bir duruş sergiledi. Hem kendine hem de TSK'nın diğer mensuplarına yapılan baskılara göğüs gerdi. Veli Küçük, Albay Atilla Uğur gibi isimler de o dönem yargılandı ve onlar da duruşlarından asla taviz vermeyerek bu davaların kumpas olduğunu sıkça dile getirdi." ifadelerini kullandı. 

Çiçek, Türkiye'nin bu kumpas davalarıyla bir daha karşılaşmaması için nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiğini de şu sözlerle vurguladı:

"Kanımca, Türkiye bu tarz davalara açık olma konumunu ne yazık ki sürdürüyor. Bu tür davalarla bir daha karşılaşmamak için Türkiye'de siyasal iktidarın laik, demokrat, devrimci ve Kemalist bir yönetim olması gerekir."

Haber/Röportaj: Irmak Hekimoğlu